| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Yazılar

Sapık Baba-Oğul Tutuklandı

Torinolu 64 yaşındaki baba, en büyük kızına 25 yıl boyunca tecavüz etti. Oğlunun da aynı çarpıklığı kendi kızlarına uyguladığı ortaya çıktı..

Avusturya'daki sapık baba Josef Fritzl'in ardından bu kez de İtalya'da bir ensest ilişki skandalı patlak verdi. İtalyan haber ajansı ANSA'nın haberine göre Torino'da sokak satıcısı olan 9 çocuklu 64 yaşındaki baba, "aile kuralı gereği" en büyük kızını "kendine saklayarak" 25 yıl süreyle tecavüz etti.

Korkunç olay 34 yaşındaki Laura'nın geçen Ekim ayında 41 yaşındaki erkek kardeşinin kendisine iki hafta boyunca tecavüz ettiği şikâyetiyle su yüzüne çıktı. Olayı, dinleme yöntemiyle 5 aylık bir takip sonucu ortaya çıkaran savcılık, kadının babası tarafından da 25 yıldır tecavüze uğradığını tespit etti. Psikolojik olarak da babasının yönetiminde olan kadının karanlık bir odada yaşamını sürdürdüğü açıklandı.

BABASININ OĞLU!
Öte yandan babanın bu çarpık davranışını oğullarından birine geçirdiği ve oğlunun da 6, 12, 17 ve 21 yaşlarındaki dört kızına tecavüz edip cinsel tacizde bulunduğu bildirildi. Bütün yaşananlara sessiz kalan anne ile sapık baba-oğul tutuklandı.

Alıntı:http://www.rockturka.org/

 

yarına geç kalmışım...

 

Geçmişimin sırtını ve dirseklerini izledim.bir sigara yaktım.yedi sigara birden içmek istedim düşündüm.kendimi.geçeni.düşünülmesi gereken her şeyi....düşürdüm.kendimi.geçmişimi.her bin yere...gözlerim doldu bir damla içinde bin gözyaşı ile....şişeyi boynundan yakaladım.bin böceğin arasında çığlık attım.ve bir damla..gözbebeğim kadardı.durdu.durmayan nefes almam ve içmemdi.tekrar düşündüm.we artık derim gerilip boşalıyor.dişlerim azalıp çoğalıyor saçlarım kopuyor.ayak parmaklarım kırılıp dökülüyor.bileklerim çatlıyor.burnumdan kemikler akıyor.diz kapaklarım sökülüyor.bacaklarım çürüyor.dilim kesiliyor.damağım düşüyor.ses tellerim kopuyor.göz kapaklarım yırtılıyor.parmak izlerim siliniyor.düşündükçe. Yıllar geçti ve hayatım ikiye bölündü.öğrendiğim zamanlar ve düşündüğüm zamanlar ikisinden de sırasıyla geçiyorum.öğrendiğim zamanlar da sadece ezberliyor.. düşündüğüm zamanlarda öğrenemi yorum.düşünme anlarım bittiğinde uyanıyor öğrenmem sona erdiğinde uyuyorum
Ve düşüncelerle yaptığım tekşey insanlığın bin bir çaba ile iki bin yılda yarattığı asgari geçmişi elli yılda televizyon tarafından çiğnenmiş.on yılda da internet tarafından yutulmuş bir bilgisayara kusmaktı...

 

 

Alıntı:http://gothics.darkbb.com/

Çalınmış

 

Sevgiye mahkum olmuş bir sır gibi yaşanabilen anlamsız bir o kadar lanetli bir dokunuş.. çekimserlik kemirirken lanetli yüreği, karamsar bir his çöker kapkaranlık dünyaya... altın yapraklar gibi tek tek düşer karanlık gecede gökyüzünden acılar... sanki binbirr acının kapılarını açarmışcasına, altın yapraklar kapatır toprağı, mezarlar parlar gecelerde, alıkoyar gece senden sebebsizce hayatını, aldanırsın rüyalarında gördüğün en korkunç en mutluluk verici hallerine.. düşünmek istemezsin ama yine düşündürür hayat kendini. hedeflerin ideallaerin olmadan sorumsuzca yaşamak istersin ama hayat sana bir hedef belirler kendi çıkarları için... yaşlanmak da istersin tatmak istersin herşeyini kendinle doluu ama yalnızca kendini düşünmek istersin, olmaaz çünkü sen bu hayatttasın yaşadığın sürece kendini değil çevrendeki insanları da düşünmek zorundasın.. gerçeklerden kaçmayı sevmediğin halde, acı veren hayatın gerçeklerinden kaçarsınn, çünkü sen mecbursun.. kendi hayal dünyan olmadan yaşamak istersin ama olmaz bu kadar olumsuzluk yaratırken hayat mecbursun kendi hayal dünyanı kurmaya.. hayal dünyanda kendine dost görebileceğin insanlar olur, çünkü gerçek hayatında herkes seni sebepsiz yere sırtından vurmuştur.. artık tik olmuştur bu senin için sürekli etrafını kolaçan edersin ve beklersin kimden kötülük göreceğim diye.. en iyisi bu hayatın şah damarlarını kesmek kanatmak ve pis kanı akıttmak.. kötülüklerin kol gezdiği bu hayatı tamamen bitirmektir görevinnn ...

 

Alıntı:http://gothics.darkbb.com/

Ölüm Kokuyoruz Hepimiz

Ölüm kokuyoruz hepimiz! Ölüme yaklaştıkça, bilinmeyene yürümeye devam ettikçe, daha da keskinleşecek bu koku.
Ölüm kokuyoruz hepimiz! Taa en başından beri... En başından beri bu kokuylayız. Biz, bu kokuyla yaratılmışız.
Ölüm kokuyoruz hepimiz! İğrenç ama iğrenmediğimiz bir koku. Duymadığımız, burunlarımızın algılayamadığı ve algılayamayacağı asla...
Ölüm kokuyoruz hepimiz! Ne kadar temizlensek de üstümüzden çıkmayan bir koku. Dedim ya, biz nu kokuyla yaratılmışız.
Ölüm kokuyoruz hepimiz! Ruhumuza işlemiş daha çok bu koku; ruhumuzdan yükseliyor. Hangi yağmurlarda ıslanırsa ıslansın ruhumuz, asla geçmeyecek.
Ölüm kokuyoruz hepimiz! Kara ve ak mumun ateşinde bile erimeyen bir kartanesinin kokusu... Bizim kokumuz, ölümün kokusu...

Alıntı:http://gothics.darkbb.com/'dan

Alacakaranlık serisi kapak anlamları !

Yasak meyve/Yasak aşk



Edward'ın Bella'yı sevmesi kesinlikle yasak çünkü ona çok fazla zarar verebilir hatta öldürebilir bile. Ama Edward, Bella'dan uzak duramıyor.. Elmayı tutan ellerin anlamı da Edward'ın ellerindeki aşkları.



New Moon – Yeni Ay

Ölen çiçek




Bu da Bella'yı simgeliyor. O çiçeğin normalde, mutluyken, çok güzel gözükmesi gerekiyor. Ama Edward Bella'dan ayrıldığında, Bella yaşamın hiçbir anlamının kalmadığını düşünüyor bu da onun mutlu bir çiçekten ölmek üzere olan bir çiçeğe dönüşmesine neden oluyor diyebiliriz.



Eclipse – Tutulma

Kırmızı kurdele




Bella'nın Edward'a olan bitmez aşkı ve Jacob'a olan aşkını/sevgisini simgeliyor. (Kırmızı aşk rengidir bilindiği gibi)

Bella'nın Edward ve Jacob arasında bir seçim yapması gerekiyor.. Ve tabiki Edward'ı seçiyor ama kurdelenin tam kopmamış olması da Jacob'la arkadaşlığını hala devam ettirmek istemesi anlamına geliyor.



Breaking Dawn – Şafak Vakti

Piyon ve Vezir


Bella vampire dönüşmeden önce kitaptaki en zayıf karakterdi. Bu da arka taraftaki kırmızı piyonla gösterilmiş.
Piyon - Aatrançtaki en zayıf taş
Kırmızı renk - Bella'nın kanını simgeliyor.

Ama Edward onu vampire dönüştürdükten sonra tüm Cullenlar arasında en güçlü kız haline geliyor ve bu da önde duran beyaz vezirle simgeleniyor.
Vezir - Satrançtaki en güçlü taş
Beyaz renk - Artık Bella'nın kanının olmaması



Midnight Sun – Geceyarısı Güneşi

Zifiri Karanlıkta Doğan Güneş




Bilindiği üzere bu kitap Edward'ın gözünden. Edward hep kendisinin 'karanlıkta olduğunu' düşünüyordu, yani hayatı hiç daha iyiye gitmedi. Şöyle de diyebiliriz ki sürekli geceyarısı olan bir ortamda yaşadı. Ama Bella hayatına girdiğinde, her şeye rağmen dünyasında bir ışık olduğunu farketti. Çünkü, Edward'ın 2. kitapta Bella'yla konuşurken de belirttiği gibi, bella onun için bir tür güneş olmuştu.

Twilight(Alacakaranlık)Serisi -Stephenie Meyer



Twilight
Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yani kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona aşık olmuştum.
Isabella Swan Washington'ın, yağmurun hiç dinmedigi küçük kasabası Forks'a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hale sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward'ın en çok değer verdiği insan olan Isabella… İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.

Alacakaranlık içgüdülerimize meydan okumakla tutkularımızı tatmin etme boyun isteği arasındaki çatışmayı sorgulayan etkileyici bir kitap.




New Moon

“Vur,” diye mırıldandım, kağıtlar parmağımı kestiğinde; zararı görebilmek için elimi geri çektim. Birkaç damla kan, küçük kesikten dışarı doğru sızıyordu.
Ondan sonra çok ani olmuştu.
Edward kendini bana doğru atmıştı, beni masaya geri fırlattı…
Piyanonun yanına doğru yuvarlandım, düşmemi durdurmak için içgüdüsel olarak kollarımı öne attım, camın keskin parçalarına. Dirseklerinden ve bileğinden gelen acının ne kadar yakıcı olduğunu hissettim.
Kafam karışmış bir şekilde, kolumdan aşağıya doğru hızla akan parlak kırmızı kanı – aniden dönüp bakan altı tane kana susamış vampirle beraber – telaşla izledim.

***
Bella Swan için, hayatın kendisinden önemli olan tek bir şey vardı; Edward Cullen. Ama bir vampire aşık olmak, Bella’nın hayal ettiğinden bile daha tehlikeliydi. Edward, Bella’yı şimdiye kadar zaten, kötü bir vampire yakalanmaktan ve yem olmaktan kurtarmıştı, ama şimdi, onlar bu ilişkiye cüret etmişlerdi, şimdi fark ediyorlardı ki, onların sorunları daha yeni başlıyor olabilirdi…



Eclipse


"Edward'ın hoş sesi arkamdaydı.Ben onun yavaşça veranda basamaklarından ortaya çıktığını görmek için döndüğümde onun saçları koşmaktan uçuşmuştu.O ilk kez beni kolları arasına aldı,kollarına hapsetti ve beni tekrar öptü.Bu öpüş beni korkuttu.Çok fazla gergindi,dudakları dudaklarıma değdiği zaman çok güçlüydü,o bizim birbirimizden ayrılmak için zamanın çok geç olduğundan korkmuş gibiydi.''
***
Seattle gizemli , öldürücü bir tel tarafından harap edildiğinden ve kötü niyetli bir vampir onu araştırmaya devam ettiği'nden dolayı Bella kendini tehlikeyle çevrili buldu.Hepsinin ortasında aşık olduğu Edward ve Jacob'un arkadaşlığı arasında seçim yapmakla yüzyüze kalmıştır ki bu karar vampir ve kurtadam arasındaki eskimeyen mücadeleyi tutuşturmak için olasıdır.Mezuniyeti hızla yaklaşırken Bella birden fazla karara sahiptir: HAYAT ya da ÖLÜM. Fakat hangisi ?


Breaking Dawn
Bella ve Edward evlenirler ama balayları bellanın hamile olduğunu farketmesiyle yarıda kesilir.Bellanın hamileliği hızlı ilerlemektedir ve bu da onu gücsüz yapmaktadır. Bella nın hayatını kurtarmak için Edward ın fetüsün çıkarılması gerektiği ile ilgili ısrarına rağmen Bella gittikçe daha da çok sevdiği bebeğini yerinde tutmaya kararlıdır. Sonra , Bella kızları Renesmee'yi dünyaya getirip ölmek üzereyken Edward ona zehrini enjekte edip vampire dönüstürür. İsmi Irına olan bir vampir Renesmee'yi görür ve onun 'ölümsüz cocuk' olması hakkındaki yanlısları ve vampir kurallarını ihlal eden yasamını görür onu Volturi'ye haber verir.Cullen'lar cocuğun ölümsüz cocuklardan olmadığını doğrulamak icin tanıklar toplarlar. Ve Volturi'yi Renesmee'nin
Vampirlere ve onların sırlarına karsı tehlike olusmayacağına dair onları ikna ederler ama huzurları kacmıstır.



Midnight Sun

Bir vampir.. Bir insana aşık oldu.. Yapmaması gereken şeyler yaptı..
Bu defa Twilight kitabındaki yani ilk kitap Alacakaranlık'taki herşey Edward'ın ağzından anlatılıyor...
Onun için hayat..
Sandığınızdan daha zordu...

Midnight Sun | Geceyarısı Güneşi



ALINTIDIR

ŞEYTAN VE DOSTLARI (Mutlaka Okumalısın)

Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki:
Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını
çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş:
Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis
muhasebesi) dinleyemesinler!
Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını,
junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur!
Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar
ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla!
Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse,erkekler bu sevgiyi başka yerlerde
arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına,
fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp
birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti
dostluklarını ve dedikoduları teşvik et!
İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet
saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı
çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya
buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı?

Kaynak:http://www.islamgul.com/

YA ANNESİZLER GÜNÜ:=(

Yedisinde Annesiz Ceylan'a,


Cellatların kolları arasında giyotine, ölüme götürülen annem döndü, bana baktı. Son anlarında, son bir söz söylemek için değildi bu bakış. Uzun uzun süzdü beni. Ölümünden önce ağzından dökülen son kelimeleri şu sözlerdi:

Oğlum, hırkanı giymemişsin… Üşüteceksin!



Sanmayın ki yaşamaktan çok hatıralarımla kavgalıyım. Çingenelerin her köşeye tezgâh açtığı bir anneler gününden artakalmış kederimin cilveleşmesi bu satırlar. Para için yatağa girmiş beden tacirlerinin, koynunda sinek olsa ona bile koca sıfatını yakıştıranların gösterdiği bir cilve bu. Birkaç dakika sonra kimsenin kimseyi tanımayacağı, ama nikotinden sararmış dişlerden dökülen pörsümüş sırnaşmalara benziyor cilveleşmem…

Babamı, birini ölüme uğurlayışı oyuncağını kaybetmek sanan bir yaşta kaybettim ben. Yani kimseye, küçük bir sandalın omuzlarına muazzam yükler yüklemeyi anımsatan nasihat imkânı veremediğim bir yaşta. Çünkü ölüm, küçük cüssemin içinde ancak uzak kentlere arada bir gelmek üzere yola çıkanların serüvenini çağrıştırıyordu. Gidecek ve bir zaman sonra kocaman özlemlerle geri dönecekti. Elinde türlü oyuncaklar… Bilmem, belki de babamın bir oyuncakçı dükkanına dönüşeceğini düşünerek çok da sendelemedim. Ama bu serüvenin gerçek olmadığını, yıllar içinde kafama vurulan yokluk balyozuyla hayat bana hep anlattı. Başıma vurulan bu her darbe, artık geride yetimini korumaktan başka vazifelerini ve umutlarını bağrına gömen annemin dizinin dibinden ayrılmamama neden oluyordu. Bayatlamış ekmek kokusuna hasret duyar gibi onu kaybetmekten çok korkar olmuştum. Öyle korkularım oluşmaya başlamıştı ki, başı ağrısa öleceğini sandığım anneme ecza dolabında ne kadar ilaç varsa, annem kaşlarını azarıyla birlikte çatsa da ona bu ilaçları içmeyi ikna etmeye çalışacak kadar. Yeter ki ecza dolabında bir ecza göreyim. Aspirin, penisilin, öksürük şurubu, antibiyotik…

Büyümek çoğu zaman ayrılmayı ifade ediyordu bulunduğumuz yerde. Hayat temaşasının size verdiği vazifeleri yerine getirmek için ya sanayide araba tamircisi, marangoz kalfası, terzi yamağı olacaktınız, ya da bir fakülteye büyük adam edasıyla adımınızı atacaktınız. İçimde aşk çocuklarının hüznü vardı, gidiyordum. Uzaklara gidiyordum. Uzak ve bilinmedik yerlere. Peşine düşeceğim zenginliği bulmak, hatırı sayılır bir insana dönüşmek, camekânda sergilenmek için. Ergenliğimle beraber annemin yıllarca boynuma özenle yerleştirdiği kravatları artık kendi ellerimle bağlayacak yahut bu zanaatı bir hayat arkadaşına teslim edecektim. Teslim etmek sorun değildi de annemden ayrılırken kazanacaklarımdan çok kaybettiklerim yüzüme çarpılınca, bana miras kalan onu her hatırladığımda bundan böyle uyuşacak kollarım olacaktı. Henüz kapımı dönme vakti çalmadan haysiyetli yaralarıyla ve sancılarıyla dimdik ayakta duran annemin hasta olduğu haberi gelmişti. Hastaneye kaldırılmış.

Zelzele sonrasında yerle bir olmuş korunağın molozları altında bizden olanı buluruz diye kimseye söylemeye cesaret edemeden içinde yaşattığımız beklentiyi bulma karmaşası kaplamıştı tüm benliğimi. Bir kunduz gibi toprağı eşelercesine hastane koridorlarında koşuyordum. Hangi oda numarasının hangi rakamla yazıldığını fark edemeyecek bir şaşkınlık, dünyayı ben ve başkaları diye ikiye ayıran bir bencillikle. Nefes nefese kalmamı bile gizleyerek koştum yatağında bir çocuk masumiyetiyle uzanmış yatan annemin kollarına. Ne güzel kucağı olur annelerin. Cehennem ateşi kadar büyük, cennetin nuru kadar parlak. Odada bulunan refakatçilere “ benim oğlum” derken duyduğu gururu anlatamam. Hangimiz layığız ki bu koca merhamete?

Kaç saat onu dinlemeden oturduğumu bilmiyorum. Annemi dinleyemiyordum çünkü, başı ağrısa ecza dolabını bile yutmasına çalıştığım annem kendi anlamasa da, ya da biz üzülmeyelim diye hislerini belirtmese de amansız bir çaresizliğin içinde gibiydi. Sebebi bilinmeyen uzun uzun öksürükleri, hızla verdiği kiloları, içine çökmüş yanağı ele veriyordu bu yaman hali. Okuduğum tüm kitaplar, dinlediğim tüm ölümcül hastalıklar hastalığın ne olduğunu az çok tahmin etmeme iltimas etse de doktoru ilk gördüğümde çaresizce “ince hastalık” mı? Demekten alıkoyamıyordum kendimi. İnsan nasıl da yakıştıramıyor kanseri annesine. Doktor da yakıştıramamış olacak ki tam tekmil başka bir hastaneye yolluyordu bizi ertesi sabah… Bir de onlar baksın.

Ertesi gün, hiç uyumadığım gecenin sabahında sanki hiçbir şey yokmuş gibi annemi alıp tam donanımlı hastaneye götürmek için yola koyulduk. Yol boyunca yapmadığım şaklabanlık kalmamıştı. Epeydir duymadığım azarını uzun süre bana sabrettikten sonra yapsa da artık bunun son azarlamaları olacağını hissediyordum. Gün olur ki arsızlığın için de umutsuzluk da yer bulur. Azarlarını özleyeceğim annem hastaneye de gidiyordu, annem elden de gidiyordu. Avuçlarımdan damlayan tedirgin terler akıtamadığım göz yaşlarımdı. Demek avuç içleri de ağlarmış. Annem ise büyük bir tevekkülle arabanın içinde öylece oturuyordu. Çaresiz kalınca mı büyür tevekkül yoksa? Yoksa nedir bu annemdeki sükûnet?

Hastane kocaman, yaralarım kocaman, fütur kocaman. Bizi bekleyen doktoru bir müddet bekledikten sonra odasında bulmaca çözerken bulduk. İşte o zaman hayatın bulmaca çözmekle, ölümü beklemek arasındaki çığlıkların ortasında olduğunu biraz daha anladım. Kalbim sıkışıyor, yüzüm gülüyor, az sonra dile getirilerek resmiyete kavuşacak hastalığın adını öğrenmeye yaklaşıyorduk. Bulmacayı ve kahvede bulmaca çözenlerin kaleminden daha pahalı olan kalemini kenara bırakan hekim bey yüzümüze, röntgen filmine, anneme, bana, boşluğa sırayla bakıyordu. Doktorun hastam dediği, benim annem olanın dışarı çıkması gerektiğini söylüyordu. Sonra da üç beş günlük ömrü kaldığını söylediği annemin hastalığını. Akciğer CA.

Tam on dört gün sürdü bu inançsızlık, inanç, kalabalık, bekleyiş. On dört gün boyunca her an ölümün beklediğim annemi her gün biraz daha yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek. Koridora çıkınca her defasında hıçkırıklara boğulmakla odasına girince aptal aptal gülümseyerek geçti bu on dört gün. On dört gün, on dört zaman, sene, yıl, ay, saniye, dakika, hafta.

Babamın ölümünü siyah beyaz hatırlıyorum. Annemin ölümü ise tören eşliğinde oldu. Kollarımın yarısını bu on dört gün içinde yitirdim. Kalanıysa zaten kötürüm.

Çingenelerin her köşeye tezgah kurduğu bir anneler gününden artakalmış kederimle yazmıyorum aslında. Zaten bu keder böğrümde halayını eksik etmiyor.

Kutlamayın artık şu anneler gününü. Annesizler her sene bir gün daha az yaşıyor.


Bülent Parlak

Kaynak: Sevdimseni.net'ten alıntıdır..

Annesizlere:=(

Yarın için şimdiden şiir yayımladım ne güzel:=)Güzel şiir şairi tebrik ederim güzel anlatmış annesizliği.. 

Bu gün armağan olsun!
tüm annesizlere;
en vefasızlarına bile,
bırakıp da gittiği için;
dünyanın tüm güzelliklerine.
Bu gün Anneler Günü:
Karşıma alıp konuştum,
anlattım dertlerimi
siyah beyaz resimlerine...
Karşılık verdin,
tüm öpüşlerime...
Beyaz kağıtlara sarıp
tek tek dağıttım;
Ne güzel yakıştı gülücüklerin
akide şekerlerine...
Anam!
Ağladım sana
resmini ters çevirip.
Gerçi yine anlardın,
içlenirdin üzüldüğüme...
Büyüdü torunların:
Hiç sormuyorlar!
Neden gelmediğini...
Çok emek vermiştin oğluma;
Paylaşırdın,
kuru yavan ekmeşini bile..
Sana çekmiş Anam,
duy da rahat uyu!
Emeklerinin ve dualarının
boşa gitmediğine...
Parmaklarımı dolaştırdım,
nem vardı;
avucuma dökülmüş gözlerinde.
Sen bana bakma Anam!
Gülümse yine..!
Aldırma! benim,
bu,sulu gözlerime...

 

Ahmet Özsoy

 
 

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Kaynak:http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=30447&siir=694687

70 çocuk ya öksüz ya da yetim kaldı:=(

Katliamın yaşandığı Bilge Köyü’nde aralarında süt emen bebeğin de bulunduğu 70 çocuğun öksüz ve yetim kaldığı belirlendi.

YABANCI AJANSLAR MARDİN KATLİAMINI DÜNYAYA BU FOTOĞRAFLARLA DUYURDU

KATLİAMDAN GERİYE KALAN ÇOCUKLAR

KATLİAM BU EVDE YAŞANDI

KANLI BASKIN BU KÖYDE YAPILDI

KÖYDEN FERYATLAR YÜKSELİYOR

KATLİAMIN PLANLANDIĞI TÜRBE

Bu çocuklara Kürtçe bilen psikologlar tarafından destek veriliyor. Mardin Sosyal Hizmetler İl Müdürü Fevzi Hamidi, köylülere sosyal destek vermek amacıyla bir ekip oluşturduklarını belirterek, şunları söyledi "Saldırı nedeniyle 35 çocuğun hem annesi, hem de babası ölmüş. Ayrıca annesi ölen 20, babası ölen 15 çocuk tesbit ettik. Biz köyde Kürtçe bilen bir psikolog görevlendirdik. Kadın ve çocuklara yönelik rehabilitasyon çalışması başlattık. Anne ve babasını kaybeden çocukların yakınları kabul ederse devlet koruması altına alıcağız. Kabul etmezlerse her çocuk için ailelere 350 TL para yardımında bulunacağız."

 

Kaynak:http://content.hurriyet.com.tr/?path=/gundem/11595700.asp&y=41&mid=11595700

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page