| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Yazılar arşiv 06.2008 Other entries in 2008-06 resimler , videolar

Gittin diye mi???

Yalnızlığımı Düğümlüyorum Şimdi Ayağıma

Yalnızlığımı düğümlüyorum şimdi ayağıma.. Çözülmemecesine bağlıyorum.. Sıkıyorum.. Ayaklarım acıyor. Yüreğime benzetiyorum sonra.. Sıktıkça acıyor!

Birbirine dolaşıyor ayaklarım. Düşe kalka yürümeye çalışıyorum.Olmuyor! Düşüyorum da, düştüğüm yerden kalkamıyorum aslında.. Gittikçe batıyorum..Canım acıyor..Ayaklarım dolanıyor..Yüreğim susuyor..

Biliyorum.. Hoşuna gidiyor canımı acıtmak.
Biliyorum.. Büyük haz duyuyorsun.
Biliyorum.. Sen duygusuzsun!

Görmüyorum! Duymuyorum! Lanet olasıca.. YOKSUN!!

İsyan etmek istemiyorum artık. Ben böylede yaşayabilirim aslında. Neden olmasınki?!.. Diye düşünüyorum ama..Sadece düşünmekle yetiniyorum aslında...

Biliyorum.. Yaşamalıyım herşeye inat.
Biliyorum.. Hayat ben varsam var.

Kukla gibi oynatıyo beni hayat. Sürükleniyorum ordan oraya.. Dolanıyorum etrafında. Farkında bile değilsin! Umrunda değilmişim oysa.. Diyorumki artık; sende umrumda değilsin aslında...

Oynatıyorlar beni!! Karşı gelemiyorum oyunlara!
Yoruldum artık... Bitsin savaşlar.. BİT artık!! Lanet olasıca...

Ters düz olmuşum umrunuzda değil. Beni bilen bilir zaten. Dert etmiyorum kendime beni anlamamanızı.. Ben kendime yeterim. Ben, kendim için varım zaten..

Oysaki düşüncelerim farklıydı benim.. Ne kadar değişiyormuş insan.. Yaş ilerledikçe düşüncelerde değişiyormuş.. Büyüdükçe anlıyor insan..
Böylesi en güzeli belkide..Ters düz yaşıyorum hayatı...Kaybettiğim zamanı...

Ağlıyorum.. Eskiden senin için ağlamış olmama
Ağlıyorum.. Hiçbir şeyi haketmediğin halde, sana değer vermeme
Ağlıyorum.. Hayatımı yaşamak varken, sessizliğe çekilmeme....

Hiçbirşey için değmezmiş oysaki.. Ağlarken anlıyorum. Sen değmezsin..Yaşlarım değmez..Hayatımı senin yüzünden zehir etmeme değmez.. Artık eski ben'le karşı karşıyasın.. Üzülsenmi, sevinsenmi bilemiyorum.. Ama bence en mantıklısı bu...

Ellerimle tutuyorum artık hayatı...
Yakalamaya çalışıyorum, zindan ettiğim zamanı..
Artık herşey farklı olucak.. Eski ben'le karşı karşıyasın.. İster ağla, ister sevin; Sana inat yaşayacağım bu hayatı

Hangi Cümle Anlatır Ki Özlemlerimi?..

Ansızın geldin yine, bir an boş bıraktığımı sandığım yerden hiç çıkmadığını ispat edercesine yine çıka geldin sözlerime ve ben yine seni yazdım kanayan cümlelerime...
Yokluğun vuruyor ıssız sahillerime ve ben cümlelerimi kanatıyorum, karalıyorum. “Hangi cümle...” “Hangi cümle anlatır ki özlemlerimi, kederlerimi, sırtıma yüklediğin hüzünlerini. Hangi kelimeye döksem bir nebze olsun alır ki seni... Harfler bu kadar senli ve özneler seni kuşanmışken, kelimeler sen yüklü cümlelere ulaşırken, hüzünlerde sen/ kederlerde sen/ yitmemiş sevgilerde yine sen varken hangi cümle anlatır ve hangi cümle azaltır özlemlerimi.”
Öyle ulaşılmazsın ki içimde, kimseler güçlü değil sana ulaşmak için, kimselerin esamesi bile okunmuyorken yanında, o kimseler nasıl da ulaşabilsin ki sana? Zırhlara bürünmüşsün, çelik duvarlar içindesin ve hiçbir kurşun kâr etmiyor seni oradan koparmak için. İcat edilmiş hiçbir silah yok varlığını içimden silmek/sökmek için…
Ulaşılmazlığın dağlıyor beni, yanıyorum ateşinle. Özlemlerin fırtınalara dönüşüyor, beni benden alıyor. Ve ben yine özlemlerine gömülüyorum mecburen. Özlüyor, özlüyor ve durmadan özlüyorum. Özledikçe yanıyor, yandıkça özlüyorum. Bu bir kısırdöngü ve ben kurtulamıyorum.
Kanamış kelimeler alıyorum ve yerlerine sevda kokulu harflerden cümleler kuruyorum, cümlelerimi sorguluyorum “Hangi cümle bitirir ki bu özlemleri, hangi kelime alır yerini...”
Dedim ya, özlemlerin geliyor ve ben kelimelere döküyorum. Kelimelerden kuleler yapıyorum ardarda ve kulelerden cümleler. Cümlelerim yükseliyor kulelerle ve ben bulamıyorum hangi cümlelerin özlemleri götürdüğünü... Öznelerini götürdüğünü...
“Ey uğruna karalar bağladığım! Uğruna karanlıklarda kaldığım! Hangi cümle azaltır ki özlemlerimi... Hangi cümle siler ki öznelerini...”
“Söylesene hangi cümle anlatır özlemlerimi...”



Alıntı

Bomba Kelebeğin Kanadında

'Koza için hayatın sonu olarak görünen şeyi, ustalar kelebek olarak görür.'
- 'Kaderini ancak sen keşfedebilirsin, senin için hazırlanmış yolu ancak sen bilebilirsin. Orası kalbinin seni davet ettiği yoldur.
Nasıl ki koza kelebeği bilmez, halbuki kaderidir onun kelebek olmak. Ancak cesur olursa, cesaret ederse bir yumağın içinde sıkışmış kalmışlıktan, kabuğunu kırarak gökyüzüne, özgürlüğe kanat çırpar. İşte insanoğlunun hikâyesi de budur. Asla kaderini baştan bilmez ve eğer geçilmemiş yollardan geçmez, açılmamış kapıları açmazsa, sonunda bir anlamda açılmadan iade olacaktır. Uykulardan uyanmanın, özgürlüğe kanat çırpmanın zamanı gelmedi mi? Sözleri beni şoka sokmuştu.
Cesaretimi topladım ve sordum:
- Umarım sormamda bir sakınca yoktur, ama kimsiniz siz?
- Adım Julian Mantle ve buraya senin rehberin olarak hizmet etmeye geldim.
- Julian Mantle mı? Ferrari'sini Satan Bilge mi? Ciddi olamazsınız?
Tüm gazeteler bu mucize adamın ülkeye dönüşünü yazıyordu. hizmet etmeye geldim.
- Julian Mantle mı? Ferrari'sini Satan Bilge mi? Ciddi olamazsınız?
Koza Kelebeği Bilmez (Adlı KitabınTanıtım Yazısı'ndan)
Robin S. Sharma / GOA Basım Yayın;


Bir gün gibi kısacık bir ömrün, miadını beklemeye tahammül edemeyip, zavallı kelebeğin kanatları altına, bir bomba saklayacak kadar gözü dönen canlılarla, türdeş olmak ne hazin bir şey.

O narin yaratığı, o kelebeği, o hiçbir canlıya veya cansıza zarar veremeyen mahlukatı, akbabaların parsel parsel paylaştığı gökyüzünde yer kaplıyor, yerlerini daraltıyor diye yok etme düşüncesi hangi fikrin ürünü olabilir. Bu cümleleri okuyan hiçbir ademoğlu böyle bir fikir olabileceğine de inanmak istemeyecektir.

İnsanları ve insanlığı, yok etmek teorisi üzerinden yola çıkarak, büyümeyi hedef edinmiş, hiçbir ideolojik düşünce yoktur. Zaten, bu iddiayla ortaya çıkan her düşünce ölü doğmuş demektir. Zira o fikirlerin teorisyenleri , yanlarında ikinci bir kişiyi bulamayacaklardır.

Başlangıç ya da ortaya çıkış mantığı açısından, hiçbir düşüncenin bu şekilde ortaya çıkmadığı, ancak sonuç itibariyle, bu dereceye varabildiklerini görmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Yaşatmak için öldürmeyi düşünmek ne kadar hunharca ne kadar insanlık dışı bir düşünüş biçimidir. Buna özgürlük için esir almayı da eklemleyebiliriz.

Neyi kaybediyoruz en çok biliyor musunuz? İnsanlığımızı..! Evet en çok insanlığımızı kaybediyoruz. İnsan olmanın o derin huzurunu, insan olmanın erdemini kaybediyoruz.

İnsanlığımızı kaybettiğimizdendir ki, birileri bir yerleri özgürleştirmek adına yok ediyor. Birileri yok edilenlerin cenazeleri arasında dolaşan; çirkin suratlı, katil ruhlu yok edicileri, kanlı elleriyle alkışlıyor.

İnsanlığımızı kaybettiğimizdendir ki, komşudan çıkan yangında buz kesilmiş ellerimizi ısıtabilme telaşına düşebiliyoruz. Şehit veriyoruz, şehitlerimize ağlıyoruz. Teröre lanet ediyoruz fakat, yanı başımızda ölen yüzlerce kişinin katline televizyon ekranından bakarken ağlayamayacak kadar duygusuzuz. Hatta kendi şehitlerimize bile ağlamıyoruz.Ağlayışlarımızı kaybettik.

Ağlayışlarımızı kaybettiğimizdendir ki, kaskatı kesilmiş yüreklerimiz de sinyal gönderemiyor o sevgi akan nehirden gözlerimize. Sevme duygumuzu kaybettik. Sevgiyi kaybettik.

Sevgimizi kaybettiğimizdendir ki, sevemiyoruz birbirimizi, hatta kendimizi. Sevgi mezat panayırlarında adeta. Sevgiyi tedavülden kaldırmışız. Sevgi, eskiden hem kötülük hem de iyilik karşısında kullanabileceğimiz, en değerli madenimizdi. Gönül borsalarında endeksler şiddetin etkisiyle dibe çökerken zulüm borsalarında bütün destek ve direnç noktalarını aşıp rekor üstüne rekor kırıyor. Sevgi spekülatörleri iş başında..

Spekülatörler boş durmuyor. Zaman zaman sevgi hisselerinden bahsedip dengeyi sağlıyor. Kan ve zulüm hisseleri aşağıya doğru sert düşüşler yaşamıyor nedense. Beklentiler hep sevgi hisselerinin bir patlama yapması, yukarıya doğru yeni bir ivme kazanması yönünde ama, bir türlü olmuyor nedense.Direnç noktaları geçilemiyor. Destek noktaları ise en alt safhalara konumlanmış vaziyette. Gülmüyoruz gülemiyoruz. Gülüşlerimizi kaybettik.

Gülüşlerimizi yitirdiğimiz günden beridir ki, gözyaşına tahammülü kalmadı gözlerimizin. Gülmüyoruz, şöyle içten, şöyle derinden, şöyle kahkahayla, şöyle katıla katıla. En son ne zaman güldünüz bu dediğim türden?

Hem gülüşlerini hem ağlayışlarını kaybeden insandan ne olur? Ağlayışlarını eğlenceye, gülüşlerini heceye sığdıran adamın hislerinden ne olur?

“ ağlamak gecelere has değildir ama,
yanmak yüreklere hastır. ”
Bir kelebeğin yirmi dört saatlik ömrüne tahammül edebilenler için.



Mehmet KIZILAY

YokLuğuna VuruLdum...


Geldin..
Sözlerinle içimi ısıttın önce..
Senden gelen her sözcük; güneşten kopup gelen bir ışık kümsesiydi sanki.. Dünyam bir başka aydınlandı.. İçim bir başka ısındı...
İnceydi.. Zarifti.. Sevgi doluydu..
Sözlerine Vuruldum....
Geldin..

Gözlerinle dünyamı aydınlattın sonra..
Gökkuşağını andıran gözlerinde; mucizeler saklıydı sanki.. Her bakışında hiç bilmediğim diyarlara gidiyordum.. Gözlerin gözlerime kilitlendiğinde; bakışlarında kaybolmayı diliyordum..

İçtendi.. Pırıl pırıldı.. Mucizeydi..
Gözlerine Vuruldum....


Geldin..

Yüreğin yüreğime uzandı usulca..
Tanıdık bildik bir dosttun sanki.. Yıllardır özlediğim beklediğimdin.. Kimsenin bilmediği yaralarım vardı; içten içe kanayan.. Canımı acıtan.. Yaralarıma dokundun..
Okadar ustaca yaklaşıyordun ki..
Direnemedim.. Boyun eğdim ilk defa..
Yıllarca içime akıttığım gözyaşlarım cesurca süzüldü yanaklarımdan.. İlk defa utanmadım..

İlk defa saklamadım..
Yüreğin okadar güzeldi ki..
Samimi.. Hassas.. Güven veren..
Yüreğine Vuruldum...


Geldin..

Sözlerinle, gözlerinle o sıcacık yüreğinle yorgun yüreğime dokundun..
Kanayan yaralarımı, gözyaşlarımı, kimsenin bilmediği sırlarımı gördün..
Dostça uzandın.. Anladın.. Dinledin.
Hayat bir başka güzeldi artık.. Güneş bir başka sıcaktı..

Rüzgarların yönü senden bana doğruydu.. Her damla yağmurda sen yağıyordun..
Söylenen her söz iyiye dairdi.. Her acı tükenmeye müebbet mahkumdu.. Gözyaşları.. mutluluktandı elbet...
Hissettirdiklerine Vuruldum...
Sonraa..
Sonrası yok...

GİTTİN..!!!!!!!
Sen GİTTİN.. Ben ÖLDÜM..
Yanıldım demiyorum.. Diyemiyorum..
Bir tek geceye bin asırlık mutluluk sığdırdın ve ben...

BİN YAŞINDAYIM ŞİMDİ..
Şimdi sensiz nasıl mıyım..Huh?
Korkma; yıkılmadım ben.. Hala ayaktayım.. Hala yaşıyorum.. Kanayan yaralarıma senin açtıklarını da ekledim..

Canımı en çok onlar yakıyor.. En çok onlar acıtıyor..
Ama şikayet etmiyorum hiç.. Onlar bana senden hatıra çünkü
Gözyaşlarım yine içime akıyor.. Ama tek bir farkla.. Her damla gözyaşımı kana buladım artık..

Acılarına vuruldum..

Yüreğim mi..Huh?
Sensiz gecelere dayanması zor oldu elbet.. Yıkıldı.. Kırıldı.. İncindi.. Çok geceler sancılarla uyandı.. Geçmek bilmedi kalp ağrıları.. Kanayan gözyaşlarıma dayanmakta zorlandı..

Sonra...
Sonra sustu..
Sanki hiç yaşamamış gibi..
Şimdi ne konuşuyor.. Ne gülüyor..
Sadece yaşıyor..

Yorgun...
Yenilmiş..
Tükenmiş..
Yokluğuna vuruldum...

Kelimeleri Kirleten Bir mektup gibi

Seni sevmenin adını da koyabilirim bugün ! terk etmeninde. Kalemimin ucunda bir kelimeye asabilirim de seni veya çizebilirimde.

Solgun hazan sabahında kirpiğimdeki çiy tanesinden düşürebilir, şakaklarımdaki beyaz yapraklara savurabilirim seni!yanağımdan dudaklarıma devrilen bir nehirde yapabilirim.

Bugün seni ! kendi bedenimde yakabilir, firari uykulara satabilirim gözlerini.

Sokaklarımda vuslat karanlığına fener alayı kedi gözler. Korkunun ve telaşın oynak bebekleri kırmızı. Avuçlarımda bir tutam mavi ve sarı hüzünler ! ıslak.
Seni bugün, yan yana resimlerimden ayırtıp, kör bir makasa kurban edebilirim..

Saçlarının kırık telleri dolanır ayaklarıma, giderken bıraktığın izlerin ! bedevi ruhumu getirir dizlerinin dibine. Tek sarılışımın serap olmuş süresi, alnına değen dudak izlerimden yeniden doğurur güneşi. Seni bugün, yedinci çizgide yapabilirim şavkıma..

Ütopyamın cenderesinde kıvranırken hırsım, şeceremin namusunu kirletebilirim seninle. Kendimi ! kendimle aldatıp eski bir kanepede, uğruna dik tuttuğum başımı eğebilirim lanet bir aynada ! yine kendime.

Bir acı bin acıya haber salar yokluğunda. Geri durmuşluğunun bilinmezliği yıldızı bol geceler yaşatır saçlarıma, ki ben-esmerken toprağında..

Küf yeşili solumalar tüner hıçkırığıma. Bir beyaz ten’e değmez olsaydı parmaklarım. Arı kovanı uğultusuyla beynimde sesinin çınlaması ve bileğimden tırnak uçlarıma sancı / titreme telaşı ! Unutmak isteyişimin kadehime dolan sıvısı dimağımı kuruturken, -ki terin tuzu yakmışken dil ucumu, sarhoş olamıyorsa ‘’seni seviyorum’’ denen iki kelime!

Dert etme ! bırak../ zıvanası bozuk say sevgimi. Düşün ki taştan bir bağıra yaslamışım başımı.
Ve bir mezar hırsızına emanet etmişim düşlerimi.

Vakitsiz ötüşlerin bülbülüyüm, gül’e kırmızı yanışım ondandır. Her eylül sonu gözlerimi alıp gitmem selvi saçlı mayıslara vurgunluğumdandır!

Düşün ! seni ağustos yanmışlığımla buğday rengi bir gecede bulmuştum. Ben seni toprağa düşen ilk cemre gibi sevmiştim.

Ne gözlerine, ne de kumralına saçının ! ben seni avucuma düşen tek siyah saç telinde sevmiştim.

Gömleğime gölge yüzün, esmer duruşun, kocaman gözlerinle ! ne kara kaşına ne titrek dudağına yanmıştım. Ben seni bedenine kazınmış o yarada sevmiştim.

Yeni umutlarla gelen baharın ardından, kan ter içinde bir yaz’ı satıp hazana, yine bir Eylül akşamı
kırık dökük yanlarımla ! çakıl taşlarındaki muhabbet izlerine elimi sürüp, ben seni son kez köhne bir iskelede beklemiştim.

Suskunluğuma sapladığım hançer, daha ulaşmadan sen olan yere. Parmaklarımda bıraktığın üşümeyi
bir çingene falındaki umutlarla ısıtıp, kırk iki dakikalık bekleyişin meraklı gözleriyle ! saatimi sana ilk sarıldığım anda durdurmuştum.

Kim alıp götürdü seni benden? Hangi çıngırak dil zehrini akıttı düşlerine ve olmadığım hangi şiirle dağladın yüreğini. Ben hiçbir kelimeye sığdıramazken sevgimi, sen hangi düz çizgide teğet geçtin onurunu. Oysa ben sana bırakmıştım yen’i sen olan kolumu.

Şimdi, eski bir hikaye gibiyim. Bu aşkın iki kahramanını da yenmiştir şiir. Eflatun bir gecede tren yollarına serilmiş iki beden ve yangın artığı gibi gözlerinden düşüşüm ! ağlayışlarımda iliğimi kurutan gözyaşımla / bitmiştim. Oysa ben seni kemiğimde ilik diye sevmiştim.

Diklen kadınım, sen benim sevdamsın derken ! belki derin bir uykunun güvenli kollarındaydın.
Yan yana koltuklarda dirsek teması yaşandı bu sevda. Sen sustun, ben sustum / en mahrem yanımızdı sessizlik. Şimdi aleni bir çığlıkta tek ses, sensizlik / bensizlik.

Kime sattın beni? masum bir çocuğun anne şefkati düşlerine mi? Yoksa bir kadının onurunu temizleyen insan yanıma mı?

Kime sattın beni? Şuh bir bakışın sevdamı ele geçirme isteğine mi? Yoksa bir gelip iki giden geri duruşunun cenderesine mi?

Utanmaz bir kelimedir yaşam. İçinde sakladıklarıyla alnın şavkında etiket. Onca çizgide sıkışmış insan olabilme ehliyeti ve yüreğin kıvrımında sızlayan ar damarı / kopmuş gerçekten!

Geri dönüşüm olmaz asil sevdamı ! ayakları altına almış bedene / bakışı oynak iki göze..ama ben çekip almışım kokladığım gül’ü avuçlarından ve tek yolculu bir limanda elimde dönüşü olmayan tek bilet..

Vapur yanaşmak üzere ! gelsen de boş. Belki geç, belki erken ! son sözüm HOŞÇAKAL’ dır asıl (sana) giderken.

Küf tut şimdi ve eskit kendini düşlerimle. Kelimeleri kirleten bir mektup gibi..!

Yüreğime gömün beni bugün

Yoruldum sivri çakıl taşlarına benzer aşkların üzerinde yürümekten...

Dalgaların kıyıya vurup, savurup koynuna aldığı

ince bir kum tanesi olmak istiyorum...

Ve boğulmak kendi mavilerimde...

Deniz yıldızının beş kolundan bir tanesi bile saramadı beni...

Oysa ince sızılara da, keskin acılara da alışkın benim bedenim...

Suların durulduğu bir denizde oynaşan martıları hiç izlemedim...

Yüreğinize gömün beni bugün...

Evrenin bütün güzelliklerini kutsayan yüzümü gömün yüreğinize...

Yorgunum kırık dökük kelimelerle konuşmaktan...

Yorgunum boş yüzeylere dolu kelimeler yazmaktan...

Usandım kendini tekrarlayan başlangıçlardan... 

Kendi yüreğimin kara deliklerine saklanmak istiyorum...

Hiçbir ışığın sızmaya gücünün yetmeyeceği

Hiçbir umut çiçeğinin yeşermeye yeltenmediği...

Hayallerin kucağında öyle gündoğumları, öyle manolya kokulu ilkyazlar yaşadım ki

Ağır geliyor artık sabaha varmayan gecelerin gerçekliği...

Saklanmak kendime ve yavaş yavaş yok olmak istiyorum...

Gömün beni yüreğimdeki küçük kızın gözbebeklerine...

Balköpüğü damlalar damlıyor göğsüne...

Çocuklara özgü umursamazlık, çocuklara özgü vurdumduymazlıkla yaklaştı aymazlıklarınıza...

Uçurtmalar uçurdu bilmediği gökyüzüne...

Bir bedenin içine sığmayan kocaman ruhumu da gömün birlikte...

Güzelliğe tutkun, şehvete aç bakışların yükü altında ezildim...

Bir perde gibi örttü insana dair güzel yanlarımı bu süslü elbise...

Dokunabileceğiniz yumuşacık bir ten isteyen elleriniz

 öpebileceğiniz arzulu dudakları hedef belirlemiştiniz

Oysa dokunmanın hiç aklınıza gelmediği bir yüreğe de sahibim ben...

Orada ebruli bir kadın bekliyor...

Kendimden yorulup, kendime kaçmanın kısır döngüsüne yolculuğum...

Ne menzili biliyorum, ne hedefin farkındayım...

Bir cenin olup annemin kutsal bedenine geri dönmek istiyorum...

Oysa yalnızlığım öyle koyu bir renk ki bugün, toprağa bile koyamıyorum...

'Kayıp' ilanı vermek istiyorum ruhum için:

 'Bir tutam umuda muhtaç, yarına dair özlemlere aç, belirsizliğin kıskacında yarım bir ayraç'

Var mı böyle bir ruh etrafınızda sahipsizce dolaşan...!

Kayıptır kendisi...!

Ulaşın lütfen sahipsiz bedenime, ruhsuz boğuluyorum, çok ama çok derinlerde...

Kendi yarattığım sahte balonların içine oturup

 Kendi yarattığım sahte diyarları izledim gökyüzünden...

Kulaklarım sağır oldu patlama sesinden...

Patlayıp sönen sahte balonum muydu, boş hayallerim miydi bilemedim...

Patlama sonrası sessizliğindeyim ben...

Küçük bir masal ülkesi kurmuştum kendime, k
raliçesi ve tek hakimi olduğum...

Sınırlarımı yerle bir eden bu deprem nereden çıktı birden...

Fay hattının tam üstünde mi inşa etmişim değerlerimi...

Kaçışlar çözüm olur mu ki...

Yıkılan binaların taze yanık ve toprak kokusu mu, yoksa yıkılan değerlerim mi hıçkırıklarımın sebebi...

Bir kaosun içinde içiçe geçmiş hepsi...

Gömün, gömün beni yüreğime.

 Emanet ediyorum elimde kalan son üç beş sevincimi bir avuç dosta...

Tek mirasım bu, o da yalnızca anlayana....

Gidiyorum kendime... Gömün beni bugün yüreğime...

(yazarı bilinmiyor)

Küskün!!!

Image hosted by Photobucket.com

Kimseye değil küskünlüğüm Sadece şiir yazmak istedi canım
Kimseye kırgın değilim kendimden başka
Hem nasıl kızar ki insan
Yemyeşil bir bahar gününe
Bir kar tanesine yada
Nasıl susturur kuş cıvıltısını Nasıl kurutur İçindeki çocuksu sevinci...
Hepsi bu kadardır Gerisi laf kalabalığı
Gerisi anlamsız bir hayat hikayesi
Herkes aynı gözlerle bakar.
Farklı olsa da söylenenler Hep aynı sözler işitilir
 Güneşin sarısına sıkışıp kalır
Yedi ayrı rengi evrenin
Yalancı bir mavinin gövdesine sıkışıp kalır
 Cümle mahlukatı sonsuz denizlerin
Nefes almak Yemek, içmek kadar Sıradanlaştırılmıştır artık her şey
Hiçbir şarkı Hiçbir şiir
Ağlatamaz nasır tutmuş yüreklerimizi
Ağlayan bir çocuk gördüğümüzde
Başka yöne çevirmeye başlarız yorgun başımızı
İlk satırını heyecanla okuduğumuz kitap yarım kalır
Umursamazlık cüzzam illeti gibi Yavaş yavaş dökerken ruhumuzun etlerini
Aşk ve inanç Titreye titreye can verir kapımızda
 Ölüm bile yitirir hüznünü artık
Ve hayat bize kendimizden başka kızacak Hiç kimseyi bırakmaz sonunda
Herkes kendi düş krallığının Acımasız diktatörüdür artık
Ve günden güne yükselir Saklandıkları kalelerin duvarları.
Ve ilk dalgada yıkılınca Kumdan yapılmış kaleleri
 Kendi gerçeğiyle yüzleşir insan
Yani hayat bize küsecek kimse bırakmaz Kendimizden başka...

Sonsuz Boşluk!!!

 

Bugün yine yalnızdım

 Sensiz ,kimsesiz ,

ıssız kişiliğimle

 Elimde çayım oturuyordum balkonumda

Yine yalnızdım Belki de hep öyle kalacaktım...

 Seni unutmak acı veriyor bana istemesem de

 Düşünüyorum yalnızlığı

 Bulamıyorum cevabını

 Çünkü sen yoksun

Yine yalnızdım Belki de hep öyle kalacaktım...

 Kitabım ,çayım ve yalnız kendi kimliğimleydim o gece

 Evet evet yalnız kendi kimliğim

Peki neden? Yine yalnızdım

Soruyorum doktoruma ,deliriyorum hergün hergece...

 Çünkü sen yoksun

 Bir tek ben mi böyleyim acaba?

Neden bunu araştırmıyorum?

 Neden sormuyorum insanları bir kenara çekip cevabını?

Yoksa istemiyor muyum?

 Belki de korkuyorumdur

 bir tek kendimin yalnız olmasından

Neden bu kadar çok korkuyorum ki yalnız olmaktan?

 Beni bırakıp gittiği için mi?

Yine yalnızdım

 Belki de hep öyle kalacaktım...

Ben seni seviyorum çünkü!!!

 

 
BEN SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ !
Seni seviyorum,
çünkü her sabah kalktığımda bir günü daha seninle
geçirecek olmanın mutluluğunu yaşatıyorsun bana
Ben güne seninle başlıyorum ve her gün hayatı
yeniden keşfediyorum.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü gökkuşağının her tonunu gölgede  bırakan en
parlak renksin. Herşey senin rengini taşıyor ve
benim için ancak o zaman anlamlı oluyor.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü soğuk günlerimde içimi ısıtan melteminsin.
Sıcak günlerde ise ferahlık veren kuzey rüzgarı.
İliklerime işleyerek esiyorsun.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket  
Seni seviyorum,
Çünkü herşeyde sen varsın. Nasıl olmayacaksın ki?
Sanki sen doğduğumdan beri içimdeydin.Yüreğimin
en derin köşesindeydin. Sanki ortaya çıkmak için beni
bekliyordun. Ve ben orada olduğunu fark edince
hakettiğin yere çıkardım seni.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü hep benimlesin. Seni görmem için yüzüme
bakmam gerekmiyor. Gözümü kapatsam ordasın.
Gördüğüm her yüz aslında sensin.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü gözlerinin içindeki binlerce yıldız, gecenin karanlığını delip geçiyor.
sen bana bakarken ben kendimi yıldızlara bakıyor gibi hissediyorum.
O yıldızlar parlaklığında kaybediyorum kendimi.
Gözlerim kamaşıyor ama şikayetçi değilim aydınlığından.
G üneş doğmasa yıldılar kaybolmasa diyorum ama biliyorum ki güneşim de
sen olacaksın gecenin sonuda. Bu kez daha parlak, daha aydınlık
çıkacaksın karşıma.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü saçların ellerimin arasında kayıp giderken, dünyadaki cenneti
bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Cennetin sahibi sensin ve biliyorum ki
sadece izin verdiklerin girebilir o cennete . Ben  o cennete kalmaya
kararlıyım.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket  
Seni seviyorum ,
çünkü her gülümsiyişin içime yeniden yaşama sevinci dolduruyor. Her
gülümseyişin ,karamsarlığı yıkıyor, umutsuzluğu parçalıyor. Bir çiçek
bahçesine çeviriyor çorak dünyayı.
çiçek dedimya, bir çiçek adı verseydim sana papatya olurdun. Açışıyla
dünyaya, insanlara baharın geldiğini müjdelleyen papatya. İddasız ama
güzel. Güzel ama kibirsiz.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü seni sevmeyi, sana dokunmayı, seni dinlemeyi, sana bakmayı,
seni koklamayı, seninle  paylaşmayı seviyorum.
Seninle birlikte insana dair ne varsa onları da seviyorum.
Seni sevdiğimi anlatmaya çalışırken ne kadar çaresiz olduğumu da
görüyorum. Her sözcükten sonra durup tekrar tekrar düşünüyorum, seni
yeterince anlatabildim mi diye.
Biliyorum ki yetmeyecek, bukadar sözcükten sonra bile sana sevgimi
anlatmamış olacağım.
sözcüklerin bittiği yerde gözlerime bak .
Onlar bu sevgiyi Çok daha iyi anlatacaktır sana....

 
ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page