| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Yazılar

Osmanlı kadınları hakkında gerçekler

Osmanlı kadınlarını yanlış tanımışız

Amerikan asıllı Aslı Sancar'ın, ''Osmanlı Kadını: Efsaneler ile Gerçekler'' adlı kitabı Osmanlı kadınlarına ilişkin gerçekleri su yüzüne çıkardı. Kitaba göre, Osmanlı kadını sanılanın aksine o zamanlarda Avrupalı kadınlardan çok daha fazla hakka sahipti ve toplum içersinde söz sahibi olabiliyordu.

Amerikan asıllı Aslı Sancar'ın, ''Osmanlı Kadını: Efsaneler ile Gerçekler'' adlı kitabı, Kaynak Yayınları'ndan çıktı.

ABD'nin kitap oskarları sayılan Benjamin Franklin Awards'da, bin 800 yapıt arasından tarih alanında yayınlanmış ''En İyi Eser'' seçilen kitap, Osmanlı kadını hakkında 19. yüzyıldan itibaren oluşmuş, ''fanteziye dayalı, olumsuz ve Oryantalist'' görüşleri inceliyor.

Osmanlı coğrafyasında uzun süre yaşamış Lady Montague, Julia Pardoe ve Lucy Garnett gibi Batılıların yazdıklarından alıntılar da yapılan kitapta, Osmanlı kadınının ''Oryantalist kaynaklarda gösterildiği gibi pasif, zayıf, Harem'de tutsak, sadece bir zevk aracı değil, aksine aktif, güçlü ve toplumda çok önemli yere sahip bir kadın olduğu'' anlatılıyor. Osmanlı kadınının Harem'de hiçbir hakka sahip olmayan bir ''köle'' gibi sunulduğu Batılı tasvirler, Osmanlı sicil defterlerinden belgelerle çürütülüyor.

Kitabın en ilgi çekici noktası ise Osmanlı kadınlarının o dönem Avrupalı kadınlarda bile bulunmayan haklara sahip olduğunu gün ışığına çıkartıp hatırlatması...

"Egzotik ve ezilmiş kadın" sunumu

33 yıldır Türkiye'de yaşayan ve adını değiştirerek Türk vatandaşı olmayı seçen Sancar yaptığı açıklamada, 1990'lı yıllarda Harem ile ilgili bir kitabın eline geçmesiyle bu konuya ilgisinin başladığını söyledi.

''Kitap çok güzeldi ama tam bir oryantalist bakış açısı vardı'' diyen Sancar, bu görüşlerin doğru olup olmadığını merak ederek araştırmaya başladığını, Türkiye ve dünyadaki birçok kaynağı ulaşmaya çalıştığını anlattı.

Sancar, ''Çoğunlukla Avrupa seyyahlarının yazıları var ama Batıda bu konuda bir boşluk olduğunu, kaynakların eksikliklerini gördüm. O nedenle İngilizce bir kaynak oluşturmaya karar verdim'' dedi.

Kaynakları inceledikçe Osmanlı kadını hakkında bilmedikleri çok şey olduğunu gördüğünü ifade eden Sancar, yabancıların gözünden Osmanlı kadını hakkındaki ''efsane ve gerçekleri'' şöyle dile getirdi:

''Genel olarak Oryantalist bilim adamlarının sunduğu yayınlar var. Osmanlı kadını egzotik ve ezilmiş olarak gösteriliyor. Bu konudaki benim görüşlerim de araştırmalarımla çok değişti. En önemlisi Osmanlı kadının haklarını öğrendim. 1882'ye kadar bir İngiliz evli kadının mal sahibi olma veya miras hakkı yok. Malları kocasına ait, kendi adına dava açamıyor. Boşanma hakkı yok, boşandığında çocukları kocaya veriyorlar.

Halbuki Osmanlı kadınının evlilikte kontrat yapma, istediği şartları koyma, boşanma hakkı var. Mal sahibi ve izni olmadan malları kullanılamıyor, mirasa sahip. Dava açabiliyor, küçük çocuklar anneye veriliyor. Bunların farkına vardım, bunlar benim için yeni bilgilerdi. Gördüm ki bildiğimiz efsane hakikatten gerçekten çok farklı...''

"Osmanlı kadınını Türkler bile bilmiyor"

Sancar, bu konuyu Türkiye de bile birçok kişinin bilmediğine dikkati çekerek, ''Kitaplarda bu konudan pek bahsedilmiyor ve Türkiye'deki kitaplar da yabancı kaynaklı olduğu için onlarda da bu konu geçmiyor. Halbuki Osmanlı kadınının o dönem çok önemli hakları var ve bunu kullanıyor. Bunun bilinmemesi üzücü'' diye konuştu.

Aslı Sancar, Osmanlı kadınının toplum ve aile içinde çok itibarlı bir statüye sahip, zarafet ve estetik yönünün dikkat çekici olduğunu vurguladı.

Avrupalı kadından daha medeni

Kitapta, Osmanlı kadınının yaşadığı Harem'in, düşünülenin aksine, kadınların rahatça bulunduğu ve misafirlerini ağırladıkları, ailece güzel saatler geçirdikleri yer olduğu belirtiliyor.

Batılı seyyahlardan alıntılar yapılan kitapta, D'ohsson'un, Osmanlı kadını hakkında şu ifadeleri yer alıyor:

''Tabiat, Doğu'nun kadınına hem zarafet hem de cazibe bahşetmiş. Tavırları soylu ve zarif. Davranışları hoş, konuşması açık, saf ve incelikli. En azından Türk Haremleri'ne sıkça girip çıkmış Hristiyan kadınların hepsi bunda ittifak ediyor. Bunun böyle olmadığına inanmak için de hiçbir sebep yok. Ben şahsen pek çok ortamda Türk kadınlarıyla bir araya geldim. Konuşmalarındaki sadelik, ifadelerindeki açıklık, düşüncelerindeki incelik, ses tonlarındaki zarafet ve davranışlarındaki seçkinlik beni her zaman için çok etkiledi.''

Bir Avrupalı kadın Miss Julie Pardoe'nün gözünden Osmanlı kadını ise şöyle:
''Avrupa'da çok sık karşılaşabileceğiniz, o insanda konuşmaya heves bırakmayan kayıtsızlığın ya da tepeden bakan soruşturmacı tavrın Türk hanımefendilerinde de olabileceğinden korkmanıza hiç gerek yoktur. Onlarda tam tersine insana hoşnutluk veren, yürekten gelen bir medenilik vardır. Bu memleketin bütün insanlarında görebileceğiniz sezgisel nezaketlerinden doğar bu halleri...''

Osmanlı kadınının özgürlüğüne dikkat çeken Pardoe ise şaşkınlığını, ''Hepimizin inanmaya yatkın olduğu üzere özgürlük mutluluksa, Türk kadınları en mutlu kadınlardır, çünkü tüm imparatorluktaki en özgür insanlar onlardır'' sözleriyle dile getiriyor.

 

Kaynak:http://msnyasam.ekolay.net/

Hayır diyememe hastalığından kurtulmak için 9 yol

“Hayır” diyebilmek öğrenilen ve öğretilebilen sosyal bir beceridir. Bu sosyal becerinin eksikliği, yani “hayır” diyememek ise bir hastalıktır. Daha doğrusu psikolojik ve fizyolojik hastalıklara yol açan tehlikeli bir virüstür. Kötü gün dostu olmak elbette önemlidir. Evet diyebilmek güzeldir. Lakin sınırlarımızı aşmadan, kendimizi ve ailemizi zora düşürmeden…

Genç bir kızcağız… Yirmili yaşlarında henüz... Kibar, nazik ve alımlı! Sıcaklığı gözlerine yansıyacak kadar da samimi… Konuştukça açılıyor. Açıldıkça da, gözlerinden inci gibi yaşlar süzülüyordu. “Uyuyamıyorum. Hele aynalara hiç bakamıyorum. Yaşanmamalıydı. Mahcubum Allah’a ve kendime karşı!” derken ıslak gözlerini siliyordu. Özür diliyordu bir yandan da, gözyaşlarını tutamadığı için...

“Yüreği güzel kız, ağlamak güzeldir. Ağlayamaz her göz! Bırak aksın” dedim hiç düşünmeden. Çünkü biliyordum ki “Yaradan’ın korkusuyla -sinek başı kadar bile olsa- akan o gözyaşı” onu ötelerde yalnız bırakmayacaktı.

Muhafazakâr bir aileden geliyordu. Aşırı sert ve iletişime geçmeyen bir baba yanında, kendini çocuklarına adamış cefakâr bir anne vardı tabloda. Anne de kızı gibiydi. Kimseyi incitmemiş ve kırmamış. Lakin hep kırılmış…

İşte bu yönüyle çekmişti annesine. Sessiz, sakin, herkesi düşünen, memnun etmeye çalışan, itiraz etmeyen ve kimseyi gücendirmemek için “hayır” bile diyemeyen bir kişilik çıkmıştı ortaya. İşin ilginç yanı bu özelliği çoğu zaman da işe yaramıştı. Bilhassa da çocukluk döneminde bu yönüyle takdir ve onay almıştı çevresinden.

Çizilemeyen sınırlar

Buraya kadar her şey tamam gibi geliyor değil mi? Hatta belki de bu özelliklere sahip bir kız çocuğu kulağınıza hoş bile gelmiş olabilir. Gelin görün ki, bu tür hikâyelerin sonu hiç de hoş olmayabiliyor. Mesleğimiz icabı hayatları dinliyoruz. Çocukları, gençleri ve yetişkinleri… Pişmanlıklarını, hatalarını, artılarını ve eksilerini... Bu paylaşımlar esnasında bu sorunlara yol açan kişilik özelliklerine ya da “Hayır diyememe” gibi sosyal beceri eksikliklerinin nelere sebep olabildiğine tanık oluyoruz.

Kişi, aşırı iyi niyetinden dolayı ya kız-erkek ilişkilerinde, ya okul-iş yaşamında, ya arkadaşlık ilişkilerinde ya da evliliğinde incitilip örselenebiliyor, hatta istismar edilebiliyor. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi... Sınırlarını çizemediği için sınırları ihlal edilmeye başlanıyor. Sınırları aşmak isteyene de “Aman kırılmasın, kimsenin ağzının tadı bozulmasın” düşüncesiyle ‘Dur, hayır’ bile diyemiyor.

“Hayır” diyebilmek öğrenilen ve öğretilebilen sosyal bir beceridir. Bu sosyal becerinin eksikliği yani “hayır” diyememek ise bir hastalıktır. Daha doğrusu psikolojik ve fizyolojik hastalıklara yol açan tehlikeli bir virüstür.

Sadece bu genç kız mı hayır diyemediği için zarar gören? 45 yaşlarında bir beyefendinin kararan hayatı mesela... Arkadaşlarından biri önce yüklü bir miktar borç para istiyor. Ardından da kefil olmasını istiyor. Beyefendi kendisini çok aşan bu talebe “hayır” diyemiyor. Bile bile lades derler ya! Arkadaşının borcunu ödeyemeyeceğini bildiği halde evet diyor.

Sonunda adamcağız malını mülkünü kaybediyor. Bununla da kalmıyor, ailesi parçalanıyor, ardından da kalp krizi geçiriyor. Cenazesinde konuşuyor yakınları: “Merhum çok iyi niyetli biriydi. Ah keşke bir de hayır diyebilseydi…”

“Hayır” de, hayır dile

Kötü gün dostu olmak elbette önemlidir. Evet diyebilmek güzeldir. Lakin sınırlarımızı aşmadan, kendimizi ve ailemizi zora düşürmeden... Kendi istek, ihtiyaç ve inançlarımızdan taviz vererek, başkasının bir ihtiyacını gönüllü olarak ve seve seve nereye kadar karşılayabiliriz?

İstenilen meblağ bizi fazlasıyla aşıyorsa ve bu kişi dostumuzsa onu kırmadan da “hayır” demenin yolları var. Öte yandan yardım sadece maddiyattan mı ibaret olmalı? Esasında bazen manevi bir bakış açısını kazandıracak bir konuşma bile psikolojik olarak muhatabımızı rahatlatabilir. Dostumuzun sorununu dinleyerek, önündeki diğer seçenekleri fark etmesini ya da daha akıllıca duruma yaklaşmasını sağlayabiliriz.

İpe un sermek!

Nerede “hayır”, nerede “evet” demeli? Bazen iyi niyetli dostumuz bizden bir şeyler ister. Bazen de iyi niyetli olmayanlar ister. Bunu ayırt edebilmek çok önemli!

Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrasını bilirsiniz. Bir gün aldıklarını vermeyen komşusu hocadan ip ister. Hoca önce “Kusura bakma, veremem” der. Israrı devam edince de “İpe un sermişler” diye ekler. Komşusu “Aman Hocam, hiç ipe un serilir mi?” diye talebini sürdürür. En sonunda Hoca dayanamayıp der ki “İp benim değil mi? Vermek istemeyince ipe unda serilir başka şey de…”

Biraz mizah biraz zekâ… Muhatabına mesajını ne güzel de iletiyor Nasreddin Hoca.

Akran baskısı

Bir genç “hayır” deme becerisinden yoksunsa kötü alışkanlıklara da davetiye çıkarmış oluyor. Sigara, alkol ya da uyuşturucu kullanan gençlerle yaptığımız görüşmelerde bu gençlerin reddetme becerilerinin olmadığını görüyoruz.

Doğal süreçte bir ergen arkadaş gurubu tarafından kabul edilmeye, sevilmeye, takdir edilip onaylanmaya ihtiyaç duyar. Bu yaşlarda ergen için arkadaşlarının kendisi hakkında ne düşündüğü çok önemlidir. Akran baskısı ise genci istemediği şekilde davranması için zorlayabilir. Yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi, yerinde ve zamanında hayır diyebilme becerisine sahip gençler akran baskısına maruz kalmamaktadır.

“Hayır diyememe” virüsünü çocukluk döneminde yükleyenler, annemiz ve babamızdan başkası değil! Aileler bu virüsü bilinçsizce, bunun ciddi hasarlara yol açabileceğini bilmeden çocuklarına bulaştırıyorlar.

Halbuki bir çocuğun kendini tehlikeli durumlardan, örneğin bir tacizden ya da istenmedik bir dokunma şeklinden koruyabilmesi için reddetme becerilerine sahip olması gerekmektedir.

Bu beceriyi “Gerekince hayır demelisin” diye söylemlerimizle öğretemeyiz. Bir beceriyi öğrenmek için pratiğe yani onu kullanmaya ve uygulamaya ihtiyaç vardır.

Çocuğun hayır deme hakkı
Çocuğunuz sürekli birilerini memnun etme çabası içinde mi? Olumsuz duygularını ve farklı düşüncelerini saldırganlığa vurmadan size, arkadaşlarına ve öğretmenlerine üslubuna uygun bir şekilde yansıtabiliyor mu? Size hayır dediğinde ya da itiraz ettiğinde tepkiniz ne oluyor?

Genellikle çocuklarımızın bizim gibi hissetmesini, düşünmesini ve davranmasını bekliyoruz. Bizim seçtiğimizi istediğimiz kadar yemeli. Bizim belirlediğimiz kıyafeti giymeli Bize itiraz etmemeli… Esasında çocuğumuzun bizden farklı bir birey olduğunu kabul etmeliyiz. Bir çocuk saygıyla dinlenilmeye ve kendisine söz hakkı verilmesine ihtiyaç duyar.

Geçenlerde 4.5 yaşındaki oğlum eve gelen misafir çocukla oynuyordu. Arkadaşı biraz fazlaca hareketli ve sinirli bir çocuktu. Oynarlarken oğlumun oyuncaklarından bazılarına zarar verdi. Ama yanlışlıkla değil. Bir süre sonra arkadaşı, oğlumun en sevdiği, gözü gibi sakındığı kırmızı tırı ile oynamak istediğini söyledi. Oğlum tırını arkadaşına vermek istemediğini ama kamyonuyla oynamasına izin vereceğini söyledi. Derken olay büyüdü. “Hadi oğlum versene tırını. Çok ayıp! Paylaşmak güzeldir. Üzülmesin arkadaşın, hem o misafir. Versen ne olacak” demeyi düşündüm önce. Vazgeçtim sonra. Zaten oğlum her şeyini paylaşıyordu. Ama arkadaşının dikkatsizce oynayıp zarar verme ihtimalini tahmin etmişti. Yanı sıra bizim ona ikinci bir tır alamayacağımızı biliyordu. Sonuçta “hayır” deyip, hassas bir oyuncak olan kırmızı tırını vermemekte haklıydı. Müdahale etmedim. Bir süre sonra bir ses geldi odasından. Kamyon kırılmıştı…

Evet demeyi de öğrenmek…

“Diyelim ki iyi bir kazancınız var. Yanınızda çalıştırdığınız kişinin de performansı yüksek ama maaşı düşük. Sizden zam istiyor. Maaşında birazcık iyileştirme yapıyorsunuz. Fakat bu yetersiz zamdan çalışanınız hiç de memnun değil!”

Kim haklı ve ne yapılmalı? İşin sırrı, kendi haklarımızı gözetirken başkalarının haklarına da tecavüz etmemek… Ne güzel de dile getirilmiş “Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın.” Denge ve adalet istiyorsanız, alın elinize bir mizan ve tartın. Mizan sürekli kimden yana ağır basıyor?

“Hep bana hep bana, ya Rabbena” diyerek sağlıklı ilişkiler kuramayız. Eğer mizan sürekli bizden yana ağır basıyorsa “evet” demeyi öğrenmeli, muhatabımızın isteklerine, ihtiyaçlarına ve duygularına kulak vermeliyiz. Başkalarının da hakları olduğunu unutmamalıyız. Eğer mizan sürekli muhatabımızdan yana ağır geliyorsa, “hayır” demeyi öğrenme zamanı gelmiştir.

Tamiri olmayan patlamalar

Bir talebi reddederek, bir düşünceyi onaylamayarak risk aldığımız doğru. Lakin herkesi memnun etmemiz mümkün değil. “Herkes tarafından kabul görmeliyim ve sevilmeliyim” şeklinde bir inancınız varsa, gerçekten hissettiğiniz ve düşündüğünüz gibi davranamazsınız. Muhatabınızdan farklı düşünüyor olsanız dahi ifade edemezsiniz. Ortaya çıkan siz değil, başka biridir.

Sürekli içinize attığınız bu olumsuz duygular zamanla birikir. Ya yavaş yavaş elinizi ayağınızı çeker, uzaklaşırsınız o kişiden ya da bir gün patlarsınız. Hem de hiç ummadığınız bir mekân ve zamanda… İşte bu patlayış, hem size hem de ilişkinize tamiri olmayan zararlar verebilir.

Sessiz çığlıkların, yerinde ve zamanında sesli “HAYIR”a dönüşebilmesi temennisiyle…

Berrin Göncü Işıkoğlu


Hayır diyememe hastalığından kurtulmak için 9 yol

1. Önce anlamak sonra anlaşılmak! Muhatabınızı saygıyla dinleyin. Konuşmasını tamamlamasını bekleyin. Sözünü kesmeyin.

2. Anlaşılabilmek için, dürüst, açık, net ve kararlı olun. İletişim esnasında saklambaç oynamayın. Yalnız dikkat edin! Ne şiş yansın, ne de kebap! Kırmadan, incitmeden nezaket içinde bu mesajı verebilmek de maharet; yoksa saldırganca öfkeyle ve kaba bir şekilde hayır demek de değil.

3. Cevabınız vermeden önce zaman isteyin. Kendinizi o an iyi ifade edemeyeceğinizi ya da olumsuz bir cevap vermekte çok zorlanacağınızı düşünüyorsanız; durun ve konu hakkında düşünmek için zaman isteyin. Böylelikle reddetme kararınızın gerekçelerini tespit etmek için fırsatınız olur.

4. Beden dilinizle de hayır deyin. Muhatabınızın gözlerinin içine bakarak kararlı bir ses tonuyla konuşun. Ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Bedeniniz siz konuşurken ne diyor? Gözleriniz, duruşunuz ve ses tonumuz söylediklerinizle uyumlu mu?

5. Reddettiğiniz kişinin büyük bir hayal kırıklığına uğradığını seziyorsanız, serinkanlılığınızı muhafaza edin, mümkünse bulunduğunuz ortamı değiştirin.

6. Beyin jimnastiği yapın. Geçen hafta kaç kez “evet” dediğinizi listeleyin. Sizden istenen talepler karşısında tepkinizi ve sonraki durumunuzu irdeleyin. Tamam dediğiniz şeylerden ötürü kendinize kızgın mısınız? Darılmış, gücenmiş ya da içerlemiş hissediyor musunuz? Maddi ya da manevi kayıplarınız var mı? Değerlendirin.

7. Yalana başvurmadan empatik ve sempatik bir şekilde de hayır deyin. Yalnız dikkat! Bazen uzun açıklamalar sınırlarımızın test edilmesine imkân tanır. Karar sizin!

“Keşke yapabilsem. Ama prensip olarak kimsenin arabasını ödünç almam ve kendi arabamı da ödünç vermem.”

“Bugün Ayşe’ye bakamayacağım için üzgünüm. Şu an çocuğunu bırakacağın bir yer bulmanın zor olacağının farkındayım ama bizim bugün için çok önceden kararlaştırılmış bir planımız var.”

8. Bir öneri ya da alternatif sunabilirsiniz. Örneğin istenen şeyi gerçekten yapmak istiyor ama zamanınız müsait değilse, “Şu an bunu yapamam ama şu şartlar altında gelecek hafta yapabilirim” gibi…

9. İçsel konuşmanızı değiştirin. Hayır dediğiniz için kötü ve bencil bir insan olduğunuzu düşünüyorsanız bu hastalığa yakalanma ihtimaliniz yüksektir. Size “hayır” dedirtmeyen irrasyonel ve işlevsel olmayan düşüncelerinizi ve beklentilerinizi masaya yatırın.

Kaynak: aktuelpsikoloji.com

GeLeceKsiz

Piyasa yapmaya uzak bir zippo, bir bardak süt tropikal kılıyordu masayı…
Son kullanma tarihi geçmeden tüketmeliydim zehiri…
Cigaram yanarken, izinsizce gözlerime dolan ve burnuma giren duman rahatsızlıktan başka bir şey vermiyordu.
Pes 6’dan çıkan ses kesmiyordu. Müzik açtım maç öncesi marş gibi…
Sigara külleri, video izlerken zevke gelmiş gibi halıya damlıyordu.
Odamda, ölümle yaşamı ayıran , sadece yeşil bir ışık vardı.
Çok sıkılıyordum, ağzımın kulaklarıma varmasına ihtiyacım vardı.
Gündüzün bıraktığı kafama, bir tombul şişe kapağı daha çevirdim.
Geleceği düşünmeden yaşamak için bir şeyler bulmaya çalışmam, kafamım dumurlaştığına dair bir işaretten öteye gitmiyordu.
Elektrik faturası bu ay kabarık gelecek sanırım, sigorta attığına göre çok yüklendim sayaca galiba…
Skorun ne önemi var ki, tek gol atıp, ceza sahasında topla oynama yüzdemi artırıyordum. Ama rakibim o kadar adil davranmıyor.
Bir anda her yer simsiyah oldu. Sigorta attı. Yâda ucuz kanyak kurbanı olup kör oldum.
Bu ay ki su faturası da kabarık geldi. Suçu anneme atıyorum.
Sivrisineğin osuruğunu bile duyuyordum, galiba kör olmuşum.


Saatimin fosforlu olduğunu sanıyordum. Zaman bile uyuyor be kapayım gözlerimi bali.
Yatak yerine buzdolabın kapağını açtım sanki, ne soğukluk bu ya.
Ölmekten korkuyorum, sobayı yakamıyorum.
Ezan okunuyor. En son bir şarkıda duymuştum galiba bu sesi…
Toparladım kendimi ezanın bitmesini bekledim.
Uyudum. Karabasan bastı. Uyandım. Kör oldum. İntihar ettim. Geleceği düşünmeden yaşıyorum artık…

 

Kaynak:http://www.frmcix.com/gothic-yazilar/69724-qeleceksiz.html

Hayatın anlamı

Golgeler sehrınde gecerken zaman ben suyun akısnı ızledım karanlıgın kıyısında..Sonra gezdım tozdum ve dunyanın ucuna geldım burada her yer mezar her yerde ceset vardı..Sankı bırı dunyayı katletmıs olum tarlalarında dolasıyordum.Ruhum dıbsız bır karanlıkta sımdı umudum ucup gıtmıs yasama sevıncımı elımden almıslar ve olenlere karısmıs gıbı ıcımde anlamsız bır korku vardı....
Yuruyordum ama bır dur dıyen yoktu sankı nereye gıttıgımı bılıyordumda kendıme defalarca soruyordum
ve anlamsız bır bakıs attım dunyanın obur ucuna ama karanlık yerden gokyuzune yukselıyordu ve sonunu bılmedıgım yarınlara ulasmak ıstegı bır adım daha ınsanı olume goturuyordu...
Ya cennet yalan sarkıların ıcınden gelen ınsanları avutan tatlı bır masal yada yurudugum bu anlamsız ve korku dolu yol cehennemın ta kendısıydı. bastıgım yer tıtrıyor ızımın kaldıgı yer kanla doluyordu..
nefes alıslarımda bıle zorlanıyordum,kapılar kılıtlıydı belkıde. nerdeyse tukenmek uzereydım ve o an ısık ıcerıye gırdı kanatlı bır melek ve anlamlı bur huzur butun bedenımı kapladı. ve anladım aslında yasadıgımız ve bosuna tukketıgımız bu hayatın bır amacı oldugunu ve o amacın sonunda gelecek gercek mutluluk ya bır adım onumde yada bır anda arkamda kalıyordu....
Sımdı sadece evımde oturuyorum ve su an sıgaramı koklerken dıbıne kadar hayatın anlamını beynımde defealarca sorguluyordum..Ya gercekten yasamıyorduk yada yasadıgımız hayat coktan olmustu belkıde..

Kaynak:http://www.frmcix.com/

Cehennem Orduları

Beelzebub Satan ilk olarak Tanrı'ya savaş açtığı zaman başında Beelzebub olan bir kaç meleği ilk ordusu yaptı. Cehennemde yeni makamına geldikten sonra Insanlığa kibiri öğretti.

Leviathan Deniz Ordusunun sekreteridir. Lucifer'in destekçisi olarak savaşta yer alan Leviathan, bir deniz canavarı olarak tanımlanıyor.

Asmodeus Cehennemdeki kumarhanelerin gözetmeni, insanlara israfı ogreten bu ruh aynı zamanda şehvet ve cinselliğin iblisidir.

Astaroth Cehennemin Batı kısmının Dük'ü ve bütün kısımların veznedarı. Insanlara aylaklık ve tembelliği öğretti. Ayrıca diğer Düşen Melekler'e rehberlik etmiştir.

Behemoth Cehennemin gözcüsü.

Belial Satan'in en saygın iblislerinden bir tanesi. Bazı kaynaklara göre Satan lider seçilmeden önce Karanlığın Efendisi Belial'di. Ayrıca yalan soylemenin gayri-resmi iblisi olarak ta bilinir.



Genel Ofis

Lucifuge Rofocale Cehennemin Baş Vekili. Lucifuge ışıktan nefret eder, yanlızca geceleri görünür. Depremleri yaratır, hastalıkları yayar ve ilahi korumaları -dualar gibi- yoketmekten hoşlanırdı.

Forcas Cehennemin büyük Başkanlarından bir tanesi. Yaşlı bir adam kılığında insanlara etkileyici konuşmayı ve mantıklı olmayı öğretmenin yanı sıra 290 Cehennem birliğini kumanda ediyordu.

Leonard Kara Büyü'nün Baş Müfettişi.

Abaddon Yokedici.

Adramelech Satan'in danışmanı ve Baş Dük.

Baalberith Cehennemin Baş Sekreteri. Insanlara cinayeti ve küfürü öğretti.

Alastor Alınan fermanların yayılmasından sorumludur.

Melcholm Prens'in veznedarı.

Uphir Cehennemin doktoru. Bütün iblislerin sağlıklarından sorumludur.

Verdelet Cehennemdeki törenlerin, seramonilerin ustasıdır.

Nysrock Cehennemdeki sarayın ahçısı.

Dagon Prens'in fırıncısı.

Paymon Insanların üzerinde efendilik kurmuştur, aynı zamanda tören ve seramonilerin bir başka iblisidir.

Nybras Alt seviyelerde olan bir iblis, buna rağmen Cehennemdeki eğlencelerden sorumludur.

Xaphan Cehennemdeki ateşleri canlı ve alevli tutan iblistir. Ayrıca Savaş sırasında Cenneti ateşe verme fikri de ona aitti.


Gecenin Ordusu

Put Satanachia Annelerin üstünde ayrı bir güce sahip olan bu iblisin gezegenlere ve cadılara da ayrı ilgisi vardı.

Agaliarept Geleceği ve geçmişi kontrol etme yeteneğine sahipti. Düşmanlık ve güvensizliği insanlarda yaydı.

Fleuety Beelzebub'in sağ kolu olan bu iblis zehirli bitkilerin kullanımını çok iyi biliyordu.

Amon Cehennemin Marki'si, 40 Cehennem ordusunu kumanda ediyordu. Ateş kusan bir iblis olan Amon kurt kafasına ve yılan kuyruğuna sahipti. Ayrıca kahinlik yeteneğini vardı ve geleceği görebiliyordu.

Aguares Cehennemin Doğu kısmının Dük'ü. 30 Cehennem ordusunun kumandanı, insanları dansetmeye teşvik eder.

Amduscias 29 Cehennem ordusuna kumandalık yapan bu Dük, öldürücü müzik yapmasıyla da biliniyor.

Sargatanas Astaroth'un yardımcısı olan bu iblis insanların beyinlerine girerek düşüncelerini kontrol edebiliyordu.

Nebiros Astaroth komutasında calışan başka bir iblis olan Nebiros ise hayvanlara istediğini yaptırabiliyordu.

Raum Büyük bir Kont ve 30 Ordunun komutanı, bir el sallamasıyla şehirleri yok edebiliyordu.

Baal Büyük bir Dük ve 66 Ordunun komutanı.

Abigor Kahinlik ve savaşa kabiliyetli olan Abigor 60 Cehennem Ordusunu komuta ediyordu. Abigor hakkında bir ilginç bilgi ise diger iblislerin aksine yakışıklı ve çekici bir erkek olarak resmedilmesidir.

Azazel Cehennem ordularının Baş Komutanı

Kaynak:http://www.frmcix.com/

Şizofrenik düş yansımaları

Her akşamüstü kırılan Günü toplarım kalbinde
onulmaz yaralar parçalar sensiz kılarsa beni.

Şizofreniye ayarlı yüreğimde tasmalarla
ben artık buralara sığamam
süveyda gölgesi sararsa benliğimi
sorgu da başlar o zaman bağışlanamam
Sıcak ilgilerden boşanıp akan gözyaşımı tutamam
kahrolurum teklifinde eğildiğim anı tekrar yaşasam.

Beynimi perçinleyip düştüm yollarına
albenili duygulardan uzak kimliğimi yırtarak
sevincine ortak oldum herşeye rağmen
umarsız göründüm elim yatkınken her işe.

Sonsuz uğuldamalar biçildi kulağıma bu çağda
sonrasını hatırlamadığım düşlere uyandım
dalgalı sularda aksimi gördüm irkildim:
-bu ben miyim,yüzümü getirin bana!

Yağmuru olmasa bu şehri terkederdim
sınav günlerini ularken alnımın perçemine
yakını ıraklaştıran seyahatlere mecbur gibi
sen olmasan sen olmasan bu gülüşü kullanmazdım
kanat sesleri kulağımda uğuldarken biteviye
sonsuz ölümler biçilir geride kalan en son kişiye
piyangolar vurur belki aklanır bu şehir de
şizofrenik düş yorgunluğu kalırsa bana.

Alıntı:http://www.frmcix.com/

Gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum

gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum
- işin komiği 'gerektiği kadar iyi' nasıl yaşanır* onu da pek bilmiyorum
- devamsızlığım çok hayatta
- bir yıl düş'e dokunur gibi hiçbir şey yaşamıyorum* sonra* ertesi yıl bir gömülüyorum hayata ve aşk'a* kaldırabilene aşkolsun
- nerede* nasıl* ne zaman* kiminle* ne kadar daha fazla mutlu olunur* bilmiyorum
- olmadığım yerleri* yapmadığım şeyleri düşlüyorum bazen
- bazen diyorum: 'cinsim başka olsaydı daha mı mutlu olurdum acaba'- dallıyorum günleri* bugünün ne içerdigine bakmadan* ertesi gün'e geçiyorum hemen
- yaşayacaklarımı hep son ana bırakıyorum
- kendimi çogunlukla yaşamayacak kadar yorgun hissediyorum
- ne yasarsam yasayayım* gözüm hep öteki hayatlar'da kalıyor bazen
- yaşamaya iyi konsantre olamıyorum
- bence hayat* cinselliğin önemli bir parçası- bazılari çalıp-çırpıyor her şeyi* öteki hayatlar'dan otluyor hep bazıları
- sevişince acıkıyorum
- her sabah bir gün eksik uyanıyorum ömrümden
- kafamdaki insan* olamıyorum- kendi ömrümdeymiş gibi rahat yaşayamıyorum
- herkes ağzına kadar başkası dolu
- içimde hiç kötülük yok.. bu çok kötü
- depremle yaşamaya da alışabilirim.. tamam.. olur.. fakat bir şartla: beni öldürmeyeceğine söz verirse
- ömrüm bir dönem çok açık kaldı* hayatıma kaç insan girdi hatırlamıyorum
- aslında ileride çok mutlu olunacak sota yerler biliyorum
- bazı sabahları dünya* çok zor alışıyor bana
- orjinal bir kaç insan arıyorum
- atsan atılmaz* satsan satılmaz bir yük gibi geliyor bazılarına hayat
- tez'siz* antitez'siz* gel bana hipotez* hipotez
- hayatta bir ağırlığım olsun diye* şişmanlıyorum
- üçün biri'ni seçerken bile ikilem'e düşüyorum
- yaşamak için sonsuz ideal bir yer var mı? ben bulamıyorum..
- yaşamam gereken bir çok şey ve yaş* başka bir çok şey ve yaşları düşünürken geçip gidiyor
- bazen çok geriden yaşıyorum
- ömrüm son bulduğunda neleri yaşamış olayım.. neleri yaşamış olmalıyım.. bilmiyorum
- bu benim ilk tecrübem dünyada
- bütün güzel kızları* iyi oğlanları kapmışlar
- bütün şahane mevzuları çok önceden konuşmuşlar
- bütün güzel pozisyonları biz yokken sevişmişler
- iyi bir ömür* hangi iyi bir ömürle kıyaslanabilir ki
- kim olarak öleceğimi* ne olarak kalacağımı bilmiyorum
- hayat* benden* zevk alıyor mu acaba bilmiyorum
- tanrı veya doğa* beni böyle kullanarak ne yapmak istiyorlar* pek anlamıyorum
- ancak yine de ömrümden geleni yapıyorum..

Alıntı:http://www.frmcix.com/

eLveda ruhum eLveda ..

Kimsesizliğin ortasında yıkık bir harabeyim aslında
Herkesin bir kenara ittiği kalmak istemediği bir enkaz yüreğim
Sevgi kırıntılarıyla yaşama tutunuyorum
Aşk kalıntılarını kaldırıyorlar enkaz olan yüreğimden
Yaralarımı sarmaya çalışıyorum fakat bu deprem bende öyle bir hasar yarattıki hiç bir ilaç çare olamaz yarama..
Kimse kurtarmak istemiyor beni..Haykırışlarıma karşılık gelmiyor
Hayatta kalmam için kimse elini uzatıp çıkarmıyor enkazın altından sanki herkes ölmemi beklermiş gibi..
ve Sonunda istedikleri oluyor cesedim çıkıyor enkazın altından..
ve Sonra sahte göz yaşları..
ve ßende Huzura kavuşmanın mutluluğu..

Kısa ve zor bir yolculuktu benimkisi
Kimsesiz ve yalnızdı
19 yıl beklemişti son bulmak için


Ruhum bedenimi terk ediyor
Tıpki yaşarken de terkedildiğim gibi..
Terkedilişlere alışk bu beden
eLveda Ruhum..
Alıntı....

Bazen gelen seslere kulak vermelisiniz

iki çift yeni evlenip balayına giderken yolları ıssız bir dağdan geçer.hava kapkaranlık o gece ışık yok,ses yok sadece çiftin arabasının yanan farları ve arabanın teyibinde çalan garip bir radyo istasyonu eşilik ediyordu onları.bu sesizlik çiftin balayı heycanı ile sohbetlere dökülüyor ve mutlu bir şekilde yolda ilerlerlerken birden tekerlek patlıyor.arabayı bir kenara çekiyor ve genç adam karısına arbada oturmasını,dışarının soğuk olduğunu söylüyor ve arabada kalmasını tembihliyor.adam o alaca karanlıkta bagajdan takım aletlerini alarak tekerleği bir gayret ile değiştirmeye çalışıyor.karısı arabnın içinde yarı uykuya daldığı anda arabanın üstünde garip darbe sesleri geldiğini farkediyor ama aldırmıyor.kocasının lastik değiştirdiğini zannetip sesin o bakımdan çıktığını sanarak uykusuna devam ediyor.

işte o an.işte o dehşet an.

kadın uyandığında sabah olmuş ve arabanın içinde etrafında 2-3 tane polisin olduğunu görmüş.hemen arabadan çıkıp polise sormuş:
-memur bey burda ne oldu neden arabamızın etrafında toplandınız eşim nerde? dedi
polis ise:
-hanımefendi malesef eşinizi kaybettik.dedi
kadın:
-ama nasıl olur eşim arabanın tekerleğini değiştirmek için dışarıya çıktı
polis üzücü bir şekilde anlatarak:
-malesef kocanız öldü.anlatması çok zor ama yıllardır burada yaşayan bir akıl hastası(şizofren) bir adam tarafından boğazı kesilerek öldürüldü.ve arabanızın üstüne çıkıp kocanızın kopmuş kafasını tutarak sert darbeler ile arabaya vurmuş.
kadın bu olanlara inananamayarak uyumadan önceki arabanın tepesinden gelen darbe sesleri aklına gelmiş ve şok olmuş.

Bu Gerçek Bir Hikayedir

Alıntıdır

46 yıl süren hamilelik

Tam 46 yıl önce hamile kaldı, o zaman doğum gerçekleşmedi, şimdi bu bebeği doğurdu.

46 yıl önce doğurmadı ama acıları yeniden başlayınca korkunç gerçekle karşılaştı. Kadının 46 yıl önce hamile kaldığı bebek içeride taş kesilmişti.

The Five TV'nin haberine göre; 1955’te Fas'ın Kazablanka kentinin bir köyünde yaşayan Zehra Ebu Talip, ilk çocuğuna hamile kaldı.

BEBEK BİR TÜRLÜ GELMEDİ

Doğum sancıları tutan Zehra hastaneye kaldırıldı. Aradan 48 saat geçti ama bebek dünyaya gelmedi. Doktorlar "sezaryen şart" dedi ama Zehra korktuğu için kabul etmedi. Çünkü bir başka kadının sezaryenle doğum yaparken öldüğünü görmüştü. Doğum yapmadan hastaneden kaçtı.

Zehra'nın doğum sancıları günlerce devam etti Fakat birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi kesince sancıları da azaldı.

75 YAŞINDA YENİDEN SANCILANDI

Aradan 46 yıl geçince sancıları yeniden başladı. Yaşlı kadının çocuklarından biri annesini Fas'ın başkenti Rabat'a bir kadın doktoruna görünce, korkunç gerçeği öğrendiler. Bebek kadının karnında ölmüş ve bir tümöre dönüşmüştü.


Alıntı:http://www.rockturka.org/

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page