| | Create free blog ( Türkçe , Русский , Deutsch , Español )
Icimizdeki Karanlık
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±Ölüm öncesi yorgunluk var gözlerimde gölgem bile beni boğmak için fırsat kolluyor± ±

Three Days Grace - I Hate Everything About You

(I Hate) Everything About You - Three Days Grace


Every time we lie awake
Uyanık yattığımız her sefer

After every hit we take
Aldığımız her darbeden sonra

Every feeling that I get
Hissettiklerime bakıyorum

But I haven't missed you yet
Ama seni hala özlememişim

Every roommate kept awake
Her oda arkadaşı uyanık kalırdı

By every sigh and scream we make
İç çekişlerimiz ve çığlıklarımız yüzünden

All the feelings that I get
Hislerime bakıyorum

But I still don't miss you yet
Ama seni hala özlemiyorum

Only when I stop to think about it
Sadece bunu düşünmeyi bıraktığımda

I hate everything about you
Senin her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Seni neden seviyorum

I hate everything about you
Senin her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Seni neden seviyorum

Every time we lie awake
Uyanık yattığımız her sefer

After every hit we take
Aldığımız her darbeden sonra

Every feeling that I get
Hissettiklerime bakıyorum

But I haven't missed you yet
Ama seni hala özlememişim

Only when I stop to think about it
Sadece bunu düşünmeyi bıraktığımda

I hate everything about you
Senin her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Seni neden seviyorum

I hate everything about you
Senin her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Seni neden seviyorum

Only when I stop to think
Sadece düşünmeyi bıraktığımda

About you, I know
Seni, biliyorum

Only when you stop to think
Sadece düşünmeyi bıraktığında

About me, do you know
Beni, biliyor musun

I hate everything about you
Senin her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Seni neden seviyorum

You hate everything about me
her şeyimden nefret ediyorsun

Why do you love me
Neden beni seviyorsun

I hate
Ben nefret ediyorum

You hate
Sen nefret ediyorsun

I hate
Ben nefret ediyorum

You love me
Sen seviyorsun

I hate everything about you
her şeyinden nefret ediyorum

Why do I love you
Neden seni seviyorum



The Three Grace: Never To Late

Never Too Late


This world will never be
Bu dünya asla
What i expected
Benim beklediğim olmayacak
And if i don't belong  Who would have guessed it
Onu kimin tahmin ettmiş olduğuna ait olmassam
I will not leave alone
Asla yanlız olmayacağım
Everything that i own
Sahip olduğum herşeyle
To make you feel like it's not too late
Seni çok geç olmadığı gibi hissettirmeye çalışırım
It's never too late
çok geç değil
Even if i say It'll be alright
Ben herşey iyi olacak desem bile
Still i hear you say You want to end your life
Hala senin hayatının sonunu istediğini duyuyorum
Now and again we try
Şimdi ve yeniden  deneriz
To just stay alive
Sadece canlı kalmak için
Maybe we'll turn it around
Belki etrafta döneceğiz
'cause it's not too late
Çünkü geç değil
It's never too late
Çok geç değil

No one will ever see This side reflected
Şimdiye kadar kimse bu tarafın yansıdığını görmeyecek
And if there's something wrong
Ve eğer birşey yanlışsa
Who would have guessed it
Kimin tahmin ettiği
And i have left alone
Ve yanlız ayrılırım
Everything that i own
Sahip olduğum herşeyle
To make you feel like It's not too late
Seni çok geç olmadığı gibi hissettirmeye çalışırım
It's never too late

--nakarat--
The world we knew Won't come back
Bu dünya geri gelmeyecak biliyoruz
The time we've lost Can't get back
Kaybettiğimiz zaman geri gelmeyecek
The life we had Won't be ours again
Sahip olduğumuz hayat bize geri gelmeyecek

--nakarat--

Three Days Grace :Pain...Türkçe çevirisi...

 

 Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all

You're sick of feeling numb
You're not the only one
I'll take you by the hand
And I'll show you a world that you can understand
This life is filled with hurt
When happiness doesn't work
Trust me and take my hand
When the lights go out you will understand

Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all
Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all

Anger and agony
Are better than misery
Trust me I've got a plan
When the lights go off you will understand

Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all
Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing
Rather feel pain

I know (I know I know I know I know)
That you're wounded
You know (You know you know you know you know)
That I'm here to save you
You know (You know you know you know you know)
I'm always here for you
I know (I know I know I know I know)
That you'll thank me later

Pain, without love
Pain, can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all

Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all
Pain, without love
Pain, I can't get enough
Pain, I like it rough
'Cause I'd rather feel pain than nothing at all
Rather feel pain than nothing at all
Rather feel pain

 

Türkçe Çevirisi:

Acı- Aşksız

Acı- Yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

 

Uyuşuk hissetmekten bıktım

Tek dğeilsin

Seni elinden tutup alacağım

Ve sana anlayabileceğin bir dünya göstereceğim

Bu hayat eziyetle dolu

Mutluluk işe yaramadığında

Güven bana elimi tut

Işıklar söndüğünde anlayacaksın

 

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

Acı- Aşksız

Ac- yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

 

Öfke ve mücadele ıstıraptan iyidir

Güven bana bir planım var

Işıklar söndüğünde anlayacaksın

 

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Ac- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

ACIYI tercih ederim

Biliyorum yaralısın

Biliyorum snei kurtarmak için buardayım

Biliyorsun senin için hep buradayım

Biliyorum bana daha sonra teşekkür edeceksin

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Ac- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Ac- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

Acı- Aşksız

Acı- yeterince alamıyorum

Acı- sert hoşuma gidiyor

Çünkü hiçbirşey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğlerim

ACIYI tercih ederim

Dark Sanctuary Music & Victoria Francés Art

Victoria Frances eserleri hayranlığım bitmiyor bakarak çizmeye çalıştım..

Vampir Kokusu Baştan Çıkarılmanın Kokusudur-

Baudelaire, Le Vampire... Bize onlar hakkında bilmemiz gereken her şeyi anlatıyor:

“Sen ki bir hançer gibi
Sızlayan kalbime daldın
Sen iblisler gibi güçlü
Çılgın ve süslü geldin.”

Vampir korkusu, ölüm korkusu değildir. Vampir, yaşama ya da ölüme ait değildir. Genç ve ölümsüzdür. Kurbanlarına vaat ettiği kanlı bir acı değil, kanlı bir zevktir. (Vampirin dişlerini geçirdiği kurban, çoğu zaman başını geriye atıp gözlerini kapatır ve yarı aralık dudaklarında, şehvetli bir gülümseme belirir.) Vampir korkusu, baştan çıkarılmanın korkusudur. Ve vampir çoğu zaman hem korkulan, hem de arzulanan bir figürdür. O kadar güzeldir ki, kalpleri sızlatır.

ŞAİR BAŞTAN ÇIKARILMIŞTIR
Televizyon tarihinin en çekici 'ruh sahibi' vampir karakterlerinden Angel, karizmatik bir gülüşle 'Le Vampire' şiirini okuyarak eski günleri yad eder. Baudelaire'le 'oynadığı', onu çıldırtığı zamanları. Angel (Angelus) sıkılıp gitmiş ama Baudelaire onu unutamamıştır. Ve sonunda, ileride Kötülük Çiçekleri'nde yer alacak olan bu şiiri yazar. Şair, baştan çıkarılmış ve bundan zevk almıştır. Ama fantezilere fazla kapılmadan önce, şu 'güçlü, çılgın ve süslü' meselesine geri dönelim:

Aristokrasi! Sarımsak, tabii ki 'alt tabaka'nın besinidir. Vampirler, besin zincirinin en tepesinde yer alır. Aynada görünmezler, sinsidirler. Haçtan ve kutsal sudan korkarlar, çünkü şeytanın tarafındadırlar. Kızdıklarında ya da acıktıklarında vampir yüzüne bürünürler, ikiyüzlüdürler. Yanık ten, halka özgüdür, onlar güneşe çıkmazlar, çıkarlarsa ölürler. Geceleri yarasaya dönüşüp, sisler içinde kaybolabilirler. Tabutta uyurlar. Bazıları uçabilir. Hiçbirinin vicdanı ya da ruhu yoktur. Fırfırlı gömlekleriyle, kol düğmeleriyle, kadife ceketleriyle, çok güzel, çok zengin ve çok süslüdürler. (Tabii 'zamane kızları' için modası geçmiş bir şey bu. Buffy the Vampire Slayer'da Spike, Drakula'nın süsleriyle, şatosuyla ve kibar aksanıyla dalga geçer ve 'bana hâlâ on dolar borcu var, önce onu ödesin' der.) En azından, 18. yüzyılda durum böyleydi.

18. yüzyılda vampirler, Alman şiirinin erotik figürleri olarak varlıklarını sürdürdüler. Yüzyılın sonlarına doğru İngiliz şiirinde de popüler oldular, ama 1818'de İsviçre'de yapılan o meşhur 'toplantı'ya kadar, onları o zamanlar 'kadın işi' denilip küçümsenen roman türüyle- ölümsüzleştirmek kimsenin aklına gelmedi.

VE SHELLEY FRANKESNSTEIN'I YARATTI..
Tıpkı Ken Russell'in 1986 tarihli filmi Gothic'te anlattığı gibi, bir göl kenarında, muhteşem bir malikanede toplandılar. Shelley, Byron ve Doktor Polidori. Absent eşliğinde anlatılan hikâyelerden sonra, Mary Shelley, Frankenstein'ı yarattı. Ama o gecenin bir önemi daha vardı: Bir süredir vampirlerle ilgili saplantılı şiirler yazan İngiliz şair Lord Byron, doktorunun kanına girmeyi başardı ve sonunda Polidori, The Vampyre'yi yazdı. Polidori'nin hayat verdiği ve ilk modern vampir olarak kabul edilen Lord Ruthven karakteri, gücüyle, çılgınlığıyla ve süsüyle, Lord Byron'un ta kendisiydi. (Vampirlere inananlar, 'tehlikeli ve çılgın şair' Byron'un hâlâ aramızda dolaştığını kolaylıkla düşünebilirler.) Polidorinin vampir romanı, neo-gotik türünün başlangıcı oldu ve arkası su gibi geldi. Ancak sonraları Bram Stoker'ın de editörlüğünü yapacak olan Sheridan le Fanu'nun Carmilla'sındaki lezbiyen vampirler çabuk unutuldu ve herkesin diline doladığı Romanya prensi Kazıklı Voyvoda -Vlad Tepeş dışında- bilinen ilk vampirin bir kadın olmasına rağmen, vampirler karşımıza uzun bir süre 'çekici ve kötü' erkekler olarak çıkmaya devam ettiler. Bunun sorumlusu, Drakula'ydı.

“Horlanmış yalnız ruhumdan
Yatağını sermeye bak
Zincire vurulmuş gibi
Sevip bağlandığım alçak.”

Vampirin baştan çıkarıcılığı, yalnızca ölümsüz-ölümcül olmasında değil, 'yasak meyve' olmasında yatar. İleride Buffy, bu yasağı delip Angel'le, Spike'le hatta bir geceliğine, Drakula'yla birlikte olup, Alacakaranlık'taki Bella ve Edward aşkının öncüsü olacaktır ve bu, Lord Ruthven, Kanlı Kontes-Elizabeth (Erzsebet) Bathory ve Kazıklı Voyvoda -Vlad Tepeş kırması Drakula'nın bıraktığı vampir avcısı Van Helsing hariç- en önemli miras olarak görülmelidir. Ama bir kadın, bir vampire âşık olacaksa, o vampirin sadece 'kötü' olması, elbette yetmeyecekti. Çekici ve baştan çıkarıcı olması gerekiyordu, aynı zamanda da sonsuz gençlik/güzellik vaatleriyle dolu olması. Murnau 1922'de Drakula'yı beyazperdeye uyarladı. Sessiz filmin siyah-beyaz vampiri Nosferatu iyiydi, hoştu ama dişleri bir felaketti. Onu mezuniyetinize çağıramazdınız, garip kaçardı. Anne Rice bunun farkındaydı. Bu yüzden, zamanla ön dişler gitti, sivri ve erkeksi köpek dişleri geldi. Uzun tırnakların yerini manikürlü eller aldı. Dağınık saçlar, çarpık gülümsemeler ve romantik döneme özgü tüm 'dandy' cazibe unsurları, bir araya geldi ve Anne Rice'nin vampirleri, yetmişli yıllara damgasını vurdu.

BİR KADIN BAŞKA NE İSTEYEBİLİR
Rice'nin Vampir Günceleri'ndeki ölümsüz erkekler, kıllarını bile kıpırdatmadan kadınları baştan çıkarıyorlardı. İşkence görmüş, 'düşmüş' vampir (Vampirle Görüşme'de çöplüklerde dolaşıp fare avlayan Brad Pitt), şefkat ve şehvet duydularını aynı anda tetikleyen bir yasak meyveydi. Bir 'ruh'la lanetlenmiş Angel, çıplak ve yaralı bedenini çekingen bakışlarla teşhir ederken, 'kötü' vampir Spike, “İnsanlar hâlâ bu Anne Rice saçmalıklarına kanıyor mu?” diyordu. Tabii ki kanıyorduk. Laurell Hamilton'un vampir avcısı Anita Blake hiçbir şeyi altüst etmiş filan sayılmazdı. Ama hâlâ bir şeyler eksikti. Angel kendi seçimiyle 'iyi' olmamıştı, sürekli acı çekiyordu ve karanlık tarafın cazibesine kapılıp da Angelus'a dönüşmediği zamanlar dışında, arzulanmayı reddeden, biraz fazla dostane bir tarafı vardı. Daha kötü, daha çekici, daha eğlenceli bir 'iyi'ye ihtiyaç vardı. Spike. Kendi isteğiyle 'ruh'unu kazandı, sevdiği kadın için 'dünyayı kurtarmak' gibi fedakarlıklar yaptı ve arzularını hiçbir zaman gizlemedi. Kilisede tabii ki çıplak- bedeniyle sarıldığı dev haç onu yakarken bile halinden memnundu. Bir kadın başka ne isteyebilir?

“Nasıl kumarbaz kumara
Nasıl şişesine sarhoş
Nasıl kurtlarına bir leş
Bağlandıysa. lanet sana.”

Baudelaire, Angelus'un sadece kaşına gözüne bağlanmamıştı belli ki. Her yazarın vampirlik kurallarını baştan yazdığı şu günlerde vampirlere yüklenen anlamlar kaçınılmaz bir biçimde- 18. yüzyıl erotizminin (cinsel birleşmenin ya da şehvet düşkünlüğünün sonucu olarak 'veba') dışına taşıyor. Uyuşturucu bağımlılığı (yine Buffy'den örnek vereceğim) vampirizmin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Buffy'nin sevgilisi Riley, sistemdeki kara delikleri görüp ordudan ayrıldıktan sonra kendini 'uyuşturucu'ya veriyor: Gecelerini bir batakhanede, kendini çoğunlukla bileklerini- vampirlere ısırttırarak geçiriyor ve her küçük 'doz' ısırıkla göz bebekleri biraz daha küçülürken, kendinden geçiyor. Tabii seksenli yılların kült filmlerinden Lost Boys'taki Kiefer Sutherland'i de es geçmek olmaz. Ama bağımlılık türlü türlü olabilir. Tüketim, en büyük zaaftır. Buffy'de vampirler, insanları kaçırıp bir fabrikaya götürüyorlar. Seri üretim kan. Kapitalizmin tükettiği, aslında biziz, deniyor. Bir tüketim nesnesi olarak 'vampir' ise, Alacakaranlık'ta karşımıza çıkıyor. Ama bundan önce, Macar kontesi Elizabeth Bathory'i analım:

“Özgürlüğüm boynuna
Bir pala insin istedim
Alçaldım kalleş zehire
Bana bunu ödet istedim.”

'Kanlı Kontes'i altı yüzden fazla genç-bakire kızı öldürmeye iten, gençlik saplantısıydı. Kızların kanının cildine iyi geldiğine ve onu gençleştirdiğine inanıyordu. Zamanla saplantısı büyüdü, buna bağımlı hale geldi. Ve kendini, gerçek bir vampire dönüştürdü.
Bathory'inin arzusu, bugün bir sektöre hayat vermiş olabilir, ancak burada sözü edilen, başka türlü bir şey. İçten ya da dıştan, hiç yaşlanmamak. Doğu Avrupa topraklarından doğan bir mit, Amerikan kültürüne uyarlandığında, gençliğin en büyük erdem -ve tüketim malzemesi- olması da kaçınılmaz. Debussy dinleyen, yüksek sanat düşkünü, bol diplomalı zengin çocukları bu kadar cazip kılan nedir? Stephanie Meyer'in kitaplarının -ve filmin- tek özelliğinin, liseli aşıklardan birinin vampir (ama 'doğru dürüst bir vampir' bile değil) olması doğru değil. Alacakaranlık'taki 'vampirlik', gençlik, güzellik ve zayıflık saplantısı olan bir kültürün hastalıklarına, anoreksiya/blumia nevroza'ya işaret ediyor. Hiç yemek yemeyen bu çok 'cool' çocuklar, güzel giyinip, güzel arabalara biniyorlar. Esas oğlan Edward ise, güneşin altında 'manyak elmaslar gibi' parlıyor. Neden olmasın? Sonuçta en değerli tüketim/arzu nesnelerinden biri olan pırlanta, kan dökülerek elde edilir.
'Vampir'in bu kadar çok yan anlamı varken, yüzyıllardır başı çeken altmetnin cinselliğin- artık 'metnin kendisine dönüşmesi' de kaçınılmaz.

Yine Buffy'den bir sahne:
İnsanları ısırmaması için kafasına çip takılan ama bundan habersiz olan 'kötü vampir' Spike, Buffy'nin arkadaşı Willow'un odasına gelir ve onu ısırmaya çalışır. Başaramaz ve -kaba bir özetle- şunlar konuşulur:
Willow: Bu her vampirin başına gelir...
Spike: Benim değil!
W: Benim yüzümden, değil mi? Ben vampirlerin dişlerini geçirmek istediği türden bir kız değilim. Daha çok 'benim kızkardeşim gibisin' dedikleri türden biriyim.
Ve Le Vampire'ye dönecek olursak:
“Heyhat! Zehir de pala da
Hafife aldılar beni.
Dediler: Pis bir kölesin,
Kurtarmaya değmez seni
Budala! Çabalarımız
Seni ondan kurtarsa da
Hortlayıp öpücüklerden
Doğacak bir vampir daha.”
Yeraltı kulüplerinde takılıp, umutsuzca vampire dönüştürülmeyi -kurtarılmayı- bekleyen Goth'lardan söz ediliyor. İnsanlar vampir, vampirler insan olmak istiyor. İnsanların vampirlere olan hayranlığı, vampirliğe geçiş töreni kurallarını (bir vampirin önce kanınızı içmesi ve sonrasında, siz ölmeden hemen önce size kendi kanını içirmesi gerekir) hâlâ ayakta tutuyor. Vampirliğinden acı çeken modern vampir ise, güneşlenmeyi, yemek yemeyi ve sonunda 'kız'a sahip olmayı arzuluyor. Bu arada, değişimin kaçınılmaz bir sonucu olarak, popüler kültürde iz bırakmış vampir kişilikler ve 'kadınları', hayranları tarafından yeniden eşleştiriliyor. Belki ileride sadece bu konu üzerine birçok postmodern vampir kitabı yazılacak ama şimdilik, kulağa garip geliyor: Lestat, Spike'ye 'serseri' derdi, Buffy Edward'ı çocuksu bulurdu, Elizabeth Bathory ise, Bella'nın kanında yıkanmak isterdi muhtemelen...

Şiirin tümü ;
Le vampire
sen ki bir hançer gibi
sızlayan kalbime daldın
sen iblisler gibi güçlü
çılgın ve süslü geldin

horlanmış yalnız ruhumdan
yatağını sermeye bak:
-zincire vurlumuş gibi
sevip bağlandığım alçak.

nasıl kumarbaz kumara
nasıl şişesine sarhoş
nasıl kurtlarına bir leş
bağlandıysa. - lânet sana.

özgürlüğüm boynuna
bir pala insin istedim
alçaldım kalleş zehire
bana bunu ödet istedim.

heyhat! zehir de, pala da
hafife aldılar beni
dediler: "pis bir kölesin
kurtarmaya değmez seni,

budala! çabalarımız
seni ondan kurtarsa da
hortlayıp öpücüklerden
doğacak bir vampir daha."

 

Kaynak:Facebook Vampirizm ve Sanat sayfası..

Eserlere devam....

İlk İki resim Vampiros adlı albümümden.Tahminimce 2010 albümü olmalı yine harikalar yaratmış kendisi...Tebrik ediyorum Vicotria Frances'i..

 

Bunlarda 

Dark Sanctuary portfolio

 

<br/><a href="http://i27.tinypic.com/2dihe9e.jpg" mce_href="http://i27.tinypic.com/2dihe9e.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

 

Bu resimler http://www.victoriafrancesfan.org/'dan alıntıdır.Genelde victoria frances'i ordan takip ederim..

Victoria Frances ....

19 Ocak 1982 doğumlu, gencecik bir ressam Victoria Frances. Bu genç yaşına rağmen onu bu kadar dikkat çekici, ilgi odağı haline gelmiş ve eleştirilere maruz kalmış biri haline getiren şey ise hiç şüphesiz ki tarzı.

Bilindik ressamların aksine Victoria Frances sıra dışı bir ressam. Kendi akımını yaratmış ve genç yaşında peşinden geniş kitleleri sürüklemiş birisi. Daha da önemlisi, geniş çaplı bir genç kitlesinin de sanata eğilim göstermesini sağlamış biri.

Peki kimdir Victoria Frances? Dediğim gibi 1982, Valencia doğumlu bir ressam var karşımızda. Ve kendisi bir İspanyol. Aslında bu bir çok kişiyi de şaşırtmıyor. Bütün lider ressamlar bir şekilde Latin kökenli değil mi zaten... Genetik kodlarından gelen bir yetenek belki onunki de. Çünkü resimleri kendine hayran bırakacak kadar mükemmelken o herkesi şaşırtıyor ve bugüne kadar resim dersi almadığından bahsediyor. Ve bu genç kadına, birçok resim akadamisinden teklif yağıyor. Ama kendilerinden ders alması için değil, okullarında ders vermesi için.

Frances'i sıra dışı ressam haline getiren ise tutunduğu felsefe ve resimlerinde kullandığı temalar. Victoria Frances, çağımızın gothic ressamı olarak anılıyor. Resimlerinde karanlık, kan, melekler, heykeller, eski dönem giysileriyle donatılmış güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler, mezarlıklar, maskeler, kargalar ve vampirler asla eksik olmuyor. İçerisinde derin anlamlar taşıyan, kişileri derinden etkileyen resimleri kesinlikle inanılmaz derecede gerçeğe yakın çizgiler taşıyor. Bu da slında onun ne kadar yetenekli olduğunun bir göstergesi.

İlk sergisi Favole ile tüm dünya gündemine oturan Frances'in fanatiklerinin en çok sevdiği Frances özelliği ise, kendisini resimlerinde kızlara büründürme huyu. Sergilerinde, seçtiği bir karakterin kılığına giren ve tablosunda canlanıp da çıkmışcasına ortalarda dolanmaya bayılan Victoria Frances, aynı zamanda Gothic foroğrafçılık ile de ilgileniyor. Çektiği fotoğraflar da tabloları kadar etkileyici ve inanılmaz. Ayrıca sadece fotoğraf çekmekle de kalmıyor, birçok gothic fotoğrafçı için poz da veriyor.

Victoria Frances, özellikle de puzzle firmalarının gözde ressamları arasında. Educa Puzzle, 2006 sezonunda Frances'in dört tablosuna yer vermişken, 2007 yılında ünlü alman puzzle markası Heye ile anlaşma imzalayan Frances, 2007 Heye koleksiyonuna Favole sergisinden Angel, Witch, Vampires ve Portrait adlı 4 tablosunu verdi. Beklenenin üzerindeki ilgi ve yaşanan patlama sonucunda Heye 2008 katoloğunda Frances'in yeni 5 tablosuna yer verdi. Ayrıca Educa, 2008 katoloğuna Victoria Frances'in son sergisinin 4 as tablosunu ekledi.

 

Kaynak:Facebook Sayfası:Vampirizm ve Sanat

Victoria Frances -Rebeca Saray - Fortune Teller (2010)

 

 

 

 

Kız nasılda vampire dönüşüyor=)

Bu video favorilerim arasına girmeyi başardı=)Lensler,saç,makyaj ve vampiri vampir yapan köpek dişleri cidden güzel iş çıkarmış buda=)Umarım beğenirsiniz.

 

 

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
.
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page