Kadın Ne İster?

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa
±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±
|
|
|
|
"Demir kullanılmamaktan paslanır; durgun su saflığını yitirir ve soğuk havada donar; işte eylemsizlik de zihin gücünü böyle çökertir." Büyük deha, yersizyurdsuz Leonardo ustanın hayatı, zihin gücünün nasıl ayakta tutulacağına dair eskimez örneklerle dolu...
İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, müzisyen, mühendis ve bilim adamı Leonardo da Vinci, 1452'de Toscana tepeliklerinde, adını taşıdığı Vinci köyünde doğdu. Çalışmalarının çok yönlülüğü ve yaratıcı güçleri, onun Rönesans dehalarının en ince örneklerinden biri olarak tanınmasını sağladı. Çizimlerinde bilimsel bir kesinlik ve mükemmel bir sanatsallıkla işlenmiş uçan makinelerden karikatürlere dek uzanan bir çeşitlilik göze çarpar. İnsan, hayvan ve bitkilerin o güne kadar pek denenmemiş karmaşıklıkta anatomik betimlemelerini yaptığı çalışmaları hayranlık uyandırıcıdır. Defterlerinin sayfaları tüm zamanların en büyük zekalarından biri olduğunu gösteren zenginlikler ve özgünlüklerle doludur.
Leonardo Floransalı noter Piero da Vinci ile köylü bir kadının gayrımeşru oğlu olarak dünyaya geldi. Muhtemelen çocukluğunu babasının ailesiyle birlikte doğayla olağandışı ve kalıcı bir ilişki kurduğu Vinci'de geçirdi. Bu dönemle ilgili kaynaklar ilginç bir biçimde sanata gösterdiği eğilimlerle birlikte genç Vinci'in kendi güzelliğinden ve çekiciliğinden de söz ederler.
1466'da Leonardo Floransa'ya taşındı ve Boticelli, Ghirlandaio ve Lorenzo di Credi ile tanışacağı Verrocchio'nun atölyesine kabul edilid. Çıraklık döneminde Verrochio'nun Uffizi'de bulunan "İsa'nın Vaftizi" adlı tablosunda bir melek figürünü ve büyük ihtimalle fonda yer alan manzaranın bazı bölümlerini boyadı. 1472'de ressamlar loncasına girdi. Leonardo'nun Floransa'daki ilk döneminin doruğu, San Donato a Scopeto papazlarının siparişiyle yaptığı "Müneccimlerin Tapınışı" adlı tablodur. Bu tablo dramatik hareketle chiaroscuro olarak adlandırılan, ustasının olgunlaştırdığı ışıklandırma/gölgelendirme tekniğinin bir sentezini ortaya koyar.
Leonardo 1482'de Milan'a gitti ve on altı yıl boyunca dük Ludovico Sforza'nın himayesinde kaldı. Bu sırada Trattato della pittura adıyla bilinen notlarının büyük bir bölümünü tuttu ve giderek genişleyen defterlerinde dehasının olağanüstü çeşitliliğini ve etkililiğini gösterdi. Saray sanatçısı olarak özenle hazırlanmış festivaller düzenledi. Çeşitli musibetler Fransa'da geçireceği son yıllarında olacağı gibi,1484 ve 1485 yıllarında dikkatini şehir planlamaya vermesine neden oldu. Bu yıllarda Bramante ile ilişkiye geçmesinin bir sonucu olduğu düşünülen, kilise cepheleri ve kubbeleriyle ilgili çizimlerle de uğraştı. 1488'de Miln Katedrali'nin kasnağının ve kubbesinin modeli üzerinde çalıştı. 1490'da Francesco di Georgio'yala birlikte danışman mühendis olarak Pavia Katedrali'nin, ardından Piacenza Katedrali'nin restorasyonlarında bulundu.
1483'te öğrencisi Ambrogio de Predis ile birlikte kendisine ısmarlanan ünlü tablosu "Kayalıklar Meryemi" üzerinde çalıştı. Tablonun bir örneği bugün Louvre'da, bir diğeri Londra Ulusal Galeri'de bulunmaktadır. 1495'te başlayıp 1498'de bitirdiği başyapıtlarından "Son Yemek" adlı fresk bugün çok yıpranmış halde Milan Santa Maria della Grazie Manastırı'nda bulunmaktadır. Ustanın bu fresk denemelerinde, ne yazık ki, kısmen oynamalar ve sık sık yinelenmiş restorasyonlar nedeniyle ayrıntılar ve bireysel öğeler silinmeye yüz tutmuştur. Yine de kompozisyon ve eserdeki figürlerin genel konumlanışları, büyük bir yaratıcılık gücü ve ruhsal içeriğinin yüceliğiyle dünya sanat tarihinde "Son Yemek"in bir başyapıt olarak etkisini sürdürmeye yetmektedir. 1978'de fresk üzerinde çok ayrıntılı ve ince bir biçimde yürütülen bir restorayon başlatılmış; 1994-1995'te koruyucu bir hava filtreleme ve ısı dengeleme donanımı devreye sokulmuştur. Buna rağmen 1999'da restorasyon tamamlandığında ortaya çıkan parlak ve ayrıntıların daha belirgin durduğu görüntü, özgün eserden kalan boşluğu daha da açığa çıkarmıştır.
Ludovico Sarayı'ndayken, Leonardo, dükün babası Francesco Sforza'yı konu alan bir süvari heykeli üzerinde de çalışmıştır. Çalışma döküm aşamasına getirilemedi ve çağdaşlarının hayran olduğu model 1499'daki Fransız işgali sırasında yok edildi. Usta, benzer bir çalışmayı 1511'de Gian Gicomo Trivulzio'nun isteği üzerine ele aldı; ancak bu çalışma da yarım kaldı. Bununla birlikte çalışma için yaptığı çizimler bugüne dek korunabilmiştir. Ludovico Sforza'nın 1499'daki düşüşünden sonra, Leonardo Milan'dan ayrıldı ve Mantua ve Venedik'te geçirdiği kısa bir dönemden sonra Floransa'ya döndü.
Dönüşünden sonra Leonardo kendini daha çok teorik nitelikli çalışmalara verdi ve matematikle ilgilendi; Santa Maria Nuova Hastanesi'nde anatomi çalışmaları yürüttü. 1502'de askeri mühendis olarak Cesare Borgia'nın hizmetine girdi. Bu iş onu Orta İtalya'ya götürdü ve Piombino'da bataklık arazilerin ıslahıyla uğraşmasını gerektirdi. Romagna şehirlerinde de benzer sorunları ele aldı. Urbino da daha sonradan dost olacağı Niccolo Machiavelli ile tanıştı.
1503'te Anghiari Savaşı'nın freskini yapacağı Floransa'ya geri döndü. Bu çalışma da Michelangelo'ya ısmarlanan bir diğer parçası gibi tamamlanamadı ve çizimleri ortadan kayboldu. Yine de bu eserin taslakları, Uffizi ve Casa Horne'de bulunan taklitleri üzerinden sonraki dönemlerin sanatçıları üzerinde büyük bir etki bıraktı. En tanınan tablosu olan, Floransalı bir tüccarın eşini resmettiği Mona Lisa da hemen hemen aynı tarihlerde yapılmıştır.
1506'da Leonardo Milan'a döndü ve Fransız Kralı XII. Louis adına bölgeye hükmeden Charles d'Amboise'ın hizmetinde yine mimar ve mühendis olarak çalıştı. Fiziksel dünyaya yönelen tanrı vergisi merakıyla jeolojiyi, botaniği, hidroliği ve mekaniği kapsayan birçok bilimsel araştırmaya girişti. 1510 ve 1511'de anatomi merakı farkedilir ölçüde depreşti. Aynı yıllarda resim ve heykel alanlarında da çalışıyordu. Birçok öğrencisi vardı ve sonraki kuşakların Milanlı sanatçıları üzerinde derin bir iz bıraktı. Bu döneme atfedilen en önemli eseri Leonardo'nun ince ton geçişleriyle niteliklenen dumansı üslubunun en öne çıkan örneği olan "St. Anne, Meryem ve Çocuk"tur.
1513'te Medici sülalesinden gelen Papa X:Leo ve kardeşi Giuliano tarfından Roma'ya çağırıldı. Burada Michelangelo ve Raphael'in yoğun bir biçimde etkili olduklarını gördü. Yaşlanan usta Vatikan'da bir dizi mimari ve mühendislik projesinin başına atandı ve kendisine birkaç resim için sipariş verildi. Sanat tarihçileri için bir muamma olan tablosu "Vaftizci Yahya" büyük bir ihtimalle bu döneme aittir. Giuliano Medici 1515'te Roma'dan ayrıldı ve bir yıl sonra Fiesole'de öldü. Leonardo'nun da onunla birlikte şehirden ayrıldığı ve maiyetiyle birlikte aynı şehre gittiği varsayılmaktadır. Daha sonra Fransız Kralı I. Francis'den aldığı davetle Amboise yakınlarındaki Cloux Şatosu'na yerleşti. Yaşlı usta burada hayatının sonuna kadar özgür bir biçimde bilimsel çalışmalarıyla ilgilenebilmiştir. Bu yıllara ait belirgin kayıtlar bulunmamasına rağmen festival dekorasyonları ve bir kanal yapımıyla meşgul olduğu sanılmaktadır. Bu döneme ait notlar ve çizimler, ustanın 1519'daki ölümünden önceki son günlerinde bile doğa felsefesi ve deneysel bilimle uğraşmayı sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.
Sessiz kalmak istiyordu çığlıklarım,
Sessizliğin sesini dinlemek...
Suskundu içimdeki hırçın çocuk,
Yorulmuştu;yoktu artık debelenmek...
Çıkamıyordun dışarı...Ev hapsi almıştın!
Nereden bilecekti annen ruhunun hapsini;
Ruhunun bedenine hapsini...!
Boğuluyordun değil mi?
Herkes çevrelemişti seni!
Kaçmaya çalışıyordun...Tek çare..!
Nereye kaçacaksın ey aptal ruh!
Kimin himayesine gireceksin!
Kim koruyacak seni insanlardan!Kim koruyacak!
Kimin var ki senin?
Kimin arkadaşı,kimin dostusun...!
Herkesin sahte olduğuna neden inanmıyorsun!
Herkesin çıkar kolladığına...
Dostum dediğin adamın sana tekme atmasına!
İnsanların yalan olduğuna neden inanmıyorsun..!
İnanacaksın ruhum! İnanmalısın
Kimsesiz kaldığın şu dünyada,
Kendinin sahibi sen olacaksın...
Sen himaye edeceksin kendini;
Ve tüm sevdiklerini...!
Ruhun bedenden çıktığında,
kalbin atmamaya karar aldığında,
beni hatırla
hatırla ki cektiğim acıyı sende çek
Zaman geriye aktığında,
hayatta kimsen kalmadığında,
artık aynalara bakamaz olduğunda
beni hatırla
hatırla ki cektiğim acıyı sende çek
geçmişine bakmaktan korktuğunda,
her attığın adımın ölüme yaklaşan soğuk nefes olduğunda,
son kez içip bir köşeye sızdığında,
beni hatırla
hatırla ki cektiğim acıyı sende çek
bigün mutlu olduğnda,
hiç sorunun kalmadığını düşündüğünen güzel anında
bir tebessümle beni hatırla
istersen bi telefon et
bulamazsan kara tabutuma gel
elinde bir demet KARA ZAKKUMLA
Yitip giden bir hayalin sevdası mıdır nedir?
Uğulduyor ta içimde bir yer
Uğulduyor ses kesmeden
Uğulduyor ta derinden
Hoyrat bir ses bu
Duygu nedir bilmeyen, acı nedir bilmeyen
Ses amansız, ses zalim, ses duygusuz
Sus
Ne olursun sus
İçimin acısı inleten ağrılara dönüşürken birbir
Eriyip giderken bedenim
Seyrediyorsunya etrafında akıp giden hayatı
İşte o
İşte bu çaresizlik bitiren insanı
Aklın ve bilimin rehberliğinin bittiği yerdeyim şimdi
Rehberini arıyorsun yalnızlığında
Sigara mı, içki mi, esrar mı?
Konuşmak mı, susmak mı?
Düşünmek mi, koyverip gitmek mi kendini?
İçimde acı, içimde kin
İçimde ince ince çürüten bir sızı
Düşünmek kar etmiyor
Aklınla çözemiyorsun
Bekleyemiyorsun.
Zaman denilen ilaç
Aşırı dozdan götürür mü insanı?
Karanlığa şiirler yazıyorum karanlıkta
Aç gözlerini
Veya bir mum ışığı
Veya Edison'un elektriği
Işığın çözeceği bir karanlık değil bu
Karanlığa şiirler yazıyor, karanlığın esiri
Ruhunun derinliklerinden gelen
Toprağın çağrısını duyduğunda
Hiç boyun eğmeyi istedin mi?
Aydınlık sabahları bırakıp
Nemli odalarıma konuk edilmeyi bekledin mi?
Karanlık ve küf kokusu içinde çürümeyi?
Hiç ölmeyi diledin mi?
Kendini terk edilmiş bir harabe gibi hissettiğinde
Senin için açılmış kollarıma atılmayı
Herşeyden çok istedin mi?
Seni yalnızlığa itenlerin gidişlerini izlerken
Arkanda bir mezar taşından başka
Hiçbir şey bırakmama fikrini sevdin mi?
Karanlık dehlizlerde gezinmeyi
Kara toprağın ötesini
Merak ettin mi?
Soruyorum
Hiç ölmeyi diledin mi?
Bulamadım nefretimin nedenini bugün
Günışığı bana oyun oynadığından mıdır bilmem
Gündüz ah gündüz geceyi aratan bana
Gece ah gece seni aratan bana...
Bulamadım acımın nedenini bugün
Çıkan gökkuşağından mıdır bilmem
Arkasında sakladığı yedi rengin, siyah
Arkasında sakladığı acı sen...
Bulamadım hırsımın nedenini bugün
İnsanlar arkamdan konuştuğundan mıdır bilmem
Her kulağım çınladığında
Seni aratan bana...
Bulamadım gururumun nedenini bugün
Sensiz olamadığımdan mıdır bilmem
Her seni düşündüğümde beni ağlatan
Gururum ah gururum
Kimse yokken...
