| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

56 "aşk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"aşk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Sizin Aşkınız Kaç Mesaj?

Bir anda gözünden yaşlar boşaldı. Kulakları sağır eden müzik sesi içindeydik. Söylenen şarkıya hislendi sandım, değilmiş. Zaten çalan şarkı hızlıydı. Niye duygulansın?
Aşk
“Ne oldu?” Seslendim, duymadı. Sessiz film oynandığındaki başarımdan cesaret alarak, beden dili ve işaretlerle anlatmaya çalıştım derdimi. O da aynı yöntemi kullanarak, boş ver dedi eliyle. Boş verme kısmı kolay da sen niye ağlıyorsun? Birisi, görmediğim anda yanlış bir hareket mi yaptı? Çok içtin sarhoş musun? Barın, sigara dumanı karışık parfümlü, boğucu havası gözlerini mi yaşarttı? Ay, çatlatma insanı söyle, niye ağlıyorsun? Tüm bu cümleleri işaretle anlatmak istedim ama yapamayacağımı fark ederek durdum. Zaten bana bakmıyordu. Cep telefonuna kitlenmiş, parmakları hızla hareket ediyordu. Mesaj yazma konusunda birinciliği elinde tutuyor. Üstelik sesli harfleri de kullanarak. Merhaba’daki -e ve -a harfleri de dahil, mesajın yazımı saniyeler sürüyor.
Aradan yaklaşık yarım saat geçti. Ağlamaktan makyajının aktığı yüzünü, masa üzerindeki peçete ile sildi. Daha çok bulaştırdığını, iyice siyaha büründüğünü, suratımdaki ekşimsi ifadeden anlamış olmalı, kalkıp tuvalete gitti. Döndüğünde telefonundaki mesajı gösterdi. Ayrıldık diye bağırdı. Hesabı istedim, çıktık.
Şaşkınlıktan konuşamadım bir süre, daha doğrusu anlayamadım. Biz akşam buluşup yemeğe giderken gayet iyiydi araları. Ne zaman karşılaştılar, ne zaman konuşup kavga ettiler ki ayrılsınlar?
Niye ayrıldıklarını çok uzun anlattı, kafam karıştı. Zaten ortada elle tutulur bir mesele de yoktu. Benim aklımın almadığı, ne zaman ve nasıl ayrıldıkları? Mesajla! Cep telefonu çıktı, mertlik bozuldu mu? Yahu, insan mesajla ayrılır mı? İlişki dediğin bu kadar basit mi? Geçirilen bunca zaman, telefonun mesaj mönüsünde mi saklı kaldı?
Ertesi gün şiş gözlerle kahve içmeye geldi. Bu büyük aşk da bittiyse, her şey bitermiş. Büyük aşk mı? Hangi aşk? Bir mesajla bitebilen bağlantıya aşk denir mi? Aşkı kim ve ne zaman bu kadar ucuza sattı?
İnsanın önce kendine, sonra karşısındakine ve yaşadıklarına saygısı olmalı. Süresi önemli değil, iki insan ortak bir duyguda buluşmuş ve keyifle bunu paylaşmışlarsa, ayrılık vakti geldiğinde, iki düzgün cümleyi hak etmezler mi? Ayrılmanın da adab-ı muaşereti yok mudur? Kalmamış demek ki!
Teknoloji insanın hayatını kolaylaştırmak için vardır. Buna katılıyorum ancak bu da biraz fazla kolay oldu. Dünyaya bakışınız, sevgiye, ilişkilere, dostluklara bakış açınız devreye giriyor bence. Düşünüyorum, erkek arkadaşım ayrıldığımızı telefonuma mesaj atarak bildirirse, bunu ancak telefonu kafasında parçaladıktan sonra yapabilir. Kimse karşısındakini bu kadar aşağılayamaz. Ayrıca o mesajı okuyup, ayrıldığını anlamak da başka bir erdem olsa gerek. Bana yollansa, ne anlattığını bile anlamam. Bunu beynim almaz ki…
İlişkileri düzgün yürütmekten aciziz, burası kesin. Yara almadan, can acıtmadan beraberlikleri sürdüremiyoruz. Bu kısmı çözmüştüm. Ayrılığı bile becerememek şaşırtıyor beni. İlişkimiz mesajla mı başladı, geceleri birbirimiz yerine telefona mı sarılıp uyuduk? Cevap evet ise, korkulacak bir şey yok. Zaten ayrılmamışızdır. Ne de olsa, sevgilimiz tuş takımıymış, o da yerinde duruyor!....

Sevginin Gücü

Aşkın öyküsü çok eskiye dayanır. Adem ile Havva arasında geçen hikaye, dünya kurulduğundan beri insanın aşka olan ihtiyacının en belirgin göstergesidir.
Aşkın öyküsü çok eskiye dayanır. Adem ile Havva arasında geçen hikaye, dünya kurulduğundan beri insanın aşka olan ihtiyacının en belirgin göstergesidir.
Buna rağmen, insanın temel ihtiyaçlarını sıralarken nedense listedeki hak ettiği yeri almaz.Yemek, içmek ve uyumak bedensel gereklilik olarak elbette önceliklidir. Ancak sevgisiz bir beden neye yarar ki?
Aşkın kime duyulduğunun önemi yoktur. Yüreğinde bu duyguyu taşıyabilmektir değerli olan. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliet gibi kadın erkek ilişkisi içindeki meşhur karakterleri bir hatırlayalım. Sonra Mevlana’yı, Ömer Hayyam’ı düşünelim. Daha adını saymadığımız niceleri aşıktı. Aşkın nerede yeşerdiğidir onu özel kılan, kime olduğu ancak hayatın içinde anlam kazanır.Peki, aşık olunca ne olur? Tıp dünyası bu soruyu vücudumuzda değişim gösteren salgılar, hormonlar gibi bir çok realite ile açıklıyor. Benim için önemli olan nasıl olduğu değil, sonucu.
Bir yürek sevmeyi öğrendiğinde, tıpkı güneş gibi, vücudun her hücresini parlatır. Aşık birini yolda yürürken bile ayırmak mümkündür. Yaydığı enerji ile bir mıknatıs gibi insanları kendine çeker. Girdiği yer aydınlanır. Gözlerinde normalde olmayan bir parıltı, dudağında birazdan kahkaha olarak patlayacakmış gibi duran bir tebessüm vardır. Bunlar dışarıdan görünenler.
Seven insan hayata başka gözlerle bakar. Yıllarca aynı yoldan yürümüş olsa da, o güne kadar görmediği bir ağacı fark eder. Olaylara yaklaşımı değişir. Farklı bir pencereden görme yetisi kazanır. Empati kurmaya başlar. Daha az yargılar, daha çok anlar. Bardağın boş tarafını görerek yaşamaya alışmış birisi bile, olumlu düşünme gücü elde eder. Bu kadar değerli davranış biçimleri, tüm yaşama neler katar siz düşünün. Aşkın insanda bıraktığı tek kötü hal, biraz dünyadan uzaklaşma isteğidir. Hayal kurmak, konsantre olmakta zorlanmak, dünyayı pembe gözlüklerle seyretmek ve biraz dalgınlık, aşkın yan etkisidir. Ruhunu ve kalbini sevgiye vermiş birinin de ilk başlarda bu kadar şımarıklığa hakkı olabilir.
İçinizden geçiriyorsanız, madem aşk bu kadar güzel, niye ilişkiler böyle karışık ve çözülemez diye; hemen cevabını vereyim. Bunca sıkıntı, çetrefil ve karmaşa, aşkın değil, ilişkilerin sorunudur. Burada sevginin bir suçu olamaz. Bizler sevdiğimiz herkese ve her şeye bir etiket yapıştırır ve ardından beklenti içine gireriz. İşte bu beklentiler ilişkileri bu kadar zora sokar. Oysa sevgi tek başına bir mücevherdir. Karşılık ve çıkar hesapları işin içine girdiğinde, onun adı artık aşk değildir. Siz buna duruma göre istediğiniz ismi verebilirsiniz, ilişki, birliktelik, evlilik, sevgililik…. Sonuçta ortada saf bir aşk yoktur, alışveriş vardır.
İşte bu yüzden, aşka inanmayanlar, sevginin gücünü unutanlar hataya düşer. Kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, acılar ilişkilerin sonucudur, aşkın değil.
Aşk, insana verilmiş en değerli hediyedir. Mucizelerin kapısını açan, neredeyse her sorunu çözen, insanı değiştiren bu sihirli duygu, inandıkça ve sevdikçe hayatımıza daha çok güzellik getirir.
Bundan sonra bu köşede, aşkı, sevgiyi, ilişkileri, tutkuyu, ayrılığı, kadınlığımızı, erkekleri, evliliği, yani insana ve sevgiye dair her konuyu paylaşacağız. Ancak ilk yazıda en önemli maddeyi vurgulamak istedim. Dünya sevgiyle ayakta duruyor. Aşka inanın ve yüreğinize sevmeyi unutturmayın. Sevginin gücü her zorluğu yenebilir. Ve hep hatırlayın, aşk mucizelerin gizli anahtarıdır, onu kullanın!
Kaynak:http://kadin.tr.msn.com/ask/article.aspx?cp-documentid=14765550

Doğal Hayat, İnsanlar ve Aşk

Bu sabah erken uyandım. Gün yeni ağarmıştı. Normalde uyumaya henüz başladığım saatler bunlar, ancak dün gece yorgunluktan sızıp kalmıştım koltuk üstünde.
Ne zevkli uykudur bu, televizyon karşısı koltuk üstünde uyumak? Sabah her yerin ayrı ağrır, orası başka. Zaten yatak odasını kullandığım yok ki, boşuna para vermişim koca takıma.
Güzel bir kahve hazırladım. Balkona çıktım. Ev çatı katı, terasta “günaydın” dedim gökyüzüne, güzel bir gün olsun istedim. Baktım Milat(kedim) fırladı çatıya, avını takip eden bir kaplan edasında, bedeni yere paralel, sessizce yürüyor. Bu şekle girdiğinde mutlaka gördüğü bir şey vardır. Baktım, bacanın üstünde üç tane serçe, ötüşüyorlar. Milat hem meraklı, hem korkak; yaklaşamıyor. Doğası gereği kuşlar ilgisini çekse de, verdiğim eğitimden dolayı, parçalamak, yemek gibi istekleri yok. Onları eve getirdiğim hareketli oyuncak fareler gibi sanıyor. Yaklaşık 1,5 metre uzakta, sindi, seyrediyor. Ne sabır! Sonra kuşlar sıkıldı, uçup gittiler. Benimki öyle bakakaldı semaya.
Televizyonda belgesel seyrederken düşündüğüm gibi, Milat’ı izlerken aklıma geldi, av ve avcı! Doğada ne yaşanıyorsa, insan ilişkilerinde de aynısı var. Büyük balık, küçük balığı yiyor. Akbaba ölecek bir canlının üstünde sabırla uçarak bekliyor. Kaplanlar ceylanları parçalıyor. Bunlar vahşi hayatın belgesel kısmı, ama dönüp kendi hayatımıza bakarsak, hepsi bizde de yok mu? İnsan denilen üstün varlık, saydığım tüm özelliklere sahip değil mi?
Kadın-erkek ilişkisini kamera ile çeksek, hayvan belgeselini aratmayacak görüntüler elde ederiz. Milat kuşlara doğru yaklaşırken, aklıma şöyle bir sahne geldi: Saat gece yarısına doğru ilerlerken, barın sandalyesinde bilmem kaçıncı dublesini yuvarlayan erkek, artık kendini aslan gibi hissetmektedir. Normal şartlarda biraz içe dönük, sessiz, pısırık ve beceriksiz olan bu adamın, kanındaki alkol oranı arttıkça, güveni yerine gelmektedir. Tek başına oturduğu sandalyede düşüncelere dalmış, derinden gelen müziği dinlerken, bir anda duyduğu sesle irkilir. Barın diğer köşesinde birkaç kadın sohbet edip, gülüşmektedir. Avının ilk çıtırtısını duyan Bay Aslan, kulaklarını dikleştirir ve dinlemeye başlar. Sohbetin içinden bir cümle yakalayıp, avına giden yolu bulmak derdindedir. Sonra sessizce oturduğu yerden kalkar, ufak ufak avının yakınına doğru yaklaşır. Cesaretini toplayıp ilk cümlesini söylemek ister, ancak avcının yaklaşmakta olduğunu anlayan av, tedirgin olur ve hesabı ister. Tıpkı Milat’ın başına gelen gibi, adam daha ilk hamlesini yapamadan, kızlar hesabı ödeyip, mekanı terk ederler.
Akbabaları bilirsiniz, ölümü görebilirler. Çölde susuzluktan ölmek üzere olan herhangi bir canlının üstünde kocaman kanatlarını açarak uçarlar. Bunun benzeri, gerçek hayatta çok güvenilen, ağabey veya amca sıfatları isimlerinin yanına eklenerek, sanki aileden birisiymiş gibi anılan kişiler, ilk düşüşünü bekleyerek, leşe konmak derdindedir.
İşin özü, doğal hayatı seyrederken, yaşamın tam da içinde bulursunuz kendinizi. Hepimiz bir hayvana benzeriz. Bazılarımız küçük balık, kimimiz aslan, kimimiz de kuş olabiliyoruz. Çevremizi ve kendi hayatımızı izlerken, hatta başımıza gelecekleri görmek için bile, dönüp vahşi hayata bakın. Özellikle kadın-erkek ilişkilerinde son derece başarılı bir haritadır. Bunu anladığımızda, Aristo’nun şu ünlü sözüne katılmamak mümkün değildir: “İnsan düşünen bir hayvandır!”
Kaynak:http://kadin.tr.msn.com/ask/article.aspx?cp-documentid=14947970

Ayrılık Acısı Nasıl Geçer?

Ayrılık! Bütün acılardan daha derin izler bırakan, insanı içinden yiyerek tüketen, kalbimizde bıçak yarası gibi izler bırakan o duygu! Ayrılık acısına ne tıp, ne başka bir sektör çare bulamadı.
Yaşanmadan, tüketilmeden kaybolmaz, ölüm sonrasında tutulan yas gibidir. Ayrılık acısını geçirmenin tek bir yolu vardır, zaman!
Ayrılıkların ardından oluşan genel düşünce şudur: “Bir daha asla!” … Kimseyi böyle sevemeyeceğimizi, onun yerini başkasının dolduramayacağını ya da tam tersi bir etki olarak, aşkın olmadığını, sevgilerin sahte olduğunu, hepsinin bir yalan olduğunu düşünürüz. Başka bir erkeğin bize dokunması aklımızın ucundan bile geçmez. Bu tarz düşüncelere o kadar inanırız ki, kim ne derse desin kar etmez.
Bu anlattığım genel olarak bir ilişkinin ardından ortaya çıkan düşüncelerdir. “Aman, biri giderse öteki gelir” gibi söylemler ise, dışardan bakan göze şunu anlatır: Ya ortada gerçek anlamda bir aşk yoktur; ya da kişi acısı ile baş etmenin yolunu inkarla bulmuştur.
İlişkinin bitmesiyle beraber insanlar çeşitli ruh hallerine bürünürler. Bunların başında depresyon gelir. Yalnız kalmak ihtiyacı, hayattan zevk almamak, umutsuzluk, pesimistlik, etrafındakilere tahammül edememe, uyumak isteği, karanlık odalar, normal yemek düzenin değişimi gibi bir çok etki görülür. Bu durumda kalan ister siz olun, ister bir yakınınız; biraz böyle yaşamasına müsaade edilmelidir. Ancak süre çok önemli, inzivaya çekilerek geçebilecek süre en fazla 1 haftadır. Eğer bu zaman aşılmışsa, duruma müdahale etmelisiniz. Bu ilk seviye en ağır olanıdır ve en çok can acıtanı…
İlk haftadan sonra öz disiplininizi devreye sokun ve istemeseniz de biraz gün ışığına çıkın. İkinci seviyenin olmazsa olmazı dostlardır. Özellikle arkadaş değil dost diye yazdım, çünkü bu sürece tahammül karşı taraf için zordur ve buna ancak dostlar dayanır. Bu seviyede, etrafındakiler beyaz bayrak sallayana kadar konuşacaksın. İlişkini, aşkını, yaşadıklarınızı, kızgınlığını, bilmem kaçıncı defa anlatıp, rahatlamak gerekir. Bu da tüketmenin bir yoludur. Ayrıca bu seviyede resimlere bakıp ağlamak, sessiz telefonlar açıp sesini duyup kapatmak, ortak tanıdıklardan onunla ilgili bilgiler almaya çalışmak, aşk filmleri seyrederek böğüre böğüre ağlamak mübahtır.
Üçüncü seviyeye gelen bir ayrılık mağduru, artık sosyal hayatın biraz farkına varmaya başlar. Karşısındaki konuşurken çoğu zaman gerçekten dinler, arada bir yine akıl sevgiliye kayar ama bu çok önemli değildir. Üzüntü, yerini özlem, kızgınlık ve sevgi arası karmaşık bir duyguya bırakır. Bu seviyede en sık rastlanılan durum, hesaplaşmadır. Kişi, ilişkisini, sevgilisini, anılarını, geçen zamanı, emeklerini tekrar düşünür ve bir muhasebe durumu oluşur.
İşte bu, tehlikeli sürecin başladığı andır. Yüzleşme sürecindeki kişi birkaç çözüm bulur. İlk akla gelen ise, intikamdır. Bu dönemde yapılmaması gereken hareketler arasında, intikam için başka biriyle yatmak, onun arkadaşlarından birisini gözüne kestirmek gibi davranışlar gelir. Bunları yapmak o an içinde muhteşem ve işe yarar bir buluş gibi görünse de, (emin olun sizden önce çok kişi denedi..) daha sonraları derin izler bırakan pişmanlıklara dönüşme ihtimali çok yüksektir. Ayrıca alışverişe çıkmak, hayata yön verecek önemli kararlar almak, bağımlılığa sebep olacak nesnelere sığınmak gibi davranışların da üstüne kırmızı ve büyük bir çarpı koyuyorum.
Bunların dışında, çok karşılaşılan ve eski sevgiliyi etkileyeceği düşünülen birkaç hamleyi de açıklamam gerekiyor. Mesela, gideceğine emin olduğunuz mekanlara başka bir erkekle giderek, çok eğleniyormuş gibi tüm gece şuh kahkahalar atmak; bir arkadaşınız vasıtasıyla asparagas haberler yaymak (çok hasta, kanser oldu, evleniyor vb..), karşılaştığınızda normalde davranmayacağınız gibi davranmak; bunlar eski sevgiliye karşı sizi sadece komik duruma düşürür. Daha da önemlisi, “iyi ki ayrılmışım, baksana neler yapıyor” şeklinde bir cümle kurmasına sebep olur.
İlk üç seviyeyi başarı ile atlatan kişi, bundan sonra kendini yavaş yavaş toparlayacaktır. Ne kadar zamanda unutulacağı, ilişkinin uzunluğuna, yoğunluğuna, paylaşımlara ve en önemlisi gidenin yerini dolduracak, hatta onu aşacak niteliklere sahip birinin karşımıza çıkmasına bağlı olarak değişecektir.
Anlattıklarım genel olarak karşılaşılan davranış biçimleridir. Bunun dışına çıkabilecek milyonlarca örnek bulunabilir fakat ne olursa olsun, yazının başında söylediğim herkes için geçerliliğini koruyacaktır. Ayrılık acısını geçirecek tek şey vardır: Zaman!

Herkesin Sevgililer Günü Kutlu Olsun!!!

Sevginin anlaşılmamış yüzü....(Uzunluğuna bakıpta okumamazlıkyapmayın)

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.


Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

Platonikti sadece

AMACIM NE ONU BİLE BİLMİYORUM
NEYİN PEŞİDEYİM ACABA
KENDİMDE DEĞİLİM ARTIK
ESKİ NEŞEMİ BİLE KAYBETTİM
BUNLARA KİM SEBEP OLUYO SENCE
OLMUYO BÖYLE OLMUYO
NE YAPMAYA ÇALIŞIYORUM BENDE BİLMİYORUM
AMA BENİDE DÜŞÜN!
HERŞEYİ AKLIMDAN SİLMİŞ
AKLIM SANA GÖRE SAÇMA SAPAN KONULARA TAKILIYOR
BEN HANİ DELİ DOLU
ÇOCUK RUHLU BEN
NE OLDU BANA NE YAPTIN BÖYLE
SÖYLE ve
Bİ SUÇUNUN OLMADIĞINI ÇOCUKÇA VE
APTALCA DAVRANDIĞIMI VE... VE BENİ SEVMEDİĞİNİ SÖYLE
ALIŞTIM ARTIK BU SÖZLERE
AMA YİNEDE YAPAMIYORUM DAYANAMIYORUM
BİRGÜN GERÇEKTEN GİDİYORUM DİCEM
UZUN we GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN Bİ YOLCULUK
İŞTE ŞİMDİ BUNDAN EMİN OL TAMAM MI
Bİ BAŞ BELANDAN KURTULURSUN OZAMAN
KEŞKE BÖYLE OLMASAYDI
BİLİYORUM BÖYLE OLMASINIDA BEN İSTEDİM
BEN MUTLU OLAMADIM SENDE OLMA DEMİYORUM
AMA BENİM YAŞADIĞIMI UMARIM YAŞARSIN
SADECE ACI ÇEKMek NEYMİŞ ANLARSIN
OLGUNKEN ÖĞRENKİ SEVGİYİ
BİRGÜN ÇOCUKÇA DAVRANDIĞINDA BİLMEMEZLİKTEN GELME!!!

Sevda yorgunuydun,bıktırmıştı yalanlar seni.

Sevda yorgunuydun,bıktırmıştı yalanlar seni.kimin yüzüne bksan aynı 2
yüzlülüğü görüyordun,bu seni yıldırmıyordu. Bir hayal kırıklığı daha aşka
olan bütün bağlarını koparacaktı,bu yüzden korkuyordun bana yakın olmaya...

kimse seni üzmemeliydi artık,kimse yüreğinin tellerini incitip
gitmemeliydi..

Sözler vermedim sana,bende herkes gibi biriydim..
gün olur,hayata düşer hiç beklemediğin bir anda çıkıp gidebilirdim
hayatından.Uzak durdum,duygularıma gem vurdum.Yarım kalan aşkların yüzünde
bıraktığı o acı izlere bir tane daha eklenmemesi için.Bunun sorumlusu
olmamak için uzak durdum!!
Hoyratça harcamasamda bu hayatları,yarım bıraksamda sevdaları,insandım
sonuçta,yenilebilirdim zaaflarıma.\Bilsen nasıl yanıyor içim.Bırakıp
gidenler değil bu alevi körükleyen,kendi yenilmişliğime yanıyorum.Sadece
birisi sevsin beni,ben de onu seveyim.Çıkarsız yalın.Bir sevdamız
oldun,başka da hiç bişiyimiz olmasın.Beni yarı yolda bırakmayacağını
bileyim,hayatımı adamaya hazırım\diyordun.Sözlerin beynime çivi gibi
çakılıyordu.
Neden güvenemiyordum kendime?
Aşıktım sana.E öyleyse???
En zorlu aşkların üstesinden gidebilmiş,imkansızları ortadan kaldırmış,aşk
için herşeyi göze almış olan ben ,şimdi neden böyle tedirginimm?
Niye sorguluyordum kendimi??
Kaygılarımdan kurtulmanın zamanı geldi artık.Bıraktım cevapsız soruları,seni
ve kendimi düşüüyorum sadece,Yaşayacağımız aşkı düşünüyorum.Uzak
durmayacağım artık,gel yanıma.Çıkalım bu sevdanın yoluna yürüyelim el ele..
korkmak yersiz,aşk korkakların işi değil...
iki yüreğiz biz,iki kocaman yürek..
Yeminler etmemize gerek yok,biliyorum kimse kimseyi yarı yolda
bırakmayacak.Bir aşk yaşanacaksa en tutkulu halde yaşanacak..

Yüzündeki acı izleri silmek için yanındayım.Seni
sevmek,karşılıksız,çıkarsız,hesapsız sevmek için yanındayım.Haydi durma
orada,yakın dur bana.Soluğunu hissedeyim,kokun yayılsın içime.Şimdi aşkın
zamanı,bırakalım kuyruğu sıkılası acıları.Aşk denizindeki en büyük geminin
kaptanı olmaya adayım.Bana teslim edeceğin o gemiyi asla batırmayacağıma söz
veriyorum!!!



(alıntı)

Bir Şizofren Hastasının Acı Dolu Aşkı..Okumanızı Tavsiye Ederim.!!

Babam öleli 12 yıl olmuştu ve ben 20 yaşına geldiğimde babasız olmaının acısını artık çok daha iyi anlıyordum.
Annemle birlikte küçük ama mutlu bir dünya kurmuştuk kendimize.Mevsimlerden bahardı,sokaklarda parklarda dolaşıyordum.
Bu bahar daha bir çoşkulu hissediyordum kendimi.Birçok arkadaş edinmiştim.Mehmet,Can Canı'ın kuzeni Merve ve daha birçoğu...
Her gün belirli saatlerde buluşup eğlenceli dakikalar yaşıyorduk.Onlarla o kadar eğleniyordum ki işe dahi gitmiyordum.

Yine işe gitmediğim bir günde yalnız başıma dolaşırken arkadaşlarımla her zaman oturduğumuz parkta gördüm onu.O kadar güzeldi ki..
Bir süre çevresinde dönüp beni fark etmesini umdum ama bana hiç bakmıyordu.Tam umutsuzluğa kapılmışken son bir cesaretle yanına yaklaştım ve
"Oturabilir miyim?" diye sordum.Deniz mavisi gözleriyle bakıp ,küçük bir tebessümden sonra."Oturabilirsiniz" dedi.Kalbim heyecandan deli gibi çarpıyordu.
Ne söyleyeceğimi bilemiyordum.Sonra kısık bir sesle,"Adım Vedat," diyebildim.Bana dönüp "Nazlı" dedi.Bir süre sonra telefonlarımızı birbirimize verdik
ve ayrıldık.Akşsam olanları anneme anlattım.Annem gözlerimdeki mutluluğu fark edince çok sevinmişti.

Arkadaşları bize davet ettim

İlerleyen günlerde Nazlı ile daha sık görüşür olduk. Zaman ilerledikçe ona daha çok bağlanıyordum.O hayatıma girdikten sonra işe gitmeye bile başlamış,diğer
arkadaşlarımla da daha az görüşür olmuştum.Arkadaşlar sitem edince kendimi affettirmeye, onları akşam yemeğine davet ettim. ve hazırlık yapmak için erkenden eve
gittim.Anneme arkadaşlarımın geleceğini ve güzel bir yemek yapmak için hazırlığa başlamamamız gerektiğini söyledim.Akşam gelip çatmıştı.Kapı çaldı, hemen koşup açtım
.Arkadaşlar gelmişti.Onları salona alıp sofrayı hazırlamak için mutfaktaki anneme yardıma gittim.Sofra hazırlandıktan sonra salona geçip onları içeri çağırdım.
Arkadaşlarımı masaya alırken annemin bakışlarındaki korku ve şaşkınlık ifadesine bi anlam verememiştim.Tam arkadaşlarımı tanıtıyordum ki annem büyük bir feryatla
masadan ayrılıp gitti.Olanları bir türlü anlayamıyordum.Arkadaşlardan özür diledim ve yemeğe başladık.Yemeğin ve sohbetin ardından arkadaşlar gitti.Annemin odasına
olanları sorduğumda hiç cevap vermedi.Sadece yüzüme bakıp ağlıyordu.


Eve gelen misafir


Aradan 3 ay geçmişti. Arkadaşlarla ve özellikle Nazlı ile görüşmelerimiz iyice sıklaşmıştı.
Bir ara anneme sözü Nazlı'dan açıp onunla birbirimizi ne kadar sevdiğimizi ve evlenmek istediğimizi
anlattım.Annem mutlu olmamdan gülüyordu.Ama gözündeki korkuyu ve acıyı hissedebiliyordum.Öbür gün iş
dönüşü eve geldiğimde bir misafir vardı.Tanıştıkve annem o arada kayboldu.O adam bana tuhaf sorular
sorup durdu.1-2 saat oturduktan sonra annem gelip misafiri yolcu etti.Anneme gelenin kim olduğunu sorduğumda
doktor olduğunu söyledi."Yoksa hasta mısın?" dedim.Annem doktrun benim için geldiğini ve sadece genel bir
kontrol yaptırmak istediğini söyledi.Sabah erken kalkıp hastaneye gittik ve bir çok testten geçirildim.
Bir kaç saat sonra doktor gelip hiçbir şeyimin olmadığını söyledi ve annemi odasına çağırdı.Akşam eve
geldiğimde annemin gözleri ağlamaktan şişmişti.Ne olduğunu sorduğumda, "Bir cenazeye gittim,çok etkilendim,"dedi.


Artık Nazlı ile hemen hemen her gün görüşüyorduk.Her geçen gün ona olan aşkım içimden taşacak gibi oluyordu.Eve erken
döndüğüm bir gün misafirler olduğunu gördüm.kimse beni fark etmedi.Mutfağa gidip atıştırırken ister istemez konuşulanlara kulak misafiri
oldum.Konu bendim ve annemin niye böyle üzgün olduğunu o an anladım.Meğer hastane , doktor hep bu yüzdenmiş.Meğer ben şizofreni hastasıymışıım
adını bie bilmediğim bu hastalık beni hayal dünyasında yaşamama neden oluyomuş.Misafirler gidene kadar ortaya çıkmadım
Annem onları geçirince beni arkasında gördü ve "Birşey duydun mu?" der gibi yüzüme bakıyordu.Ona, "herşeyi duydum," dedim.
Kadıncağızın gözleri dolmuştu ve bana sarılarak ağladı.Ona üzülmemesini ve kendimi çok iyi hissettiğmi söyledim ama gerçekten korkmuştum.
Bana arkadaşlarımı davet ettiğm gün hasta olduğumu anladığını söyledi.Annemin anlattığına göre benim hiç arkadaşım yoktu.Eve davet ettiğim
kişiler tamamen hayal ürünüydü.Annemin hazırladığı sofrada sadece ben oturmuştum ve sanki arkadaşlarım varmış gibi saatlerce o hayali varlıklarla konuşmuştum.


Ya Nazlı da hayalse?

Hiçbirşey umurumda değildi.Her şey, bütün bir Dünya hayal olabilirdi ama ya Nazlı...Ya o da hayalse? Bu ihtimal beni delirtmeye yetiyordu.Annem birçok ilaç getiriyor ve
bunların rahatlamam için olduğunu söylüyordu.Ama ben zaten rahattım.İşten ayrıldım ve aradan 3 gün geçtikten sonra dışarı çıktım.Her zaman gittiğimiz parka gittim.Arkadaşlar yine
oradaydı.Aslında belki oradan hiç ayrılmamışlardı.Onlarla konuşurken parktaki diğer insanların alaylı alaylı güldüğü fark ettim.O gülen insanlara,"Siz gerçek değilsiniz!" diye bağırdım.
Ama onlar sadece gülüyorlardı.Peşimi bırakmalarını söyledim.Nereye gidersem onlarda benimle beraberlerdi.İlaçlar beni iyice dağıtmıştı.Düşüncelerimi toplayamıyordum.Arkadaşlar da yavaş yavaş
benden uzaklaşıyorlardı.Nazlı'yı aramaktan korkuyordum.Çünkü ararsam Nazlı diye birinin olmadığını anlayabilirdim.Bir gün dayanamayıp aradım ve her zamanki yerimizde buluştuk.Ona bir yandan
başıma gelenleri anlatırken diğer yandan da çevredeki insanları süzüyordum.Yine bana gülmelerinden korkuyordum..Eğer bana gülüyorlarsa bu Nazlı'nın olmadığını gösterecekti.Evet çevredeki
insanlar yine bana alaylı bakıyorlardı ama bu defa gülmüyorlardı.Nazlı olayı beni gün geçtikçe bitiriyordu.

Bir gün anneme Nazlı'yı eve getireceğimi söyledim.Annemin gözleri kocaman oldu.Yine bir hayali eve getireceğimden korkuyordu.Ama ben kendime güveniyordum.Nazlı bir hayal değil gerçekti.
Annem isteksiz olsa da benim ısrarımla kabul etti.Öbirgün Nazlı'yla buluştuk ve ona ,"Seni biraz sonra anneme götüreceğim," dedim.Nazlı çok telaşlandı.Hazırlıksız olduğunu söyledi ama ben ısrar edince
kabul etti.Artık geri dönüş yoktu.Biraz sohbetin ardından eve doğru yola koyulduk.Sokağa gelip eve yaklaştığımızda son bir kez kulağına eğilip "Seni çok seviyorum," dedim.Eve geldik,kapıyı çaldım.Annem
kapıyı açtığında ben önden girip ayakkabılarımı çıkardım ve Nazlı'yı içeri aldım.Anneme bakıp gözlerimle Nazlı'yı işaret ederken kalbim duracaktı sanki.Annemin gözlerindeki yaşı görünce olduğum yere yığıldım.
Demek yine hayaldi...Ama annemin ağzından çıkan şu kelimeler benim için o an bir dua kadar kutsaldı; "Hoş geldin, güzel kızım,,,"


ALINTIDIR...

KIRGINIM AŞKA

 Aslında bende biliyorum konuşacak bir şeyimizin kalmadığını ve paylaşacak bir şeyimizin ortada olmadığını. Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,bunları yazıyorum sana. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,sevgimi aldım avuçlarımın arasına,ona sığınıyorum. Cümlelerim kısa,kelimelerim buruk,gülüşlerim yalan ve kalbim kırık ama yazıyorum gücüm yettiğince sana. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de,engel olamadım gurursuz ama mutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara umut oluyor biliyor musun? Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor,sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım,kırmamaya çalıştım. Üşüyorum,bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok,hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular geliyor hemen,ben görmemeye çalışıyorum.
Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı aslında.Belki de bazı şeyleri görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem,kapatacaksın ama kapatma gözlerini, gözlerinin içinden gelen o sıcaklıktan bari mahrum etme beni,o yeşillikte kaybolmak istiyorum, o sonsuz ve umut dolu yeşillikte.
Gözlerimi gelişlere verdim,gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş. Düşüncelerim gururlu,hayallerim,sevdam ve aşkım ise gurur tanımıyor. Gelseydin,gururumu ezip sana koşacaktım,susturacaktım içimdeki isyanı,kavgaların ortasında bir güneş gibi doğacak ısıtacaktım kalbini. Sevinçten ağlayacaktım,hiç bırakmamacasına sarılacaktım boynuna,içimdekileri dökecektim omzunda ağlarken,hasretimi giderecektim kollarının arasında. Ama gelmedin,gelmezsin,gelmeyeceksin biliyorum hiçte niyetin yok zaten.
Kendimi kandırdığımı anladığımda,gözlerimden yaşlar dökülüyordu.Evet ağlıyordum ama neye yalnızlığıma mı yoksa sensiz geçen dakikalara mı. Sen milyonlarca insan içinde,yüzlerce arkadaş,onlarca dost arasında yalnız kalmak nedir bilir misin? Ben bunları biliyorum işte hem biliyorum hem de yaşıyorum.
Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken şimdi ise ayrılığın ardından çalınan her şarkı bana umutsuzluğu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne kadar çok şarkı varmış bunu senin gidişinle öğrendim. Her şarkıda sen,her şarkıda ben ve her şarkıda ayrılığımız var sanki.
Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor,yenik düşüyorum bu aşk oyununa. Gittin belki de hiç gelmemiştin,ben sadece geri döndün sandım ama yanıldım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, ama en çok da imkansızın oldum. Her gelişimde bir kez daha kayboldum.Ağladığın,bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Son kez söylediğin bir şarkının nakaratı oldum. Dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler,ister istemez yaşadığın yanlışlıklar oldum. Yüreğinde ki aşk olmak isterken,yüreğine sığınan ve tozlanacak bir anı oldum. Söylesene bana ben gerçekte senin neyin oldummm!!!!
Sesin hep uzaktan çağırıyordu beni,bilseydim bana ait olamayan bu seslenişi sahiplenir miydim? Şimdi elimde sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür boyu içimde olacak dev bir aşk kaldı…
Kalbime söylemedim henüz gittiğini,öğrenirse onunda acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve hala seviyor seni ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.,
Gittin, sevdamın yalnızlığına alışabilirim belki;ama senin uzak yolların sonunda olmaz acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı ve sen onunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl canımı yakan ve kalbimi acıtan unutulmak!!!! Söylesene bana unutulmak kime yakışır. Unutan sende olsan,sana bile yakışmıyor. Korkma üstüne giydirmedim bu duyguyu,unutulmayan olmak sende daha güzel oluyor biliyor musun? Görüyorsun işte sana ve aşkıma ihanet etmiyorum. Çok kırgın olsam da,yorgun olsam da sana ve aşkıma ihanet etmiyorum. Bir yaz ayında güneş bütün güzelliğiyle çıkarttı karşıma seni ve başladı büyük aşkım. Sen ‘’bitti’’ dediğinde yağmur yağıyordu,gece karanlığı çökmüştü her yer sessiz ve sakindi. aşkın canı sıkıldı ve seni benden aldı. Aradan 1 sene geçti şimdi ortada yaşanan büyük bi aşkın kırık parçaları var. Aslında o parçaları birleştirmek mümkün ama bir daha kırılırsa onları bütünleştirmek imkansız. İşte eğer ki sende inanıyorsan bir daha parçalanmayacağına ben burada ve seni bekliyor olucam…
ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page