| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Yazılar

Kanım Dondu:=(

Bir kaç gün önce sınavlarım nedeniyle paylaşımda bulunamayacağığımı söylemiştim.Ama iki gündür kanımı donduran haberin takipçisi olarak bu haberi paylaşmak istedim.Peki neden?Zaman geçiyor geriye dönüp baktığımda geçmişteki halimizin ve içinde bulunduğumuz halin arasındaki farkı farketmek için.Kısa keselim.Evet 5 Mayıs 2009 tarihinde sabah haberlerinde mardinde bir köy nişanında 44 kişinin katliamı gerçekleşmişti.Tabi bugüne kadar henüz kesin sonuç yoktu işte sonuç:=(  

Köklerini kazıyacaktık

Mardin’in Bilge Köyü’ndeki katliamın sebebi, ’toprak ve kız meselesi’ çıktı.

KATLİAM BU EVDE YAŞANDI

KANLI BASKINDAN GERİYE BU FOTOĞRAFLAR KALDI

KANLI BASKIN İŞTE BU KÖYDE MEYDANA GELDİ

İŞTE 44 KİŞİYE MEZAR OLAN EV

İŞ MAKİNELERİYLE MEZAR KAZIYORLAR

Katliam sanığı 14 yaşında

Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde 44 kişinin ölümüne neden olan saldırıyı gerçekleştirdikleri gerekçesiyle tutuklanan 8 kişi arasında 14 yaşında bir çocuğun da bulunduğu öğrenildi.

Önceki akşam Bilge köyünde nişan törenine yapılan 6'sı çocuk 16'sı kadın toplam 44 kişinin ölümüne ve 3 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının ardından gözaltına alınan A.K.Ç, M.S.Ç, S.Ç, M.Ç, Ö.Ç, A.H.Ç, M.Ç. ve 14 yaşındaki M.Ş.Ç. Mazıdağı Jandarma Komutanlığındaki sorgusunun ardından savcılığa sevk edildi.

Savcılıktaki ifadelerinin ardından nöbetçi mahkemeye çıkarılan 8 kişi, tutuklandı.

Gözaltına alınan 2 şüphelinin sorgusuna ise başlandığı kaydedildi.




İŞTE ÖLENLERİN İSİMLERİ

Çelebi ailesinin iki grubu, önce paylaşılan toprak konusunda anlaşmazlığa düştü. Ardından bir tecavüz, ilişkileri iyice gerdi. Bu olaya karşılık, saldırıda öldürülen Sevgi Çelebi istendi. Ancak Sevgi, hasım aileye verildi. Bunun üzerine nikah evini basan maskeli saldırganlar, 6’sı çocuk, 3’ü hamile 16’sı kadın olmak üzere 44 kişiyi acımasızca katlettiler. Saldırının elebaşının şu sözleri ise, kan dondurmaya yetti: "Köklerini kazıyıp, intikam alacak kişi bırakmamak için herkesi öldürdük."

MARDİN’in Mazıdağı İlçesi, Bilge Köyü’nde Abdülkadir Çelebi, 4 oğlu ve 3 akrabası tarafından "Korucu" silahlarıyla gerçekleştirilen katliamın arkasından kadın ve toprak kavgası çıktı.

Göç nedeniyle köyde sadece korucuların kalmasından sonra gidenlerin toprakları, korucu aileleri arasında paylaşıldı. Ancak, kendilerine az arazi verildiğini ve haksızlığa uğradığını iddia eden Abdülkadir Çelebi, köye yeniden dönmek isteyen ailelere tepki gösterdi. Eski muhtar Hamit Çelebi ile yeni muhtar Cemil Çelebi ise akrabalarının köye dönüşünü destekledi. Çelebi, ilk sorgusunda, gerekçesini, bir tecavüz olayına dayandırdı. Abdülkadir Çelebi’nin, bu konuda şunları söyledi:
/_np/1410/7911410.jpg
Tecavüze karşılık kız

"Eski muhtar Hamit Çelebi ile yeni muhtar Cemil Çelebi’nin ailesinden biri, bizim ailemizden bir kıza tecavüz etti. Bunun üzerine biz de o ailedeki kızın, (öldürülen Sevgi Çelebi) bizim ailemize gelin verilmesini istedik. Ancak bu kızı bize vermedikleri gibi gidip düşmanımız olan aileye verdiler.

Bu böyle devam eder

Nişan evine daha önce gidip bunun bozulmasını istedim. Bozulmaması halinde bunun sonuçlarının çok ağır olacağını söyledim. Ama kabul etmediler. Kaç kişi öldürmüşüz bilmiyorum"

Katliam sanığı 14 yaşında
Sorgucuların, "Çocuk, kadın herkesi öldürmenizin nedeni neydi?" sorusuna ise katliam şüphelilerinden birisi şu karşılığı verdi: "Eğer biz çoluk-çocuk herkesi öldürmemiş olsaydık, ortaya çıkan kan davası nedeniyle ilerde bizden birilerini öldürürlerdi. O ailelerin tamamının köklerini kazıyıp bizden intikam alacak kimseyi bırakmamak için hepsini öldürmeye karar verdik. Köyün dışında olanları da yaşatmayacak ve köklerini kurutacaktık. Sağ kalanlar varsa onlar da bizim ailelerimizden intikam almaya çalışırlar. Bu böyle devam edip gider."

Kaynak:http://content.hurriyet.com.tr/?path=/gundem/11586520.asp&y=41&mid=11586520

Bir Süre Yokum!!!

Evet bloggumu takip eden ya da etmeye gönüllü herkese bir duyuruda bulunmak istiyorum.Sınavlarım sebebiyle ayın sonuna kadar yazı ,resim vb.paylaşımlarda bulunamayacağım:=(Umarım döndüğümde BLOGGUM açılmış olur...Çok ağırdan alındı bu iş çabuklaştırılması dileğiyle:=(Herkese kolay gelsin...Sağlıcakla kalın!!!

Güzelmiş Gothic Bir Yazı!!!

Herkes çıkıp gitmiş hayatımdan
Yalnızlıktır bana yegane kalan
Ruhum tıkılıp kalmış,aciz bedenimde
Mutluluk can vermiş,acının kanattığı ellerimde
Toprağın altına gömdüğüm sandığım karanlık
Gelip buldu beni yine,
Eskisi gibi esir etti beni kendine
Şimdi bu karanlığa aşığım,onu toprağa gömmeme rağmen,
Gelip beni bulduğu için,onu reddettiğim halde bana geri döndüğü için...

Kaynak:duman6.gen.tr'den alıntıdır..

Ohh Be Sonunda!!!

Nerden baksak bir ay olucak bloggum.com'un haksız davası.İlk gördüğümde neye uğradığımı şaşırdım.Önce kendi blogguma giremediğimi sanmıştım.Sonra baktım ki bloggum uzantılı bütün bloglar erişime kapalı.Gel git araştır derken bloggum servisi için yazılan haberlerde kapanma olayının aniden olduğu ve LigTv programlarının izinsiz yayımlanması sonucu bütün blogların aynı kutuya koyulup rafa kaldırıldığını öğrendim.Ne kadar acı bir durum.Neyse uzun uğraşlar sonucu DNS ayarları sonucu buradayım.Mahkeme kararı sonuçlanana kadar bu şekilde paylaşım yapıcam.Hoşuma gitmiyor hemde hiç:=(Kendimi kural dışı bir harakette bulunduğumu varsayıyorum.Ama ne yapalım sonuçta bizim suçumuz yok o yayını yapan blogların sayesinde bizde kural dışı eylemlerde bulunuyoruz.Off daha fazla yazamıcam.Şimdilik böyle devam etmekte fayda var herkese kolay gelsin.Artık BLOGGUM açılsın:=(

Sizin Aşkınız Kaç Mesaj?

Bir anda gözünden yaşlar boşaldı. Kulakları sağır eden müzik sesi içindeydik. Söylenen şarkıya hislendi sandım, değilmiş. Zaten çalan şarkı hızlıydı. Niye duygulansın?
Aşk
“Ne oldu?” Seslendim, duymadı. Sessiz film oynandığındaki başarımdan cesaret alarak, beden dili ve işaretlerle anlatmaya çalıştım derdimi. O da aynı yöntemi kullanarak, boş ver dedi eliyle. Boş verme kısmı kolay da sen niye ağlıyorsun? Birisi, görmediğim anda yanlış bir hareket mi yaptı? Çok içtin sarhoş musun? Barın, sigara dumanı karışık parfümlü, boğucu havası gözlerini mi yaşarttı? Ay, çatlatma insanı söyle, niye ağlıyorsun? Tüm bu cümleleri işaretle anlatmak istedim ama yapamayacağımı fark ederek durdum. Zaten bana bakmıyordu. Cep telefonuna kitlenmiş, parmakları hızla hareket ediyordu. Mesaj yazma konusunda birinciliği elinde tutuyor. Üstelik sesli harfleri de kullanarak. Merhaba’daki -e ve -a harfleri de dahil, mesajın yazımı saniyeler sürüyor.
Aradan yaklaşık yarım saat geçti. Ağlamaktan makyajının aktığı yüzünü, masa üzerindeki peçete ile sildi. Daha çok bulaştırdığını, iyice siyaha büründüğünü, suratımdaki ekşimsi ifadeden anlamış olmalı, kalkıp tuvalete gitti. Döndüğünde telefonundaki mesajı gösterdi. Ayrıldık diye bağırdı. Hesabı istedim, çıktık.
Şaşkınlıktan konuşamadım bir süre, daha doğrusu anlayamadım. Biz akşam buluşup yemeğe giderken gayet iyiydi araları. Ne zaman karşılaştılar, ne zaman konuşup kavga ettiler ki ayrılsınlar?
Niye ayrıldıklarını çok uzun anlattı, kafam karıştı. Zaten ortada elle tutulur bir mesele de yoktu. Benim aklımın almadığı, ne zaman ve nasıl ayrıldıkları? Mesajla! Cep telefonu çıktı, mertlik bozuldu mu? Yahu, insan mesajla ayrılır mı? İlişki dediğin bu kadar basit mi? Geçirilen bunca zaman, telefonun mesaj mönüsünde mi saklı kaldı?
Ertesi gün şiş gözlerle kahve içmeye geldi. Bu büyük aşk da bittiyse, her şey bitermiş. Büyük aşk mı? Hangi aşk? Bir mesajla bitebilen bağlantıya aşk denir mi? Aşkı kim ve ne zaman bu kadar ucuza sattı?
İnsanın önce kendine, sonra karşısındakine ve yaşadıklarına saygısı olmalı. Süresi önemli değil, iki insan ortak bir duyguda buluşmuş ve keyifle bunu paylaşmışlarsa, ayrılık vakti geldiğinde, iki düzgün cümleyi hak etmezler mi? Ayrılmanın da adab-ı muaşereti yok mudur? Kalmamış demek ki!
Teknoloji insanın hayatını kolaylaştırmak için vardır. Buna katılıyorum ancak bu da biraz fazla kolay oldu. Dünyaya bakışınız, sevgiye, ilişkilere, dostluklara bakış açınız devreye giriyor bence. Düşünüyorum, erkek arkadaşım ayrıldığımızı telefonuma mesaj atarak bildirirse, bunu ancak telefonu kafasında parçaladıktan sonra yapabilir. Kimse karşısındakini bu kadar aşağılayamaz. Ayrıca o mesajı okuyup, ayrıldığını anlamak da başka bir erdem olsa gerek. Bana yollansa, ne anlattığını bile anlamam. Bunu beynim almaz ki…
İlişkileri düzgün yürütmekten aciziz, burası kesin. Yara almadan, can acıtmadan beraberlikleri sürdüremiyoruz. Bu kısmı çözmüştüm. Ayrılığı bile becerememek şaşırtıyor beni. İlişkimiz mesajla mı başladı, geceleri birbirimiz yerine telefona mı sarılıp uyuduk? Cevap evet ise, korkulacak bir şey yok. Zaten ayrılmamışızdır. Ne de olsa, sevgilimiz tuş takımıymış, o da yerinde duruyor!....

Kutsal Engizisyon İşkenceleri

Engizisyon tarafından kafası kesilerek ölüme mahkum olmuş bir suçlunun cezasının infazının ardından, başının bir tepsi içinde engizisyon üyelerine sunulması


Mahkumun çarmıha başı aşağı gelecek şekilde gerilmesi ve ardından göğüs uçlarından başlanarak derisinin yüzülmesi..


engizisyonun en büyük işkence icadından birisi 'Böğüren Boğa'dır.Metalden yapılmış olan bu boğanın karnındaki kapağa suçlu canlı olarak konur ve ardından kapak kapatılır.Boğa ateşe tutulurken içinde kavrulan mahkum bağırmaya başlar.Bu da boğanın böğürme gibi ses çıkarmasını sağlar.Sesin şiddetine göre kişinin suçunun ne kadar olduğu anlaşılır.Şayet kişi hiç bağırmadan can verdiyse,ailesine mahkumun iyi bir hıristiyan olduğu söylenir...



elleri ve ayakları bağlanan bu mahkumun ayakları önce ateşin közüyle dağlanacak,daha sonra harlı ateşe tutulacak...


Arena gelenekselleşmiş bir işkence türüydü. Artık savaşacak düşman bulamayan avrupa ulusları kana karşı açlığını arenalarda gideriyordu.Kölelerin ve savaş esirlerinin aç ve yırtıcı hayvanlara verilmesi trajedisi uzun müddet devam etmiştir.Bu gelenek biçim değiştirmiş bir şekilde İspanya'da hayvanlara karşı hala devam ediyor...



işkenceler bir tek engizisyonun kararı ile değil,aynı zamanda onların cahillikleri ile de yapılıyordu.İlmin gelişmesine karşı çıkan engizisyon,bu şekilde de binlerce insanın ölümüne yol açmıştır.Yukarıdaki çizimde de gördüğünüz gibi vücudu kangren olmuş birinin uzuvları çürüyor ve etraftaki insanlar bunun tanrıdan gelen bir durum olduğunu düşünüyor. Bu durum bize bu zamanda ilginç gelebilir.Ancak ortaçağda ortayaşlı bir insanın bacağının kırılması,ölümü ile eşanlama gelebiliyordu..


Engizisyon rahibinin verdiği emir üzerine suçlu görünen bir kişinin kolları kesilmiş...


Engizisyonun emri üzerine yakılarak idam edilmiş bir kişinin küllerinin toplanması...


Engizisyonun kabul ettiği en büyük ceza yakılarak öldürülmeydi.Bu aynı zamanda kiliseye ve engizisyona karşı gelenlere bir ibret gösterisi anlamına geliyordu...



Toplu İnfaz...


Halkın gözlerinin önünde kimi mahkumun kafası kesilirken, kiminin parmakları kesiliyor


Boğarak öldürülme de engizisyonun sıkça tercih ettii işkencelerden biriydi.Ancak bu metot genellikle "Cadı" olduğu düşünülen kişilere uygulanırdı.Mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı.Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu,zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı.Şayet ölürse,mahkumun halâ iyi bir hıristiyan olduğu için ailesine teşekkür edilirdi...



Cezası infaz edilmiş bir suçlunun ölüp ölmediği kontrol ediliyor.Kontrolör kişinin hâlâ yaşadığına kanaat getirirse mahkum tekrar yakılacak...



İçinde şeytan bulunan mahkumun (!) başından aşağı kızgın yağ dökülüyor...


Yakılarak öldürülen birinin feryatları,celladına ulaşıyor...


Engizisyon işkence konusunda yaratıcılığını epeyce geliştirmiştir.İnsanın içini ürperten bu sahnede kişinin dizlerine çakılan demirlere elleri bileklerinden bağlanıyor...



Yanan odun yığınları mahkumun vücuduna deydiriliyor. Böylelikle mahkumun içindeki şeytanın çıkacağına inanılıyor...



Kırbaçlama,başta avrupa olmak üzere tüm dünyada yaygın bir işkence yöntemidir.Yukardıak örnekte de suçlu, sopalarla kırbaçlanıyor...



İçinde şeytan bulunduğu sabit görülen bir mahkum,ateşe atılıyor...


Engizisyon ve halkın gözlerinin özünde başı kılıçla kesilerek öldürülen bir kişi...


Kafası kesilerek öldürülen bir mahkum...


Vücuduna bağlanan ağırlıkla birlikte baş parmağından asılmış bir suçlu... Istırabı düşünün...


Mahkumun ağzına kor ateş sokularak dilsiz yapılacak...


Suda boğma..


NotarkGothic.Org'dan alıntıdır...

My Immortal - Evanescence Türkçe Çevirisi

I'm so tired of being here suppressed by all my childish fears
Burada, çocukça korkularım tarafından bastırılmış halde bulunmaktan çok yoruldum

And if you have to leave
Ve eğer gitmek zorundaysan

I wish that you would just leave
Hemen gitmeni dilerim

'Cause your presence still lingers here
Çünkü varlığının hala burada oyalanıyor(takılıp kalıyor)

And it won't leave me alone
Ve beni yalnız bırakmayacak

These wounds won't seem to heal
Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor.

This pain is just too real
Bu acı fazla gerçek

There's just too much that time cannot erase
Zamanın silemediği çok fazla şey var

Nakarat :

[ When you cried I'd wipe away all of your tears
Ağladığında, tüm gözyaşlarını silerdim

When you'd scream I'd fight away all of your fears
Çığlık attığında, tüm korkularınla savaşırdım

I held your hand through all of these years
Tüm bu yıllar boyunca elini tuttum.

But you still have all of me
Fakat hala bana tamamen sahipsin ]

You used to captivate me by your resonating light
Sen beni tınlayan ışığınla büyülerdin.

Now I'm bound by the life you left behind
Şimdi geride bıraktığın hayat tarafından bağlandım

Your face it haunts my once pleasant dreams
Yüzün, benim bir zamanlar tatlı olan rüyalarımı ziyaret ediyor

Your voice it chased away all the sanity in me
Sesin, tüm akıl sağlığımı kovaladı

These wounds won't seem to heal
Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor.

This pain is just too real
Bu acı fazla gerçek

There's just too much that time cannot erase
Zamanın silemediği çok fazla şey var

Nakarat

I've tried so hard to tell myself that you're gone
Kendime gittiğini söylemek için çok uğraştım

But though you're still with me
Ama hala benimle olmana rağmen

I've been alone all along
Baştan beri yalnızım

Nakarat

Bundan iyisi olamaz zaten:=)

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

 

Image and video hosting by TinyPic

 Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

 Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Nasıl Olmuş:=)

Victoria'ya olan hayranlığım her geçen gün artıyor.Sonuç işte...:=)Bu resimlerin aslı Victoria Frances'e aittir.Yani patenti bende değildir


Kimse Göründüğü Kadar Normal Değil !

Benim fikrim değil, uzmanlar söylüyor. Ben destekliyorum o ayrı. Bu cümleyi ilk duyan inanmıyor. Dönüp kendine soruyor. Cevap “ben normalim” oluyor ancak yanlış! Şöyle bir düşünün, kendinizi gözden geçirin, hiç garip, ucube bir tarafınız yok mu?
Buna, “yani, vardır belki ama öyle abartılacak bir şeyim yok” gibi yanıtlar veriyorsanız, normale en yakın duranlardansınız. Kesinlikle normal ve sağlıklı olduğunu iddia eden, kendinde en ufak bir gariplik bulunmadığını inanarak söyleyeni görürseniz, arkanıza bakmadan kaçın. Maalesef en rahatsız tipler, onlardan çıkıyor.
Yaşadığımız dünyaya, ne kadar hızlı tükettiğimize, her şeyin önlenemez süratle değişimine, sürekli adapte olmaya çalıştığımız hayat tarzları ve teknolojiye bakarsak, normal olmak zor görünüyor. Bu durum doğal olarak ilişkilere yansıyor. Yalnızlığın küresel sorun olduğu bir dönemdeyiz. Karşımıza çıkanlara en baştan önyargı ve güvensizlikle bakıyoruz. En ufak bir aksilik, beğenmediğimiz küçücük bir davranış, üstüne çizgi çekmemize sebep oluyor.
Babalarımızın, dedelerimizin aşklarına, evliliklerine öykünüyoruz. Ölene kadar birlikte olan çiftlere gıpta ile bakıyoruz. Artık böyle ilişkiler olmadığı için söyleniyoruz.Diğer yandan, emek vermek zor geliyor. En ufak sıkıntıda kaçıyoruz. Uğraşılmaz, zaman kaybedilmez diyerek geçiyoruz. Nasılsa başkası gelecektir diye, harcıyoruz. Bir gün kimse gelmiyor, yalnız yatağımızda, duvarlarla konuşarak bir ömrü harcıyoruz.
Herkesin garip, yetersiz, komik ya da bize uymayan yanlarını görerek, en baştan eliyoruz. Peki, dönüp gerçekten kendimize bakıyor muyuz? Hangi vasıflara sahibiz? Bizim yetkinliğimiz var mı? Acaba biz de birilerine garip gelmiyor muyuz?
Kimsenin isteklerinden, yaşam tarzından ödün vermeye niyeti yok. Sürekli alalım istiyoruz. Gel gör ki, bizi en çok üzen, aslında en hak etmeyen, en çok canımızı yakan kişi, aslında hayatımızı harcayan, emek verdiğimiz, yüreğimizi parçalayan ve arkasında toplanması zor dağınıklar bırakan oluyor.
Sıradan, sıkıcı, fakir, düzgün, heyecansız veya fazla normal görünen erkekleri, bize uymadığını düşünerek değerlendirmeye bile almıyoruz. Haklıyız tabii! Bizim beklediğimiz adam gelecek. Bay Doğru her an bir köşeden çıkıp, kollarıyla saracak, nefesimizi kesecek. Bu Bay Doğru nasıl biri peki? Binlerce kadının hayalini süsleyen ve dünyada çok az karşılaşılan bu erkeğin aşağı yukarı bir tarifi var: Yakışıklı, karizmatik, komik, kültürlü, bulunduğu her yerde hayranlık uyandıran, yemeği, içmeyi, adabı bilen, gözleri sevdiği kadından başkasını görmeyen, cömert, zeki, ağzı laf yapan, biraz maço, hassas ve romantik, masaya vurduğunda ses getiren, elinden çiçeği, hediyesi eksik olmayan, maceracı, iyi bir koca, iyi bir baba, iyi bir sevgili, sürprizlerle dolu, maç manyağı olmayan, özel günleri unutmayan, kapris çekebilen, her şikayetimizi “vıdı vıdı” olarak değerlendirmeyen, gözlerine bakınca içimizi eriten, elma demeyi de, alma demeyi de bilen, güçlü, muhteşem sevişen, dokunmayı bilen, televizyonu gecelerin anlamı olarak görmeyen, nazik, ah daha neler neler…? Böyle bir adam bulma ihtimaliniz, uzaya tatile gitme ihtimalinizden daha düşük.
Hepsi iyi de, adama sormazlar mı, senin vasıfların neler diye? İsteklerimizin normal olmadığı bizler, kendimizi nasıl normal görebiliriz ki? Gazetelerde boy boy fotoğrafı olan, çevremizde anlatılan, tanıdığımız veya uzaktan izlediğimiz bir takım birliktelikler var. İçimizden o kadınların ne kadar şanslı olduklarını düşünürüz. Mutluluklarına imreniriz. O kadının yerinde olmak isteriz. Peki, ne kadar emek verildiğini; o aşkın devam etmesinin nedenlerini sorgular mıyız? Belki de sıradan diye harcadığımız adamlardan biridir, o özenerek baktığımız mutlu kadının eşi.
Sonuç olarak, hepimiz biraz anormaliz. İlla sokakta çıplak dolaşmak, yatakta kırbaçlanmayı istemek gerekmiyor. Tam da hayatın içinde, yaşanan ve bir ömre yön veren kararlarda çıkıyor ortaya beynimizin normal olmayan yanı. Kimse göründüğü kadar normal değil.
Kaynak:http://kadin.tr.msn.com/ask/article.aspx?cp-documentid=14765544
ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page