| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

56 "aşk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"aşk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Aşık Mısın???

* Onunla ayni ortamdayken görmezlikten geliyor ama etrafta olmadigi zaman çaktirmadan gözlerin her yerde onu ariyorsa; evet...

ONA ASIKSIN..

*O an yaninda seni her zaman güldüren biri daha oldugu halde senin gözlerin ve bütün dikkatin hala ötekinin üzerindeyse; evet

ONA ASIKSIN..

*Gittigi yerden seni arayacagini söyledigi halde telefonun bir türlü çalmiyorsa ve `acaba sagsalim oraya vardi mi?` diye için içini yiyor da sabirsizlikla telefonun çalmasini bekleyip dualar ediyorsan; evet..

ONA ASIKSIN..

*Baskalarinin upuzun maillerini ondan gelecek kisacik bir not için okumadan silip geçiyorsan; evet..

ONA ASIKSIN..

*Durmadan `hayir` o sadece iyi bir arkadas ´diyorsan, ama bir araya geldiginizde, o tanimlanamaz çekimi hissediyorsan; evet..

ONA ASIKSIN

*VE BU MESAJI OKURKEN GÖZÜNDE BIRI CANLANDIYSA; ISTEE...

ONA ASIKSIN!..


Ne Kadar da Zormuş..


Sanki bir geçmişimiz varmış gibi..
Ummak ve unutmak
Ne kadar da zormuş..



Her adını duyduğumda
Hala garip bir sevinçle gülerken,
Ne kadar da zor fırlatıp atmak seni kalbimden..



Şimdi unutmaya çalışırken seni
Artık kalbimin bir parçası olduğunu bilmek
Ne kadar da zormuş..


Ne kadar da zormuş sen tam yanımdayken
Özlemek her zerreni..
Ne kadar da zormuş atabilmek kalbimden seni..


Zaman geçiyor
Yelkovan ilerliyor..
Ama açlıan yaram kapanacağına daha da genişliyor..
Hayat neden yine bu kadar anlamsız geliyor ?
Tüm bu hayatımı kırık bir dala bağladığmı bilmek ne kadar da zor..


Artık uykusuz son gecem bu !
Bir gün yine güneşin doğacağını bildiğim ilk gecem.
Sensiz de yaşamam gerektiğini bildiğim bütün gecem..
Ne kadar da zormuş ağlamak, gülmeyi bu kadar da çok hak ederken..!


Bir sabah
Olur sımsıcak.
Yaşadığım
ve
Yaşayacağım
mutluluklar
gibi..

“ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar,kavuşmak nasıl olmaz, madem ki ayrılık var?

Hani ağlamak anadiliydi ya tüm dillerde ayrılığın
Gözlerimden kan süzüldü Gece’ye.
Siyahı delip geçen gözbebeklerim kan deryası.
Kızıldeniz utanacak h-içimdeki denizden…

“Yaradan” için Yar sevmeyi öğrettim de sana,
“Yaradan" için Yar”dan geçmeyi öğretememişim kendime
boylu boyunca yatıyor yüreğim yarda…

Bileği kesik kalemim can döküyor şimdi kağıda.
H-içimi dökmek istemiştim oysa...

infazlar sabaha karşı yapılır ya, birazdan bitecek GeCe… az kaldı, beni infazlayacağım şafakta.
Hani yüzbinlerce yıldız sönmeden sökmez ya şafaklar, son dileğim GeCeden…

Eyy GeCe!... Kurban et yıldızlarını şafağa.
Bedel olarak gözlerimin karasını göndereceğim her akşam sana…

Yarın, yevm-ül kıyam’da yanmayalım diye yanan yanlarımı bırakıyorum yanına…

Vakit yakın…
Can çekişiyorum can-ımı can yapanım.
Namlunun ucunda ayrılık, eli tetikte bekliyor günahlarım… vur emriyle vurulacak sol yanım;
“Yar” verecek “Can” kaybından…

Tütün ne ki?.. tuz bastım tırnağı sökülmüş parmak uçlarıma. On parmaklık değil bu figan!
Bin elden beşbin tırnağın sökülüp tuza bastırılmasıymış ayrılık…
Ama öyle ya, tuzu da sevmeli aşık…

Bir türlü aydınlanamayan bir gün doğdu işte.
Yüzbin yıldız pahasına söküldü şafak.
“infazı tamamdır” mührü basıldı.
Kaydım düşüldü kitab-ül aşk’tan…

düz çizgiye dönüştü çoktan yüreğimin monitöründe hayat.
Sabahın pusunda, iki yüreğin sağır edici feryadına “sus” düştü.
Pustu aşk… sus-pus bir cenaze merasimi bu satırlar…

üstad’ın dizeleri tek teselli mezar taşıma:

“ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar,
kavuşmak nasıl olmaz, madem ki ayrılık var?”...

Şehâdet Getir Cinnetime...

“ -susmak aşkın diLidir- diyen sevgiLi konuş şimdi, keLimeLerine ihtiyacım var…”


Parça tesirLi sancıLar düşüyor kaLbime…düştükçe uçurum,sancıdıkça aşk…


ve aşkLaştıkça kaLp daha çok parçaLanıyor,
hayat yakLaştıkça daha bir özLüyorum kabuL ediyorum,

GaLibimsin !!

ve ben her şeyini savaş aLanında bırakan mağLup bir komutan gibiyim şimdiLerde..


Tüm zaferLerimi sende yitirmişim, kör bir şahinin gözLeriyLe yoL arıyorum kendime, sana çıkmayacağını biLdiğim yoLLarı görmekten korkuyorum beLki de kim biLir?..




Çıkmaz sokakLarda kısır kaLıyorum döngüLere..

ve ben dönemezken kendime

LabirentLerinde kayboLmuşken, sağım sen, soLum sen, yoLum sen, yönüm sen oLmuşken, senden gayrısına yok, yokLuğuna râm oLmuşken,

susma ömrüm!...





YoL kesiL cehenneme...




Keskin bir virajsın içimde bir türLü aLamadığım..

Ne zaman geçmeye kaLksam senden, ya bir uçurum boşLuğu, ya bir şarampoL oLuyor sonum..

Uzanan eLLeri tutmuyorum..
Yüreğime taktığın aLyans tutuyor içimi, içini bırakmıyorum..
DuL bir hasrete yâd/igar kaLıyorum öteLerde
Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorLar..
SancıLanıyorum sessizLiğine
Tam vakti;
susturucu takıLmışken yüreğime, haykıramazken, her kurşun içimi parçaLarken, infiLak ederken isyanLarım sensizLiğe,
ve akarken gözümden ırmak ırmak,
susma ömrüm!...







Ateş kesiL cehenneme...




Tüm piyonLarım tükendi

ELimde bir şah… nereye koysam kendine mat çekiyor..

CemreLer ihanet ediyor adına, AsLı hükümsüz..
kendini biLe ısıtmıyor..
Adım LâL kaLıyor zemheri ayazLarına..
d-üşüyorum..
Muhaciri değiLim gayrı bu Arafın..
Ne cennet kokabiLiyorum, ne cehennem yanabiLiyorum..
Kendimsiz bir kent kuruyorum yokLuğunun sokağına..
BaykuşLara sakinLik yapıyor kentimin ıssızLığı… sesine parazit yapan bir sesLe yıkıLıyorum . . .
Uğraşma aşk..!



KaL (n)dıramazsın; kumdan kaLeLer gibi bir rüzgarLık değiL, bir cümLeLik yıkımLarım..

BiLmem ki hangi rihter öLçer sarsıntıLarımı.. artçı seLLere verirken sitemimi,

sana “sus”arken,
öLüme “su”sarken,
MüpteLâsıyken kahramanı bıçakLanmış masaLLarın aşk için aşıkLarı ezip geçmişken,

susma ömrüm!...





Şehâdet getir cinnetime...




Öznesi sen oLan bir ömre verdim adını, ki öLüm yar oLana kadar tek yar dediğim oL diye..

sana geldim, ölüme yar etme diye.

Susma diye çırpınışLarımın tek müsebbibisin..
BiLiyorum aLdırmıyorsun, dönmeyeyim istiyorsun suLtanLığına
Ve asLında aşk’tan korkuyorsun

ZuLmetin sırtımda yama oLurken yar/aLarıma





Hani oLur da geLdiğimde bir gün kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıLarı,

Her Lisanı LâL bırakan bakışLarım anLamını yitirecekse eğer ve eL eLini tutacaksa eLLerin, eLimde değiL yanacağım . . .






O vakit güLüp geçeceksen yangınLarıma,

Sarmayacaksan,

BenimLe kınanıp, benimLe yanmayacaksan,
Cennetten kovuLmayı göze aLmayacaksan,
Bir sözüne çöLde vaha gibi susarken öyLe umarsız susacaksan…

Sen de sus ömrüm!...





Sus!..

Sus ki, öLüm bana yar,


ben öLüme YAR oLayım…




Sen. . .


. . . . . . . toprak kesiL cesedime . . . . . . .





~ALıntı~
 

..::Bir Sevgi İletisi::..

Kadın sevdiği adama sorar: ' Neden Ağlıyorsun? '
Adam cevap verir: ' Seni daha fazla sevemediğim için.'

İşte bu yüzden bir kez daha iyi ki varsın diyorum sana.

Senin de beni sevmeni elbette çok isterim. Belki de inanmayacaksın ama, olmasa da olur. Çünkü yıllarca sevgimin öyle çok düşmanı, öyle çok muhafızı vardı ki, ben seninle onları aştım, inan varolman bile yeterli ve seni seviyor olmak bile büyük bir nimet benim için.

Ve şunu bil ki bu sevgime asla çoklarının yaptığı gibi yeteneksizliklerimi, kusurlarımı, yalnızlık korkumu, başarısızlıklarımı yüklemiyorum. Eğer öyle olsaydı, yitirmekten ölesiye korkar, seni kör bir tutkuyla sahiplenirdim.

Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil, kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.

Ey Aşk Senden Bunları Öğrendim ve Öğrenmeye Devam Edeceğim..

Her seferinde canımın acımasının biraz daha azalacagını düsünürdüm hep.
Ama azalmıyor ; yıllar geçtikçe daha da çogalıyor can acısı. Gençlik yıllarında böyle durumlarda baska seyler düsünmeye calışırdım. Hatta hatırlıyorum, ilk sevdigimden ayrıldıgımda, daha dogarusu terk edildigimde çok canım yanıyordu. Kendimi avutmak için bir yol bulmuştum; takvim yapraklarıyla oynuyordum.Her gün büyük bir özenle koparıyordum sayfaları, " ooh bir gün daha eksildi " diye.
Her gün " bugün bir dakika daha uzadı, daha geç karanlık olacak " diye. Ve her geçen gün canımın acısı daha çok azalacak diye! Ama bugün fark ettim ki herkesin çok şaşırdıgı bir sürü gereksiz bilgiyi o zamanlar ögrenmişim. Takvim yaprakları ne kadar çok sey ögretirmiş megerse bana!
isterseniz size Kırlangıç Fırtınası'nın ne zaman olduğunu söyleyebilirim ya da cemrelerin ne zaman düştüğünü...Hatta zeytinyaglı biber dolması tarif edebilirim. Öyle hafifletmiştim canımın acısını o zamanlar. Ne iyi etmişim de aşık olmuştum.
Sonra ikinci sevgilimden ayrılmıştım.Daha dogrusu yine terk edilmiştim...
Başka vücutlar istemişti canı. Çok canım yanıyordu. Kendimi avutmak için yine bir oyun bulmuştum, yazarların kronolojik sırayla kitaplarını okuyordum. Artık onu telefonla aramamam için kendimle mücadele etmem gerekmiyordu. O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle mücadelesinin ne kadar yorucu olduğunu!
Mesela onunla nasıl bir yerde karşılaşırım diye planlar yapmam gerekmiyordu. O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle oynadığı oyunların ne kadar yorucu olduğunu. Ya da telefon 10 dakika içinde çalarsa beni arayan O 'dur diye bitmek tükenmek bilmeyen on dakikalar beklemem gerekmiyordu.
Aslında o zamanlar anlamıştım on dakikanın bazen bir asır oldugunu. Yoldan geçen 3. araba kırmızı olursa tekrar barışacağız diye dilekler tutmam gerekmiyordu... O
zamanlar fark etmiştim trafikte ne kadar az kırmızı araba olduğunu!

Ama bugün fark ettim ki, bugün çok az kişinin bildiği ve okuduğu yerli roman ve hikaye yazarlarıyla o zamanlarda tanışmıştım. Nihat Sırrı Örik, Kerime Nadir, Muazzez
Tahsin Berkand, Ethem ızzet Benice, Kemal Tahir, Pınar Kür, Vedat Türkali, Orhan Pamuk ve diğerleriyle...
...Ve şimdi farkediyorum ki , ne kadar çok şey öğrenmişim o romanlardan, hikayelerden, yazarlardan... Ne iyi etmişim de aşık olmuşum...
Sonra üçüncü sevgilimden ayrılmıştım, dogrusu bu kez de terk edilmiştim.
Başkasına aşık olmuştu.
Yine canım çok yanıyordu.Kendimi avutmak için bir oyun bulmuştum, aŞk Şiirleri okuyordum, terk edilmek üzerine. Başkalarının da terk edildiğini çok canlarının yandığını görmek ve anlamak acımı hafifletiyordu sanki. ilk ben değilim terk edilen diye düşünüyordum. O zaman ezberlemiştim Atilla ilhan'dan " ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum " dizelerini, o zaman ezberlemiştim Murathan Mungan'ın " ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda, kirli ve umutsuz geçmişim
" mısralarını ve Ahmed Arif 'ten ve Kavafis 'ten aşk dizelerini.
Şimdi fark ediyorum ki ne çok şey öğrenmişim oşiirlerden. Ve ne iyi etmişim de AŞIK olmuşum...
Sonra uzunca bir dönem yeni bir aşkı yeni bir sevgiliyi beklemeye başladım.Çok bekledim. Sabırla.
Biliyordum gelecekti bir gün. Bu bekleme döneminde de bir oyun bulmuştum kendime. Ne kadar tiyatro oyunu varsa gidiyordum kudurmuş gibi ! Ne kadar film varsa onları
seyrediyordum hiç kaçırmadan. İşte o zamanlar öğrendim benden başka bir sürü aşk bekleyen insan olduğunu. Ve o zaman öğrendim beklemenin de bazen bir keyif olduğunu ve insana çok şey öğrettiğini... Ne iyi etmişim de beklemişim aşkı...
Hep bana soruyorlar nereden biliyorsun bu kadar çok şeyi diye, dilimin ucuna kadar geliyor, söylemek istiyorum "AŞK YÜZÜNDEN" diye ama gülerler anlamazlar diye söylemiyorum, vazgeçiyorum. Yıllar geçtikçe azalacak sanırdım canımın acısı ama azalmıyor. Ne kadar çok şey öğretmiş aşk bana. Hayat okulu dedikleri bu olsa gerek. Ya da hani derler ya; okumuş ama adam olamamış diye, sanırım okuyup da adam olamayanlar; aşktan canları yanmamış olanlar, aşkı tanımayanlar, bilmeyenler...
ŞİMDİ..... yine canım yanıyor. Ama biliyorum bu duyguyu. Geçecek! Fakat şimdi, hemen yeni bir oyun bulmalıyım kendime. Ey aşk hadi öğret bana bilmediklerimi, eksik kalanları...
takılbiraz'dan alıntıdır!!!

İÇiMDe HeP SaNa TuTSaK BİRŞeYLeR:=(




Akşam dört ayak üstü şehirde
Şehir ki yer yer demir parmaklı denize
Yamaçları yasak buraların,
mavileri tutsak

Kayan kayana yıldızlar
Dilekleri ağır bu aşıkların
Hangi aşk bitmiş kırmızıda


Bir sevdayı daha kanatır ihanet
Bir aşığı daha kandırır bu şarkılar
Kırışmış şiirler birikir,
gece kadar berbat


Vapur dolusu heyecanlar çekilir üzerimden
Tenimde dolu dolu yaz, terimde damla damla yar
Yakılmış resimler düşer,
kırılganlığım avuçlarında

İçimde hep sana tutsak bir şeyler
Tüm renkler aşka bulanık, tüm aşklar adınla yazılı
Sesi yitik baharsın oysa,
bundandır temmuzun sancısı




Mevsim sana dillenmişken
Kaç güneşten seni dilendim
Düşlerim çağla çiçeği, uykularım nasır

Yüreğimi serçelere bıraktım
Sesimi nankör kedilere
Boşuna değil yastığımdaki tırnaklarım





Duvarlardan sarıyı çaldı yüzüm
Eylül demlenir gülüşlerim
Kıvrılır dudağım,
dolanır şehir penceremde

Sınırlarını çeker göz yaşlarım
Kibrit çakımında dikilir yalnızlığın bayrağı
Sürgün sevdaların durağı bu şehir.

Ölü aşıklar üzerinde
Sana ibadetteyim
Aşk şeytanı seçti
( bir kez daha)




AŞK bi kibrit tanesine ne çok benzio(aşk'dan yananlar)

bi gün arkadaşın sigarasını yaktım(bn kullanmam) ve kibrit elimi yaktı baktım aşka ne çok benzio ve sonunda bu yazı ortaya çıktı...Aşkın kimseyi yakmaması dileğiyle...

BİR KİBRİT TANESİ
Elimde bir kibrit tanesi,kutunun kırk da biri.Evirip çeviriyorum üşüyen bir çocuğun sıcaklığa hasreti gibi.Yakmak için hareketleniyorum, ama hayır! Yakmamalıyım, yakıp da yanmamalıyım…
Eğer bir kere kibriti çıkardıysan o kutudan,yakmadan koyamazsın…Bir istek, içten bir güdü kemirir beynini.Yerine koymak için teşebbüs edersin ama başaramazsın.Hadi yak…Direnmek nafile,söz geçiremezsin ve yakarsın.
İlk önce sesi ürpertir içini korkuyla karışık bir mutluluk verir.Tüylerin diken diken olur sesin önünde.Artık çok geç barutu çektin bir kere içine…Söndürmek istesen de inandıramazsın bunu istediği, kendine.Sonra barut alev alır yavaştan yavaştan.Parçaları etrafa saçılır büyük bir patlama gibi.Kokusu mest eder artık onun emrine girmiştirsin.O kokuyu çekersin içine hiç bitmesin diye.Kokuda biter,elbet gider…
Her şey yeni başlamıştır, kibrit yeni alev almıştır, ufaktan ufaktan büyüyordur.Sen fark edemezsin büyüdüğünü her an biraz daha canlanır o muhteşem alev, duygularınla.Kibrit yatay yörüngeye yerleşmiştir.Sönecek diye elini bile kıpırdatamazsın, kıyamazsın.Alev büyür, büyüdükçe ısıtır,ısıttıkça ışıtır…Işık alevi alev ışığı besler,birlikte rask ederler.Alevde ışıkda çöpün sağına doğru hareket eder.Onu sıkıca kavrayan parmaklar görünüyordur artık.Usuldan usuldan ısınıyordur parmakların.Isı hareket etmeye başlar durmaksızın, taki kalbine ulaşana dek.Kalbine ulaştığında kanına karışır bu mutluluk, damarlarında hissedersin.Buz tutmuş bedenin hafiften hafiften çözülmeye başlar.İşte o duygu alevden daha güçlü yakar bedenini.İçindeki o ruhu hisseder ve kabullenirsin.
Alev artık öyle bir boyuta ulaşmıştır ki çöpü kıp kızıl olur, külleri sepsert.O saniyeden sonra parmaklarının yandığını hissedersin.Gözünün önünde yanıyorlardır ama elleyemezsin , korkarsın sönmesinden.O sönerse ne sene ışıtır ne de ısıtır.Kabus olur bu duygu ve çığ yaratıp düşüncelerinde üzerini örtersin…Alev inatçı sonuna kadar ilerlemekte.İlerledikçe yanar parmakların,acısını dişlerini sıkarak gidermeye çalışırsın.Öyle bi ana ulaşır ki alevi görürsün parmaklarının arasından geçerken ama fark edemezsin ki, parmakların hissetmiyor alevi.
Artık her şey için çok geç, alev parmaklarını öyle bir yakmıştır ki sanki senin parçan deil, o uzullar senin değilmiş gibi.Üzülme yolun sonu geliyor demektir.Alev için ne yakacak nede yanacak bir şey kalmıştır.devam etmek istese de edemez.Işığı da ısısı da azalmıştır, ama parmakların kopmuş gözlerin kör olmuş gibidir.Fark edemezsin bile, alev söner.Ondan geriye yanmış bir kül kalır ellerinde.Onun için her şey bitse de sende onun iki izi vardır, biri yanan parmakların diğeri yanmış bir kibrit.Hem seni yakmıştır hem kendini ‘o kibrit’…
İşte ‘aşk’da böyledir, acı veren en büyük mutluluk…

Ufuk Karakullukcu 

     

sevgiye dair ne varsa ?

Düşlerimize yağmur yağıyordu, rüzgar üşütüyordu ellerimizi.
Gözlerin donuk, bedenin halsizdi. Gizli bir el,
kalkışa hazırlanan otobüse binmen için seni sürükler gibiydi.
Sanki, kalmak istiyordun
"Baharda dönerim." demiştin, hatırlıyor musun?
"Sakın beni unutma, bekle."
Ben seni unutmadım sevgili. Ben seni unutmadım.
Bütün kış, baharda döneceğin günün hayali ile ısındım.
Minik öpücüklerle uyandırıp,
güneşin doğuşunu gösterecektim sana.
Çiçeklerin, denizin, kumsalın, güneşin
tadına birlikte varacak, gün batımlarında
denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek,
ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.

Yalan değil, kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre.
Sana benzeyen her şeyi sevdim ben.
Sevdiğim her şeyde senden izler vardı.
Aradığımı buldum sandım ama yanıldım, bulduğum sen değildin.
Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım.
Her sabah, seni bulmak için
yollara düşmek geldi içimden ama gidemedim.
Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece.
"Gelir" dedim kendi kendime.
Söz verdi, gelmesi gerek. Bekledim.
Kendimi paramparça hissettim ama yine de sana kızamadım.
Unuttum kötü sözlerini. Unuttum kapında bekletildiğimi.
Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini.
Kavgalarımızı unuttum.
Bir tek seni unutmadım sevgili.
Bir tek seni unutamadım.
Hep dönmeni bekledim.

Zamanla alıştım acılara,
ölüm ilanlarında kendiliğinden silinen adreslere.
Alıştım sevdiklerimin yokluğuna.
Ama yalnızlığa alışamadım. Hasrete alışamadım.
Sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.

Olmadı gülüm. Bir araya gelemedik.
Oysa daha yolun başındaydık,
tomurcuktuk daha çatlamaya hazır, bahar gelmeden ayrıldık.
Şimdi artan yalnızlığım, senin büyüyen yokluğun var.
Duvarlarda gözlerinin izi, kapı kollarında parmak izlerin saklı.
Sen neredesin sevgili? Varlığın nerede?
Bir mevsim döndü sen dönmedin.

Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden.
Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere,
acılarım yüreğimde çöreklenmezdi gece yarılarında.
Özlemlerim hiç bu kadar uzak olmamıştı gün ışığına.
Hasret bu kadar büyümemişti.
Şimdi göçebe olmuş yüreğimle
her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum.
Gün ışığına çoğalmış hasretimle
hızla kaçıyorum kara ağızlı tünellerin içinden.
Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla.

Aşk!!!

Kim bilebilir ki ; yaşam ile ölüm arasındaki farkı ? Tekrar umut beslemek, yaralı kalmış kalbin sevgisine ve son bir kez bakıp maziye, niye sevdim mi demektir ? " AŞK " yarım yamalak bir su kenarı olgusu değil, o suyu dahi içinde bulunduran duygudur. Seversin her an aşkı ve sevgiyi karşılıksız olsa dahi. Öylesine vurur ki kalpleri ; duramaz rüzgarı karşısında en çılgın ve vurdum duymaz asi. Bunun adı " AŞK " başı da sonu da siler ezberi...
Kurtuluş : Sev lakin Aşık olma
Kaçış : Kendi düşen ağlamaz
Ve son söz : Aşk acıdır , Sevgi Tatlı , Aşk için ölünür, Sevgi için yaşanır..

Not:Alıntı!

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page