Su Çürüdü!!!!
gece yoktu.
güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu.
şaklayan kırbaç gibi..
acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık.
sesim yoktu.
karanlığın karnında yitirdim sesimi.
kör bir kuyuda unutulan yusuf'tum belki.
ama durmadan soruyorlardı.
tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı.
ama yine de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar..
Ahmet Telli
Nasıl Bir Duygu Bu?????
Kontrölü kaybettim!!!!!
..hayat.. bana bir kez daha ihanet etti..
!..bazı şeylerin asla değişmeyeceğini kabul ediyorum..!
küçük aklına benim ızdırabımı büyütmesi için izin verdim
ve o beni bir kimyasal bağımlı akıl hastası olarak bıraktı
..?evet, düşüyorum.. yere çarpmama daha ne kadar var?..
..neden yerle bir olduğumu sana söyleyemem..
..?niye yalnız olmayı tercih ettiğimi merak ediyor musun?..
..?gerçekten kontrolü kaybettim mi?..
bir sona geliyorum,
ne olabileceğimi farkettim.
“uyuyamıyorum bu yüzden nefes alıp
en cesur maskemin arkasında saklanıyorum”
kontrolü kaybettiğimi kabul ediyorum
kontrolü kaybettiğimi..
-orjinal-
Life.. has betrayed me once again I accept that some things will never change.
I've let your tiny minds magnify my agony and it's left me with a chemical dependency for sanity.
Yes, I am falling..how much longer 'till I hit the ground? I can't tell you why I'm breaking down.
Do you wonder why I prefer to be alone? Have I really lost control? I'm coming to an end,
I've realized what I could have been. I can't sleep so I take a breath and hide behind my bravest mask,
I admit I've lost control Lost control...
Siz Aşk'ı ne sandınız ki????
Siz aşkı ne sanıyorsunuz ki?
Mesela hiç ölüp ölüp dirildiniz mi gördüğünüzde birini..
Öldüğünüzü bile bile içinize çektiğiniz nefesi hissettiniz mi?
Ve sanki o nefes aldığınız ilk nefesmiş gibi..
Acıyla dağlarken ciğerlerinizi inadına sevebildiniz mi o nefesi?
Siz hiç hafızanıza kazıdınız mı birinin isminden önce gözlerinin rengini?
Birinin sadece tek bir gülüşüne bağladınız mı bütün ümidinizi?
Ve ümit ettiniz mi yine de bildiğiniz halde yitirdiğinizi tüm sözlerinizi?
Birinin gözlerinde görürken uçsuz bucaksız okyanusların maviliğini
Aynı anda duyabildiniz mi içinizde martıların neşeyle gülüşlerini?
Gelmeyeceğini bildiğiniz halde o birinin, inatla pencerenin önünde beklediniz mi?
Beklediniz mi bilirken öldürdüğünüzü hayatınızın binlerce güzel saniyesini?
Bütün sesler anlamını yitirmişken duydunuz mu gaipten o kişinin sesini?
Sessizliğin ortasında aklınızda kalan tek şey onun tek bir hecesi miydi?
Hiç bu kadar acımasız ve koyu karanlık geldi mi geceleri?
Yaşlar süzülürken gözlerinizden geceleri yine de umutla gülümseyebildiniz mi?
Umut anlamını yitirmişken bile neşeyle şarkılar söyleyebildiniz mi?
Kapkaranlık dünyanızda o kişiyi tek ışığınız diye benimsediniz mi?
Tek bir belirsiz ışık ele geçirebildi mi bütün beyninizi?
Dolup taşıp ruhunuzda kalbinize dokunabildi mi?
Görürken dışarıda inci kar tanelerini
Olmayan güneşe uzatabildiniz mi sevinçle minik ellerinizi?
Ona dair şarkılar şiirlerle beslediniz mi bitmek bilmeyen sevginizi?
Aklınızı kurcalarken binlerce küçük sızı siz dönüp yüzünüzü karanlığa ona gülümsediniz mi?

Taşırdınız mı içinizden size sığmayan sevginizi?
Sokaklara haykırdınız mı içinizdeki binlerce güzel dizeyi?
Hiç düşünmeden nedir diye çirkinliği güzelliği
O yüzü ömrünüzdeki en eşsiz yüz kabullenmediniz mi?
Bugüne unuturken dün öğrendiğiniz o çok önemli bilgileri
Yarına bugüne kazıdınız mı onun içinde olduğu bütün saniyeleri?
Yüreğinizle öptünüz mü onun sizi hiç görmeyen gözlerini?
Onun minicik bir bakışıyla beslediniz mi yüreğinizdeki ümitsiz ümitleri?
Onunla süslediniz mi bilmeden bütün düşlerinizi?
Ona adadınız mı hayatınızı, kafesinden kurtulmuş özgür martı yüreğinizi?
Her yağmur yağdığında geldi mi aklınıza onun buğulu güzel gözleri?
Yokluğunda gördünüz mü başınızı çevirdiğiniz her yerde onun gölgesini?
Gidişiyle ağıtlar yaktınız mı hiç ziyaret ettiniz mi
Siyahlar giymiş toprak altı gömülü bütün hayallerinizi?
Kaybettiniz mi umutsuz karanlıkta bile sevinçle şarkılar söyleyen kısık sesinizi?
Ona başlamayan cümleler kurmayı reddeden dilinizi
Kaybettiniz mi birden bire bütün ümit dolu kelimelerinizi?
Boğup öldürdünüz mü acımasızca kısacık mutlu geçmişinizi?
Ağladınız mı geceler boyu beklerken doğmayacak güneşi?
İzlerken bir yaprağın yavaşca yere düşüşünü o minik yaprağı kendinize benzettiniz mi?
Gitmeyi istediniz mi onun bırakıp gittiği gibi?
Susturmak istediniz mi hep onu isteyen, söyleyen yaralı yüreğinizi?
Beklediniz mi?
Pencerenin önünde saatlerce ve gizlice saklarken arkanızda ümidinizi?
Beklediniz mi hep..
Bile bile.. bilseniz bile.. bir daha hiç gelmeyeceğini?..


Yorgunum yaşadıklarımdan:=(
Yorgunum yaşadıklarımdan.
Bıktım bu suskunluktan.
Bitmek bilmeyen mutsuzluktan.
Bir türlü sakladığım yeri bulamadığım minicik umutlarımdan.
Yine de “iyiki yaşandı” demekten utanmam utanamam..
Siz aşkı ne sandınız ki?
Kazıdım içime içinde olduğun binlerce hikayeyi, koparamam.
Acıtsa da yokluğun yanımda hiç olmaman.
Dayanırım ben bunlarla öyle hemen yıkılmam.
Şimdi gelip söylüyor biri aşık olduğunu bana utanmadan.
Aşkı ne sanıyor acaba hiç anlamam!
Onun aşkı sürmez en fazla bir aydan.
İşte bütün bunlar aşkı ayaklar altına alan!
Senin aşkın bir ömür sürmüyorsa içindeki her şey yalan!
Geçmişken üzerinden onca zaman
Benim aklım geçilmez hala ona dair binlerce hatıradan
Ona ağıtlarla gömdüğüm o güzel aydınlık dünyam
Yıllardır kapanmadı biliyorum kapanmaz o derin yaram
Varsın kapanmasın sakınmam kendimi onun açtğı yaradan..
Siz aşkı ne sandınız ki?.
Bilmiyorum:=(
Ağlayamam
Belki sıkıldım yaşamaktan yine
Yazarım şimdi ölümü çağrıştıran iki üç cümle
Yine..
Yatarım yatağıma ağlayamam bir türlü ölesiye
Binlerce gölge gelir üstüme
Binlercesi bağırır yüzüme
Susarım gene
Gün gelir bu da geçer diye
Ağlayamam ölemem bırakırım kendi haline
Acırım kendi halime
Sesiz sesime
Acırım da ağlayamam
Hayat dediler bunun adına:=(
Bir gün yatağımda gözlerimi açtım. Öyle aniden. Her sabah yaptığımız “anne 5 dakka daha” muhabbeti olmadan. Sanki bir başka kokuyordu evim yastığım ve masamın üzerinde duran kitaplar.. önceki gün birisi orda bırakıp gitmiş gibi. Yanımdaki yatakta uyuyan ablamın yüzü ne kadar tuhaf geldi o gün. Kalktım yataktan. Her gün neşeli sesiyle günaydın diyen annem kapıdan girmemişti. Uyuyordu herhalde.. ilk kez sabahın körü annemin güzel sesi olmadan yüzüme bir tokat indirilmiş gibi dinç uyanmışım. O gün fark ettim herhalde. Dolabımı açtım. Daha önce hiç görmediğim kıyafetler geçirdim üstüme. Evim ve yatağım gibi kokuyorlardı.. aşağıya indim aynalardan kaçtım bir süre. Acaba görüntüme de şu tuhaf kokudan sinmiş mi diye?.. korktum bakmadım. Akşamdan hazırlanmış kahvaltı sofrası uslu uslu beklerken burun kıvırdım ona. Çıktım. Sokak gitti ben gittim ama bir türlü varamadık varacağımız yere.. sanki daha önce hiç geçmemişim o sokaktan. Sanki o sokak yürümemiş hiç üstüme. Bir arpa boyu amma uzunmuş oysa.. Sonra tanımadığım insanlar gördüm etrafımda. Bazıları dostum bazıları düşmanlarım oldular birden bire. Her an yüzlerinden düşecekmiş gibi maskeleri ve altlarından tanıdık yüzler çıkacak sanki.. sadece benzetiyor muydum yoksa gerçekten de tanıdık yüzler miydi bunlar? Ne kadar gerçek rüyalar dedim..
Sonrası bilemediğim bulanık hüzünlü parçalı bulutlu hikayeler.. önce sustum. Sonra konuştum. Konuştukça bir şeyleri fark etmeye başladım belki de. Ne kadar ağladığımı bilmiyorum. Rüya olamayacak kadar gerçek olduğunu ilk kez fark ettim herhalde.. ben rüya olarak da görebilirdim. Ben gerçek olarak da görebilirdim. Oysa görme görmeme meselesi değildi mesele. Sonuç orda duruyordu ve gerçekti. Sağdan baksan da gerçekti soldan baksan da gerçekti. Ancak gerçek olabilecek kadar güzeldi gözleri.. ne kadar isyan ettiğimi bilmiyorum. Ama sonuç hala orda duruyordu ve ben dibe batarken artık ona bakabileceğim bir açının bile kalmayacağının farkına varıyordum. Sonraları ikiye bölündü hayatım. O zaman biraz düzen oldu herhalde. Sabah kalkıp gidiyor öğleden sonra geliyordum. Bu ana kadar her şey gerçekti. Sonra bir öğleden sonrası uykusu başlıyordu. Bir anda maskeler düşüyor. Düşler önüme düşüyor. Düşüşler kaybolup gidiyordu. Bir hayal başlıyordu ve ben içinde değildim. Dışında da değildim. Ama görebiliyordum en azından. Dibe batsam da göğe çıksam da görüyordum. Ama içinde değildim. Hiçbir zaman da olmayacaktım. Sadece izleyecektim.
Ama bütün bu saçmalıkların sonucu neydi biliyor musunuz?.. hiçbir şey değişmiyordu tabirim caiz ise bir yerlerimizi yırtsak bile değişmiyordu. Bir sabah kalkmıştım ve her şeyimi kaybetmiştim ama sonuçta ne olmuştu ki yani.. bir iki kağıt parçasıydı. Bir iki söz bir iki fotoğraf karesi.. tanıdık bir kokuydu.. tanıdık bir sesti.. akşamdan kalmış bir kahvaltı sofrasıydı.. sokaktı.. ne vardı yani. Ha benimdi ha değildi. Ne değişiyordu ki ne değişmiyordu. Sadece bakış açıları vardı. Sadece sonuç vardı ve sadece gerçekler.. hayallerim benimleydi ya da değildi ne değişiyordu ki gerçeğin kendisi değişmiyorsa.. hiçbir şey hiçbir zaman değişmiyordu, değişmeyecekti niye değişsindi ki.. çok mu iyi biriydim ki hak ediyordum iyiliği.. haykırıp yakarsam ne değişiyordu? Susup otursam ne değişiyordu? Space’imi açsam. Bir yazı yazsam. Haykırsam şikayet etsem ya da ölesiye sussam yazımda. Ne değişiyordu ki.. yazmasam ne olacaktı.. giden gitmişti.. giden gidiyordu ve giden hep gidecekti.. hiçbir şey değişmeyecekti ve yıllar sonra “HAYAT” diyecektim bunun adına..
Yabancı:=(
Yabancı:=(










