Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image and video hosting by TinyPic
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::·±‡İçİmİzDeKi KaRaNlIk!‡±::..

·±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

7 tane "ölü" etiketli yazı bulundu "ölü" tagli diger ogeler resimler , videolar

Yaşayan Bir Ölünün Aşk Hikayesi.

 Dün gece yine göz pınarlarımdaydı aşk...

Yine süzüldü gözlerimden sana dair hüzünler.

Eski günler geldi aklıma, aslında çokta geçmişte kalmayan,

Üzerini bir türlü örtemediğim, kapadığımda ardından yine açılan bir dizi hüzün...

Birkaç damla süzüldü yine gözlerimden.

Yine seni yazdım, beni, terk edilişleri, hiç oluşları,

Sonra ölümden bahsettim;

Ama bu öyle senin bildiğin ölümlerden değildi.

Sana söylediğimde senin tepkisiz kaldığın ölümden bahsettim.

Sen bilmezsin...!

Nefes almazsın aslında, etrafındaki herkes için yaşıyorsundur

Fakat aslında bir ölüsündür.

Anlamaya çalışma hiç, çözemezsin.

Okumazsın da zaten.

Zorla okutmaya çalışsam da iki kelimede tıkanır cümlelerin.

Daha ileriye gidemezsin.

İşte yine okumayacağın, aslında umrunda bile olmayan bir yazı daha yazdım dün gece.

Senden habersiz...

Zaten haberin olmasını da istemezsin,

Çünkü seni, beni, bizi anlatıyor desem de yine anlamadığını söylersin nasılsa.

Bu kadar mı bi habersin aşktan?

Benim yoluna canımı adamaktan çekinmediğim aşk,

Senin için bu kadar mı anlamsız?

Yüreğin hiç konuşmaz mı seninle,

Peki, sen denedin mi hiç yüreğinle dertleşmeyi?

Söylesene sevgili, ne zaman küstün yüreğinle?

En umutsuz anlarımda yüreğimle dertleştim ben.

Senin kırdığın zamanlarda ise ben sardım kırıklarını yüreğimin.

İşte, dün gece yine gözlerimdeydi aşkımız,

Yaşayan bir ölünün aşk hikayesini yazdım dün gece sana.

Ama sen bilmezsin, anlamazsın...


**ALINTI**
serce: blogcu

PADİŞAHIN İŞİ NE ?

Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.

Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.

Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.

Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

-- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah?..

-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;

-- Kimdir bu?

Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.

Ayyaşın meyhusun biri işte!..

-- Nerden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;

- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.

Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...

Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.

- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..

Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :

-- Nereye?

- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...

Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.

Defini tamamlamak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim, nasıl kaldırırız?

-- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini...

-- Merak etme ben beceririm.

Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...

-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.

Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.

Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...

-- Nasıl yani?..

- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.

Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...

Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.

Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...

- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...

Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

-- Niye?

- Ümmeti Muhammed içmesin diye...

-- Hayret...

- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.

Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.

Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.

Hucceti islam okurdum...

-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...

- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...

-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...

Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...

-- Doğru, öyle ya?..

- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

-- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra;

- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

Ölmek Ve Dirilmek...

--------------------


Annem aldı büyüttü beni
sonradan çıktım sokaklara
evim sokaklar oldu
gözlerimle göremediklerimi
kalbimle gördüm
kulaklarımla işitemediklerimi
ruhumda işittim
annem aldı büyüttü beni
korkular diyarına gönderdi
bır çocuktum büyüdüm
erkek oldum, özgür oldum
sonradan gürdüm korktum
annem aldı büyüttü beni
karanlıklar ülkesine gönderdi
karanlıkta kaldım
korktum, korkutuldum
sonradan görmeye başladım
ve sonradan duymaya basladım
duygularımı anlatamadım
korktuklarımdan kaçamadım
annem aldı büyüttü beni
sonradan öldürdü
ruhumda canbuldum ve
ruhumu sattım şeytana
sonradan oldum böle
sonradan olanlardanım ben
sonradan ölenlerden
ve sonradan dirilenlerden


--------------------

Ölmüştüm:=(

img151/9258/6s6s9s3zi7.jpg

Ölüyorum:=(

Yoruldum bir gözde kaybolup öbür benlikte doğmaya.. doğduğuma inanmaya.. inanmanın hiçbir şey olduğuna.. lanet okurken bulurken kendimi karanlıkta.. bıraktım kendimi.. bıraktım yine boşluğa..

Anlamsız bir melodi mırıldanırken kulaklarımda.. kırdığım binlerce kalp yanımda.. nasıl olduğunu da anlamadım ya..

anlıyorum.. geçmişe duyulan o özlem olacak her zaman boğazımda düğümlenen bir sözcükmüş gibi hep orda kalacak usulca..

Ellerim nereyi tutuyor bilmiyorum.. kendimi gitmeli mi kalmalı derken hatırlıyorum.. sanki çok geçmişte gibi .. ben gidemedim de kalamadım da.. biliyorum..

Ne buraya aittim artık ne oraya.. bu karmakarışıklığın ortasında.. nasıl sevebildim bir benliği daha.. umulmadık.. tuhaf bir bağ.. ama sevdim.. sevdim boşuna..

Ne önümdekine aittim ne ardımda kalana.. birini ararken diğerini buluyordu gözlerim.. kalbim elli parçaya bölünmüş .. hep bir ağıt oluyordu içimde sevilip de yaşanamayanlara..

Çok üzgünüm çok.. nefretim öyle bir büyüdü ki içimde .. sığmıyor artık kalbime.. taşıyor.. gördüğü her ruhu parçalıyor .. susuyor.. o çok bitkin ölmek için .. ama ölüyor..

Nefeslerimin ne anlam taşıdığını bilmiyorum artık.. var olup olmadığını da.. belki öldüm de haberi daha gelmedi buralara.. çünkü benim dünyamda mutluluğa artık yer yok..

img477/6449/darkdaydreamaj8.jpg 

Gülüşlerim tuhaf sözcükler gibi.. anlamsız ve manasız.. sanki o gülüş kalbime ulaşamaz gibi.. sözcük dile ulaşmadan ölüyor gibi..

Ne çok düşündüm ölümü son günlerde.. ne çok ölüm gördüm hayallerimde.. ne çok arzuluyorum ve arzuladığıma da kızıyorum içten içe.. ne işime yarıyor bilmiyorum.. ama dudaklarımda tek bir kelime.. ölüyorum.. ölüyorum sessizce..

Beden önemli değil belki ruhum ölüyor benim.. nefessiz kalıyorum günden güne.. bu yüzden .. bu yüzden başkasına verecek nefesim.. sesim.. kalbim yok..

Kapkaranlık bulutlar var benim üstümde her daim.. her daim bir siyah.. her daim bir ölüm varken yaşamda.. nasıl canlı olduğumu iddia edebilirim küstahça..?

Ama biri fark etsin anlasın.. sırtını döneceğine yüzüme baksın.. görmüyor musun? Göremiyor musun? Bu ben değilim.. bu ben değildim.. her daim başımda o kara bulutlar ağlamaya başladı usulca.. kapkara damlalar arasında yok oluyorum.. kör müsün baksana!

Ölüyorum..

Ölüyorum..

Ölmek istiyorum...:=(

Uzaklarda bir yer düşlüyorum
Sessiz, sakin, huzur dolu
Ki her köşesinde o yerin,
Herkesin mutlu olduğu...
Sımsıcak, pırıl pırıl parlayan
Etrafına sevgi saçan bir güneş,
Altında alabildiğine uzanan yeşillik
Ve özgür, gönlünce akan bir nehir
Ya da tüm duvarları yıkarcasına çağlayan...
Bu güzellikler arasında tahta bir kulübe
İstiyorum, bacasından mutluluk tüten,
Ama önünde bir de verandası olsun lütfen...
Ömrümün arta kalanını orada geçirmek,
Yaşamak istiyorum tek başıma,
Hesaplaşmak geçmişimle, kendimle...
Herkesten, herşeyden, tüm sevdiklerimden
De uzakta olmak istiyorum.
Ama sevgileri daima içimde...
Artık yorgun, kırgın, bir o kadar da üzgün
Veda edip meçhul geleceğime,
Orada ölmek istiyorum...

Nekrofili-(Ölü Sevicilik):=(

Richard Von Kraft-Ebing, sapkın davranışları incelediği Psychopathia ***ualis adlı klasik eserinde nekrofiliyi tüm sapkınlıkların en canavarcası olarak niteler. Nekrofili (Yunanca’da “Ölü Sevicilik” anlamına gelir.) Cesetlerle seks yapmak anlamına geldiğinden, bu şaşırtıcı bir niteleme sayılamaz. Aynı şekilde bu en canavarca eylemin, en canavar suçlular olan seri katiller arasında çok rastlanır olması da bizi şaşırtmamalıdır.

Earle Leonard Nelson’dan, Ted Bundy’ ye kadar birçok kötü şöhretli psikopat, ara sıra yeni öldürdükleri kurbanlarının cesetlerine tecavüz etmiştir. Ancak bazı kriminal psikoloji uzmanları, bu tip bir öfke patlaması ile katilin bir kurbana tamamen hükmetmek ve onu aşağılamak şeklindeki habis arzusundan doğar. Gerçek nekrofil, yani ölüme tutku ile bağlı olan ve en büyük zevki bir cesetle seks yapmak olan kişi, arasında fark olduğunu belirtirler. Bu tür bir nekrofil, seri katiller arasında nadir görülür. Fakat bazı kayda değer vakalar da yok değildir.

Jeffrey Dahmer’in ölü nesneler ilgisi çocukken başlamıştır, o yaşlarda en büyük zevki, yollarda bulduğu ezilmiş hayvan cesetlerini toplayı kesmekti. Büyüdüğünde, bu marazi tutku kelimelere sığmaz bir sapkınlığa dönüştü. Dahmer, psikiyatrlara rutin olarak öldürdüğü kurbanların karınlarını kesip iç organları üzerinde mastürbasyon yaptığını anlatmıştır. Ayrıca kurbanlarına anal olarak tecavüz ettiğini de itiraf etmiştir. Dahmer’in Britanyalı eşdeğeri Dennis Nilsen de, Nekrofili güdülerle hareket ediyordu, fakat kurbanlarına daha nazik davranıp yatakta onlara sokularak mastürbasyon yapardı.

Amerikan nekrofilleri arasında en kötü şöhretlisi Ed Gein’dir. Tüm klasik nekrofiller gibi, Gein de kesinlikle canlı kadınlarla ilgilenmezdi. Seks partnerlerini yerel mezarlıklardan bulurdu ve on iki yıldan uzun bir süre bu mezarlıklardan ceset çalmıştı. Genel olarak nekrofiller seri katillerden daha az tehlikeli görülürler, çünkü kurbanları hali hazırda ölüdür. Gein de bir istisna değildi. Yine de zararsız sayılamazdı. Yerel mezarlıklarda istediği türden kadınlar kalmayınca dişine göre bir kurban aramaya çıktı ve onu en sevdiği kadın türüne dönüştür. Yani ölü bir kadına….

“Sutyenini ve külotunu çıkarıp onunla seks yaptım. Sanırım bu benim hayatımın bir parçası oldu, yani ölülerle cinsel ilişkiye girmek.”

HENRY LEE LUCAS, bir tartışma sırasında göğsünden bıçakladığı 12 yaşındaki nikahsız karısı Becky Powell’ın ölümüne verdiği tepkiyi anlatırken.
http://wampirsifen.bloggum.com TopOfBlogs
.
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page