| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Yazılar arşiv 08.2007 Other entries in 2007-08 resimler , videolar

Hiç Böyle evlenme teklifi duydunuz mu???

 
 
 

Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:

– Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?

– Asla!

– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?

– Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de.

Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.

Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:

– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.

Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:

– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.

Efendimizin gence emri:

– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.

– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..

– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.

Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta...

Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:

– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!

Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!

Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır...

Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.

– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:

– Sen Saad mısın? buyurur.

– Evet, deyince de dua eder:

– Ceddine saadetler!..

Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar... Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:

– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!

Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:

– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!

Bir hayret nidası daha:

– Allahü Ekber!

Sonra döner, oradakilere hitap eder:

– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:

– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!

Ve hayret nidaları birbirini takip eder: – Allahü Ekber! Allahü Ekber!...

Rabbim bizede böyle iman nasip etsin inşallah...

Onun Hikayesi:=(



Doguverdi, Anadolunun bir dag köyünde,
mutluydu
Sıcak toprakla dolu beşiginde
Yavaş yavaş büyüdü
Kalbinin sevgiyle çarptıgı yerde
Sonra hayat atıverdi
Şehrin karanlık sokaklarına
Artık büyümüştü
Ağır bir yük çöktü omuzlarına
Bazen siyahmı siyah
Bazen pembe geçen günler
Ne olduğunu anlayamadan
Artık kimsesiz yaşlı biriydi

Sigarasından bir nefes çekti
Bitmemişti dogduğu yerlerin hasreti
Gözleri daldı, kalbi durudu
Geçenin karanlıgında 
Omuzları  düştü, öylece kaldı


yunus al 27 Mart 2007

İşte budur hayat!!!:=)

ne kadar yaşarsan yaşa
sewdiğin kadar ömrün..
gülebildiğin mutlusun.
üzülme bilki;
ağladığın kadar güleceksin.
sakın bitti sanma herşeyi..
sevdiğin kadar sevileceksin
güneşin doğuşundadır
doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine
değer verdiğin kadar insansın
bugün yalan söyliyeceksen eğer;
bırak!
karşındaki sana güvendiği kadar insansın.
unutma!
yağmurun ıslattığı kadar ıslak..
güneşin ısıttığı kadar sıcaksın.
kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız..
güçlü hissettiğin kadar güçlü...
işte budur hayat..

Okuyun ve Şükredin.....:=(


Eğer bu sabah sağlıklı uyandıysanız, bu hafta hastalıktan ölecek 1 milyon kişiden daha şanslısınız...

* Eğer hiç savaşa girmemiş, işkence görmemiş, açlık çekmemişseniz dünyadaki tam 500 milyon kişiden daha şanslısınız...


* Eğer evden çıkınca bir kazaya, tutuklanmaya, işkenceye uğrama ihtimaliniz yoksa 3 milyar kişiden daha iyi durumdasınız...

* Eğer buzdolabında yiyeceğiniz, sırtınızda giysiniz, üstünüzde çatınız ve uyuyacak yeriniz varsa dünyanın % 75'inden daha zenginsiniz...

* Eğer bankada ve cüzdanınızda sizi rahat geçindirecek paranız varsa, birilerine yardım edebiliyorsanız dünyanın ilk % 8 zenginlerindensizinz...

* Eğer anna-babanız sağsa ve evliyse, bütün sevdikleriniz yanınızdaysa dünyada ender bulunan kişilerdensiniz...

* Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsanız yeryüzündeki 2 milyar okuma-yazma bilmeyen kişiden daha şanslısınız...

Amazon ıı...

KÖPRÜ dergisi-Medeniyet-kış2003-81.sayı
Bahadır Eroğlu-Araştırmacı-Yazar


Eski Çağ tarihçisi Herodot Amazonlara epeyi yer vermektedir. Ancak bu, dağınık bir şekilde kayıtlara geçen efsanelerden daha mevziî kalmaktadır. O, Amazonların hikayesini şu şekilde anlatmaktadır:

Sauromatoe'lerden rivayet olunduğuna göre, Yunanlılar, İskitlerin Oiorpata yani erkek katilleri adını verdikleri Amazonlarla dövüşmüşlerdir. Yunanlılar, Thermadon harbini kazandıktan sonra esir ettikleri Amazonlar'ın hepsini üç gemiye yükleyerek denize açılmışlar, fakat bu kadınlar gemileri ele geçirip tayfaların tamamını öldürmüşlerdir. Ancak gemi kullanmasını bilmediklerinden, akıntı ve rüzgarın etkisiyle İskitlerin ülkesinde karaya çıkmışlar ve meskûn olan bölgelere yürüyerek at sürülerine sahip olmuşlardı. Böylece bu savaşçı kadınlar İskit topraklarını yağma ve talana başlamışlardı.

İskitler, topraklarına ve meskun mahallerine saldıran bu insanların mahiyetini önceleri anlayamamışlardır. Daha sonra, çarpışmalar esnasında maktul düşen Amazonların kadın olduklarını öğrenmişlerdir. Bunun üzerine kendi aralarında aldıkları bir kararla bunlarla savaşmanın anlamsız olduğu kanaatine varmışlar ve seçtikleri gençlerden müteşekkil bir gurubu bunların takibinde görevlendirmişlerdir. İskit gençlerinin uyguladığı taktik; onlara yakın bir mekâna yaklaşarak kamp kurmak ve yaptıklarını taklit etmek oluyordu. Ancak savaş düzeni şekline gelen Amazonlarla savaşa girmemişler ve böylece savaşmak gibi bir niyetlerinin olmadığını fiili olarak gösterme fırsatı elde etmişlerdi. Zamanla karşılıklı ilgi ve ünsiyetle birbirleriyle kaynaşıp evlenmişlerdir. Amazonlar bu gençlerle yaşayarak dillerini öğrenmişlerdir.

Bu kaynaşmadan meydana gelen yeni toplum, İskitlerden ayrılarak başka bir yurt aramışlar ve eski çağ Yunan dilinde Tanais'in ötesi denilen bu günkü Azak Denizi civarında yerleşmeye karar vermişlerdir. Bu topluluğa daha sonra Saurometae denildiği anlaşılmaktadır. Bunların kadınları eski savaşçı ruhlarını koruyarak, erkeklerinin yanında veya yalnız başlarına avlanabilmekte ve savaşabilmekteydiler. Bu bakımdan olsa gerek, Amazonların, İskitlerin kadın savaşçıları olduğunu düşünen tarihçiler olmuştur. Bu topluluk İskitlerin dilini konuşmakta iseler de onlar kadar düzgün konuşamamakta idiler. Bunun sebebi, anaları olan Amazonların, İskitçeyi sonradan (kocalarından) öğrenmeleridir. Bunların adetlerine göre hiç bir kız savaşta düşman erkeği öldürmeden evlenemeyeceğinden, bazı kızlar yaşlandıkları halde kocasız kalmakta idiler

   İzmir kentinin, ismini M.Ö.15.Yüzyılda Doğu karadeniz'in The miskyra kenti çevresinden kalkıp gelen Hititlerin kadın savaşçı papazlardan aldığı iddia edilir. Tarihin ilk yazıcıları, bu esrarlı kadınlara "Amazon"ismini takmştır.
Sağ memeleri kesilmiş, kalkanlı ve mızraklı, sırım gibi vücutlara sahip, adaleli ve yanık yüzlü bu kadınlar, dev gibi atların üzerinde Pagos (Kadifekale)eteklerinden tozu dumana katarak, Meles Çayı kıyılarına ve Halkpınar bağlarına indiler. Uzun saçlı bu kadınların şakaları yoktu ve iyi savaşıyorlardı.
Yerli halkın bu yeni kavimi kabullenmekten başka çareleri olamazdı. Tarihin Babası Halikarnassos'lu Heredotos, Amazonların Yunan dilindeki "Oiorpato"sözcüğünden kaynaklanan "erkek öldürenler"anlamına geldiğini yazmaktadır. Heredot, Strobon, İkonomos ve Halikarnas Balıkçısı gibi yazarlar, bu kadınların ne yaman dilberler oldukları ve Ege'nin en güzel kentine ismimi verirken, tüm dişiliklerini en dipteki harca karıştırdıkları konusunda hemfikirdirler. İzmir gibi,Efes'in de Amazonlar tarafından isimlendirildiği söylencelere karışmış tarihsel gerçektir. Bir başka söylenceye göre ise, bugünkü İzmir yöresinde yaşamış Elektdi isimli bir kavim, Amazonlarla savaşarak onları yenmişti.Sonra, kıralları These, Amazon önderi Smyrna ile evlenmiş ve kente onun adını verdirtti.
Böylece, Herakles ve Thesus mito-öykülerinde ismi geçen Amazon Kıraliçesi Smyrna, kente ismini vermiş oldu.Smyrna..

Anadolunun mitolojik kadın savaşçıları...

Alıntı:Ege Bora Eşiz - TÜRSAB Dergisi sayı 221

Aralarına asla erkek almayan Amazonlar’ın efsanesi, Anadolu’nun en önemli söylenceleri arasında yer alıyor. Tarihin babası sayılan Bodrumlu Herodotos’tan, destanları ile ünlü İzmirli ozan Homeros’a kadar birçok kaynakta adı geçen bu savaşçı kadınların at binmedeki yetenekleri ise dillere destan...

Amazonlarla ile ilgili bilgilerin çoğu, bu savaşçı kadınların Anadolu’nun kuzeyinde; Ordu yakınlarındaki Terme «ayı civarında, Themiskyra adlı kentte yaşadıkları yönünde toplanıyor. Yüzyıllardır merak konusu olan Amazonlar oldukça ilginç bir topluluk. En önemli özellikleri en az erkekler kadar hatta efsanelere göre erkeklerden çok daha iyi savaşmaları olmuş. Bu yiğit kadınların, güzelliklerinin yanı sıra; çevik, hızlı ve disiplinli olmaları da onları diğer kavimlerden ayıran özellikler arasında sayılmış. Özellikle at binme konusundaki yetenekleri ve at üstünde kazandıkları savaşların ünü, çok kısa zamanda tüm Anadolu’ya hatta komşu ülkelere yayılmış. Babaları savaş tanrısı Ares’ten aldıkları iyi savaşma özelliğinin yanı sıra; anneleri, uyumu ve barışı simgeleyen Harmonia’dan aldıkları barışı sağlama ve koruma bilinçleri ile kendilerine haklı bir ün yapmışlar.

At üstündeki hünerleri

Söylenceye göre Amazon kadınları yaşamın her alanına hakim olduğu bir toplumdu. Aralarına erkek almaz, sadece soylarını devam ettirmek için komşu kavimlerle görüşürler ve sonra kendi topraklarına çekilirlermiş. Doğan kız çocuklarını en iyi şekilde eğitirler, onlara at binmeyi, ok atmayı ve yay kullanmayı öğretirlermiş. Erkek çocukları ise, ya bebekken babalarının yanına yollarlar ya da kendilerine ayak bağı olmayacak işlerde kullanırlarmış. Amazonlar, ok atmadaki üstünlüklerinin yanı sıra, “Labris” denilen çift tarafı da keskin olan bir baltayı da çok iyi kullanırlarmış. Savaşlarda, kendilerini savunmak için kullandıkları, yarım ay şeklindeki kalkanları ise pek çok heykele konu oldu.

Tek göğüslerini kesen Amazonlar...

Dilbilimcilerin "Amazon" sözcüğü üzerine yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre; Anadolu’nun Karadeniz Bölgesi’nde yaşamış olan bu savaşçı topluluğun adının anlamının, "Göğüssüz" olduğu ortaya çıkıyor. Söylencelere göre, bu savaşçı kadınlar ok atarken rahatsız olmamak ve yayı daha fazla gerebilmek için tek göğüslerini küçükken keserlermiş. Böylece yayı, zahmetsizce gerebilir ve oku daha da uzağa atabilirlermiş. Bu özellikleri ise savaşlarda onlara ezici üstünlük sağladığından geleneklerini çok uzun yıllar boyunca hiç değiştirmemişler.

Estetik ve dinamizmin simgesi

Birçok mitolojik hikayeye konu olan Amazonlar, estetik ve dinamizmin bir simgesi olarak özellikle yaptıkları savaşları gösteren kabartmalarla, ünlü tapınak ve mezar anıtları süslemişler. Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Bodrum’daki Kral Mausolos’un mezar anıtını (Mozele) süsleyen Amazon Savaşı kabartmaları, göz alıcı bir ustalık ve hayranlık verici bir incelikle mermerde hayat bulmuş asırlar önce...

Anadoluyu savunan kadınlar

Anadolu’ya yapılan en önemli saldırılardan biri olan Truva Savaşı sırasında Amazonlar da savaşmışlar, hatta; erkeklerin arasında, omuz omuza Anadolu’yu savunmuşlar. O kadar ustaca savaşıyorlarmış ki, kimse o parlak zırhlarının, başlıklarının içinde bir kadının olabileceğini düşünemiyormuş. Truva Savaşı sırasında orduyu cesaretlendiren Amazon kraliçesi Penthesileia’nın efsanesi ise oldukça trajiktir. Truva’ya saldırılar başlayınca Amazonlar’ın cesaretini örnek alan diğer Anadolulu ordular da savaşmaya başlamışlar. Karşı tarafın en ünlü kahramanı olan Akhilleus ile Amazon Kraliçesi Penthesileia’nın, savaş alanındaki mücadelesi gerçekten çok zorlu olmuş. Hem Akhilleus, hem de Penthesileia parlak zırhları ve gösterişli başlıkları ile tozlu savaş alanının ortasında birbirlerine doğru yaklaşmaya başlamışlar. Kraliçe keskin baltası ile Akhilleus ise mızrağı ile savaşıyormuş. Kraliçe kusursuz bir şekilde kullanıyormuş baltasını. Hareketleri atik ve hızlıymış.
Göğüs göğüse uzun süren bu dövüş sırasında Akhilleus, düşmanının bir kadın olduğunu aklından bile geçirmemiş. Uzun mücadele sırasında; Akhilleus’un yenileceğini düşünen bir arkadaşı, ikilinin arasına girerek kraliçenin dikkatini dağıtmış. İşte ne olduysa bundan sonra olmuş ve Akhilleus’un fırlattığı mızrağı fark edemeyen Penthesileia, göğsüne saplanan mızrak ile yere yığılmış...

Mızrağın yaraladığı Amazon

Akhilleus, düşmanını yendiği için rahat bir nefes almış ama yine de; içinde bu çok iyi dövüşen düşmana karşı bir saygı, bir hayranlık uyanmış. Toz toprak içinde yatan bedene doğru yaklaşmış ve kendisini bu kadar uğraştıran kişinin yüzünü görmek için, yaralının başını kucağına almış. Bu narin beden karşısında biraz şaşırmışsa da asıl şaşkınlığı başlığı çıkartınca yaşamış. Karşısında bir kadın varmış. Hem de çok güzel bir kadın. Kendi mızrağı ile yaraladığı bu güzel kadın, az önceki zorlu mücadelede kendisini zorlayan askermiş. İnanamamış gözlerine Akhilleus. Öyle ki; ölmek üzere olan kraliçenin güzelliği ve cesareti karşısında, çok etkilenmiş ve aşık oluvermiş bu güzel kadına. Ama olan olmuş ve kraliçe aldığı ölümcül yara nedeniyle son nefesini vermiş Akhilleus’un kollarında. Akhilleus ve Penthesileia’nın bu mücadelesi zamanla o devrin sanatçıları ve ozanları arasında çok sevilmiş ve çeşitli sanat eserlerine konu edilmiş. Eski ve acıklı bir aşktan geri kalanlarla beraber...

Ege Bora Eşiz - TÜRSAB Dergisi sayı 221

Haydi sende uğra:=)Pişman olmucaksın:=)

Sevgili bloggum üyeleri..Sizinle tanışalı epey oldu değil mi???21/06/07'den beridir bloggum sitesinde paylaşımda bulunmaktayım.İyi kötü anlarımız oldu tabi burada..Fakat başladığmdan bu yana bana her konuda destek çıkan utopik,Ultraslan,hikayeci,

İLKNUR şuan aramızda olmasa dahi hep iyi hatırlayacağım kişi white_gull ve adını sayamadığım pek çok  arkadaşlarıma burdan çok teşekkür ediyorum.Evet gün geldi çattı.Artık bana destek olan arkadaşlarıma benimde birşeyler yapıp bu yardımseverliklerine  sözle değil farklı bir yaklaşımla destek çıkmalıyım..Şimdi kısa bir paragraftan sonra asıl konumuza değinmek istiyorum.Herkesin yakından tanımış olduğu bloggum üyesi olan hikayeci arkadaşımızla Ultraslan'nın birlikte açmış olduğu sevgi platformunun ve hertürlü güncel konunun paylaşıldığı bir forum sayfasını sizlere tanıtmaktan onur duyarım.Bu foruma üye olup hem bloggum ailesini genişletmiş olucak hemde bilmediğiniz konularla bilgilenecek,hemde bildiğiniz bir konuyu paylaşıp yardımcı olucaksınız.Evet üye olmak için linki aşağıda veriyorum.Umarım bloggum üyeleri heryerde gösterdiğiniz nezaketinizi ve desteğinizi bizdende esirgemeyeceksiniz.Üye olan ve olmayan bütün arkadaşlarıma burdan teşekkür ederim.Herkese bol eğlenceler ve bol paylaşımlar..

Link:http://www.hikayeci.forumlari.net/

yaşanmış bir sevda masalı:=(

Yaşanmış Bir Sevda Masalı

“(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”.

“Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş…

Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…

Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler…

Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.br>
Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler…

Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…

Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara bu iki çiçeğin, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir.

Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler…

Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...

Mimar Sinandan Mektup Var

Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman  içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.

Hemen Türkiye'nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş.

Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıkmış. "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Heyet Sinan'ın söylediklerini aynen yapmış. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı'nda saklanıyormuş.


Paha Biçilmez Çamur:=)

Caponlar zamanın Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’a gelip “Bey’fendicim bizim için Haliç’i temizlemek çoook çok kolay. Bi  aylık iş. He deyin, hemen başlayalım. Sizden bi kuruş da istemeyiz” teklifini yapmış. Ama karşılığında da “Haliç’in dibinden çıkan büttüün çamur bizim olacak, Caponya’ya götüreceğiz” demişler. Teklif çok cazip ama Dalan deyip geçme, akıllı adam, hemen atlar mı hiç öyle? “Siz bana 2 gün müsaade edin, biraz düşüneyim, sonra size kararımı bildiririm” demiş.

Abicim Dalan accayip pirelenmiş taabi. “Yahu bu işin içinde bi bit yeniği var. Elin Caponu napıcak bu balçığı?” diye diye kafayı sıyırmış. O ara nerden aklına geldiyse bizim Güzel Sanatlar’ı aramış. “Hocalara bi danışayım bakayım ne diy’cekler?” diye düşünmüş. Üstadım hocalar daha mevzuyu duyar duymaz, “Amman sayın Dalan hemmmen bu teklifi reddedin. Haliç’in dibindeki çamur dünyanın en değerli seramik çamurudur. Bunun 100 gramı havada karada enn az 10 bin dolar eder. Bu Caponlar sizi kazıklamaya çalışıyo” diye feryat etmiş. Dalan ertesi gün sınırdışı ettirmiş Capon grubu. Teresler avuçlarını yalaya yalaya binmişler uçağa. Valla bu Caponlardan korkulur abicim. Adamlar neyin hesabını yapıp gelmiş taa buralara...

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page