AŞK bi kibrit tanesine ne çok benzio(aşk'dan yananlar)
bi gün arkadaşın sigarasını yaktım(bn kullanmam) ve kibrit elimi yaktı baktım aşka ne çok benzio ve sonunda bu yazı ortaya çıktı...Aşkın kimseyi yakmaması dileğiyle...
BİR KİBRİT TANESİ
Elimde bir kibrit tanesi,kutunun kırk da biri.Evirip çeviriyorum üşüyen bir çocuğun sıcaklığa hasreti gibi.Yakmak için hareketleniyorum, ama hayır! Yakmamalıyım, yakıp da yanmamalıyım…
Eğer bir kere kibriti çıkardıysan o kutudan,yakmadan koyamazsın…Bir istek, içten bir güdü kemirir beynini.Yerine koymak için teşebbüs edersin ama başaramazsın.Hadi yak…Direnmek nafile,söz geçiremezsin ve yakarsın.
İlk önce sesi ürpertir içini korkuyla karışık bir mutluluk verir.Tüylerin diken diken olur sesin önünde.Artık çok geç barutu çektin bir kere içine…Söndürmek istesen de inandıramazsın bunu istediği, kendine.Sonra barut alev alır yavaştan yavaştan.Parçaları etrafa saçılır büyük bir patlama gibi.Kokusu mest eder artık onun emrine girmiştirsin.O kokuyu çekersin içine hiç bitmesin diye.Kokuda biter,elbet gider…
Her şey yeni başlamıştır, kibrit yeni alev almıştır, ufaktan ufaktan büyüyordur.Sen fark edemezsin büyüdüğünü her an biraz daha canlanır o muhteşem alev, duygularınla.Kibrit yatay yörüngeye yerleşmiştir.Sönecek diye elini bile kıpırdatamazsın, kıyamazsın.Alev büyür, büyüdükçe ısıtır,ısıttıkça ışıtır…Işık alevi alev ışığı besler,birlikte rask ederler.Alevde ışıkda çöpün sağına doğru hareket eder.Onu sıkıca kavrayan parmaklar görünüyordur artık.Usuldan usuldan ısınıyordur parmakların.Isı hareket etmeye başlar durmaksızın, taki kalbine ulaşana dek.Kalbine ulaştığında kanına karışır bu mutluluk, damarlarında hissedersin.Buz tutmuş bedenin hafiften hafiften çözülmeye başlar.İşte o duygu alevden daha güçlü yakar bedenini.İçindeki o ruhu hisseder ve kabullenirsin.
Alev artık öyle bir boyuta ulaşmıştır ki çöpü kıp kızıl olur, külleri sepsert.O saniyeden sonra parmaklarının yandığını hissedersin.Gözünün önünde yanıyorlardır ama elleyemezsin , korkarsın sönmesinden.O sönerse ne sene ışıtır ne de ısıtır.Kabus olur bu duygu ve çığ yaratıp düşüncelerinde üzerini örtersin…Alev inatçı sonuna kadar ilerlemekte.İlerledikçe yanar parmakların,acısını dişlerini sıkarak gidermeye çalışırsın.Öyle bi ana ulaşır ki alevi görürsün parmaklarının arasından geçerken ama fark edemezsin ki, parmakların hissetmiyor alevi.
Artık her şey için çok geç, alev parmaklarını öyle bir yakmıştır ki sanki senin parçan deil, o uzullar senin değilmiş gibi.Üzülme yolun sonu geliyor demektir.Alev için ne yakacak nede yanacak bir şey kalmıştır.devam etmek istese de edemez.Işığı da ısısı da azalmıştır, ama parmakların kopmuş gözlerin kör olmuş gibidir.Fark edemezsin bile, alev söner.Ondan geriye yanmış bir kül kalır ellerinde.Onun için her şey bitse de sende onun iki izi vardır, biri yanan parmakların diğeri yanmış bir kibrit.Hem seni yakmıştır hem kendini ‘o kibrit’…
İşte ‘aşk’da böyledir, acı veren en büyük mutluluk…
Ufuk Karakullukcu
BİR KİBRİT TANESİ
Elimde bir kibrit tanesi,kutunun kırk da biri.Evirip çeviriyorum üşüyen bir çocuğun sıcaklığa hasreti gibi.Yakmak için hareketleniyorum, ama hayır! Yakmamalıyım, yakıp da yanmamalıyım…
Eğer bir kere kibriti çıkardıysan o kutudan,yakmadan koyamazsın…Bir istek, içten bir güdü kemirir beynini.Yerine koymak için teşebbüs edersin ama başaramazsın.Hadi yak…Direnmek nafile,söz geçiremezsin ve yakarsın.
İlk önce sesi ürpertir içini korkuyla karışık bir mutluluk verir.Tüylerin diken diken olur sesin önünde.Artık çok geç barutu çektin bir kere içine…Söndürmek istesen de inandıramazsın bunu istediği, kendine.Sonra barut alev alır yavaştan yavaştan.Parçaları etrafa saçılır büyük bir patlama gibi.Kokusu mest eder artık onun emrine girmiştirsin.O kokuyu çekersin içine hiç bitmesin diye.Kokuda biter,elbet gider…
Her şey yeni başlamıştır, kibrit yeni alev almıştır, ufaktan ufaktan büyüyordur.Sen fark edemezsin büyüdüğünü her an biraz daha canlanır o muhteşem alev, duygularınla.Kibrit yatay yörüngeye yerleşmiştir.Sönecek diye elini bile kıpırdatamazsın, kıyamazsın.Alev büyür, büyüdükçe ısıtır,ısıttıkça ışıtır…Işık alevi alev ışığı besler,birlikte rask ederler.Alevde ışıkda çöpün sağına doğru hareket eder.Onu sıkıca kavrayan parmaklar görünüyordur artık.Usuldan usuldan ısınıyordur parmakların.Isı hareket etmeye başlar durmaksızın, taki kalbine ulaşana dek.Kalbine ulaştığında kanına karışır bu mutluluk, damarlarında hissedersin.Buz tutmuş bedenin hafiften hafiften çözülmeye başlar.İşte o duygu alevden daha güçlü yakar bedenini.İçindeki o ruhu hisseder ve kabullenirsin.
Alev artık öyle bir boyuta ulaşmıştır ki çöpü kıp kızıl olur, külleri sepsert.O saniyeden sonra parmaklarının yandığını hissedersin.Gözünün önünde yanıyorlardır ama elleyemezsin , korkarsın sönmesinden.O sönerse ne sene ışıtır ne de ısıtır.Kabus olur bu duygu ve çığ yaratıp düşüncelerinde üzerini örtersin…Alev inatçı sonuna kadar ilerlemekte.İlerledikçe yanar parmakların,acısını dişlerini sıkarak gidermeye çalışırsın.Öyle bi ana ulaşır ki alevi görürsün parmaklarının arasından geçerken ama fark edemezsin ki, parmakların hissetmiyor alevi.
Artık her şey için çok geç, alev parmaklarını öyle bir yakmıştır ki sanki senin parçan deil, o uzullar senin değilmiş gibi.Üzülme yolun sonu geliyor demektir.Alev için ne yakacak nede yanacak bir şey kalmıştır.devam etmek istese de edemez.Işığı da ısısı da azalmıştır, ama parmakların kopmuş gözlerin kör olmuş gibidir.Fark edemezsin bile, alev söner.Ondan geriye yanmış bir kül kalır ellerinde.Onun için her şey bitse de sende onun iki izi vardır, biri yanan parmakların diğeri yanmış bir kibrit.Hem seni yakmıştır hem kendini ‘o kibrit’…
İşte ‘aşk’da böyledir, acı veren en büyük mutluluk…
Ufuk Karakullukcu










