Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image and video hosting by TinyPic _Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::·±‡İçİmİzDeKi KaRaNlIk!‡±::..

·±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamamaktayım bilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
15 tane "acı" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"acı" tagli diger ogeler resimler , videolar

Aşk acısını unutmak!!!!!!!!!

Aşk acısı çekiyorsanız yada karşılıksız bir sevdaya düşmüş iseniz kurtulmanız imkansız değildir. Sadece biraz çaba sarfetmeniz gerekir. Yapmanız gerekenlerden bazılarını aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz.

  1. Kesinlikle içinizde geri dönermi dönmezmi şeklinde bir umut bırakmamanız, kararlarınızı ona bırakmamanız ve onun düşüncesi ne olursa olsun kendi kararınızı uygulamanız gerekir.
  2. Artık ondan vazgeçtikten sonra ona karşı hayranlık yada nefret duyguları beslememeniz gerekir. Özellikle de bir sebepten ayrıldığınız yada sizi reddeden birine karşı nefret besleyebilirsiniz; fakat nefretiniz onu unutmanızı zorlaştıracaktır.
  3. Size onu hatırlatacak duygu yüklü şarkılardan kaçınmalısınız. Bu çok önemlidir. Bu şarkıları dinlemeye devam ederseniz bu yazıyı hiç okumayın daha iyi.

    “Çoktan unuturdum seni çoktan
    Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

  4. Eğer mümkünse ondan ve çevresinden uzaklaşmanız yararınıza olacaktır.
  5. Eğer uzaklaşmak mümkün değilse, onunla konuşmayacağım veya görmemezlikten geleceğim diye kendinizi kasmanız bir işe yaramayacağı gibi, tam ters sonuçlar da alabilirsiniz. Onu görmekten ve onunla konuşmaktan kaçınmak yerine ona herhangi biriymiş gibi davranmak en mantıklı davranış olacaktır.
  6. Mümkünse ona olan sevginizi hiç dile getirmemeniz, özellikle üçüncü şahıslardan ve hatta kendinizden bile saklamanız yararınıza olur.
  7. Kendinizi yeniden aşık olmak için zorlamayın. Bana göre en çok yapılan hata budur. Birini unutmak adına kendinize yapay bir aşk elde edebilirsiniz ve durumunuzun daha da karmaşıklaşmasına neden olabilir.
  8. Son olarak “ben hiç bir zaman onu unutamayacağım” şeklinde sıradan insan düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Mutlaka unutacaksınızdır. Bir çok kişi unutamam sanmış ama unutmuştur.

    “bir rüyadır gelir geçer
    her aşk bir gün hayal olur
    unutulmaz denen günler
    unutulur unutulur..”

  9. Not:hertürlü.org'dan alıntıdır..

Ancak Benzerim Öldürebilir Beni:=(

Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, `artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim` diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...

AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ:=(

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.
Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular yoktur.
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil,
içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.
Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.

Hindistan`da Ganj Nehri`nin kıyısında yakılan yoksul adamın
hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...
Newyork`ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının
çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir
sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı
hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda,
gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri,
o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

Aşk çok eski bir şeydir sevgili.
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.
Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde
yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda
umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler,
kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının
korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve
hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını,
cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri
alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

not:Bu güzel şiir için sevgili arkadaşım boracem'e teşekkürleri bir borç bilirim..

Gözyaşı:=(

Ne günler görüyor insan,nelere dayanıyor gönül...Demek ki gücümüz var dayanacak ve demek ki hak ediyoruz bütün bu olanları...Bir el en büyük darbeyi en sevdiklerimiz aracılığıyla vuruyorsa bize,bin nasihatten öte bir musibet buluyoruz.Sevdiğimizi sandıkça yanıldık...Aldık payımızı düşeni,uslandık...Ve içimizdeki acıyı temizlemek için su değil gözyaşı kullandık!!!

ACININ KANATLARI:=(

Dostoyevski'nin hayatini degistiren olay neydi biliyor musunuz?



Kendi idam sahnesi...



Çar'in baski döneminde, arkadaslariyla bir sohbet grubu kurmustu. Yakalandi. 28 yasinda idam istegiyle yargilandi.



Mahkemenin sonucunu bekledigi gece hücresinden alindi. Ölüm karari yüzüne karsi okundu. Papaz günah çikarttirdi. Gözleri kapali olarak bir direge baglanip, müfreze karsisina geçirildi.


"Ates" emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine...


Aslinda mahkeme 8 yil hapis vermis, Çar bunu 4 yila indirmisti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmisti.


Böylece "ölüm"le tanisti; oysa bu sefil oyunda asil kesfettigi sey,"yasam"di.


Stefan Zweig'a göre 4 yil sonra yarali parmaklarindan zincirleri çikardiklari zaman sagligi bozulmus, söhreti uçup gitmisti, ama kirik dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fiskiran tek bir sey vardi:


Yasama sevinci...


Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:


"Hayati kaybetmenin kiyisina yaklasanlar, onu daha iyi tanirlar".

Hasta oldum bu hikaye'ye muhteşem birşey:=(

Zamanın birinde kız varmış. Sürekli ağlayan. Gözünden gözyaşı hiç eksik olmazmış. Ne derdi ne sıkıntısı varmış ama ağlarmış işte. Kimse nedendir bilmezmiş.
Bir gün kapı çalmış. Ama kapıda kimsecikler yokmuş. Kapının önünde yalnızca bir kavanoz. Etrafa bakınmış kimseyi görememiş. Almış içeri kavanozu. Gözleri yaşlı açmış kapağını. İçinde turuncu bir balık görmüş. Tam o sırada gözlerinden bir damla gözyaşı damlamış kavanoza. Balık birden kıpırdanmaya başlamış. Daracık kavanozun içinde oradan oraya dönmüş durmuş. Kız anlam vermemiş neler olduğuna. Daha çok ağlamaya başlamış. Üzülmüş balığın haline. Ağladıkça damlalar kavanoza dökülmüş. Balığın rengi morarmaya başlamış. Sonra anlamış gözyaşlarının küçük balığı zehirlediğini. Hemen gidip suyu değiştirmiş. Balık tekrar canlanmış eski haline geri dönmüş.
Aradan günler geçmiş. Kız balığına şarkılar söylemiş durmadan. Dertleşmiş derdini anlatmış. Balık dinlemiş. Ama ağlamamış hiç. Balığım ölmesin diye. İçine akıtmış gözyaşlarını. O kadar çok sevmiş ki küçük balığı hiç ağlayamamış, hiç belli edememiş.
Ama günler geçtikçe kız hastalanmaya başlamış. Rengi solmuş. Halsiz kalmış. Kimse ne olduğunu anlayamamış.
Ama kimse bilememiş, içine akıttığı gözyaşlarının kendisini zehirlediğini. Asıl ağlarken daha mutlu olduğunu, zehrini böyle dışarı akıttığını kimse öğrenememiş. Ondan geriye kalan yalnızca turuncu bir balık kalmış....
Daha mı değerliydi uğruna gözyaşlarımızı sakladığımız, kendimizi zehirlemek daha mı kolay, saklanmak, kaçmak çözüm mü? Daha mı değerli turuncu balıklar? Daha mı değerli kendi hayatımızdan?
Durma ağla. Durma akıt gözyaşlarını. Dök içindekileri, bırak gitsin gidenler. Bırak ölsün balıklar, bırak kırılsın kavanoz. Elbet bir balık var gözyaşlarında canlanacak, elbet bir kavanoz var gözyaşlarından kırılmayacak. Elbet bir balık var seni ağlatmayacak, gözyaşlarını dindirecek, senin sesinle konuşacak.
Gözyaşlarında bir sorun yok. Kapında bile olsa, tek mesele yanlış balık, yanlış kavanoz. Ya da yanlış zaman yanlış insan...

Hayatın Kendisi:=(

Hatıralar hiç silinmiyor.. Hiç silemediğim gözlerin gibi..Yaşadıklarımız an be an aklımda, ne de güzel anlaşıyorduk, ne de çok uyumluyduk..
Bir saray kurmuştuk düşten, masallarda bile olmayan, kurulmuştuk tahtına..
Gözlerin yakıyor, ellerin eritiyordu ellerimi.. Fizik kurallarına isyan ediyordum seninle..
Seni sevdiğimi söylüyordum sen uyurken bile..
Güne seninle başlamak, varolduğunu bilmek ne kadar güzeldi..
Ve birgün bana; 'Bundan sonraki hayatında yokum' dedin..
Gitmiştin.. Ruh yoktu.. Sensizlik bile yoktu.. Bir beden kaldı.. Bomboş oldum.. Yığıldım öyle hacimsizliğine..
Unutursun dedin, böylesi daha iyi dedin.. Üzülme dedin
Ben sahilde bastığımız kumlar gibiydim, sen benim denizimdin, aşkımız bir kumdan kale
Bir dalga oldun vurdun.. Her yana dağıldım.. Denizime karıştım.. Nefessiz kaldım..
Şimdi ise boşluğundayım, senli sensizliklerindeyim..
Uyumaya korkuyorum, rüyalarımda hep gidişin..
Uyanmaya korkuyorum, boşluğuna uyandırılıyorum hep..
Saatim yokluğunu özlemin geceye ayarlı..
Canım yanıyor, içim acıyor, gözlerim kanıyor..
Nereye baksam seni görüyorum, hiçbir şey bana tat vermiyor..
Böylesi daha iyi olmuyor..
Sen gittin; kalbimi, umutlarımı, mutluluklarımı da götürdün beraberinde..
Ama kilitli kaldın bende..
Sen gittin; gözlerin kaldı bende..
Umutsuz yaşar mı insan!?
Ben hala yaşıyorum..
Kan dolaşıyor hala damarlarımda..
Dönmeyeceğini bile bile, seni içimde yaşatarak, gözyaşlarıma sığınarak, sana uyuyarak, sana uyanarak, sana dokunamasam da hissederek, sevgimi kararmış ruhumda bir meşale gibi tutarak yaşıyorum..
her şeyi mi dönmeyişine adayarak, parçalara bölünerek, günde bin defa ölerek, ölüp ölüp dirilerek yaşıyorum..
Adın dilimdeki tek zikir, gözlerin sürüldüğüm tek şehir, sevgin içimde akan tek nehir..
Bu gece de canımdan bir parça koparıp bağlıyorum yokluğunun ağacına..
YETİŞEMEDİM
Uzanamayacağım bir yükseklikteydi umutlarım ..
Bunu, elim umutlarıma dokunduğunda anladım,
Parmak uçlarımla değdiğimde..
Ayaklarımın ucuna basarak,
Sadece yardım etsinler diye...
Üzüldüm...
Biraz ağladım
veya ağladığımı sandım o boşlukta ...
Hiçbir şey olmamış gibi davrandım.
Benim boyuma göre, fazla yüksekteydi hayallerim..
İlk önce yetişmeye çalıştım tüm gücümle,

Sonra her şeyi birden bıraktım...

Hayatın kendisi bu
İçinde herşey varmış
Yollar ayrılıyormuş
Deli gibi sevsende
İçimden bir ses diyorki;
sabret
Sonu gelecek bu
yalnızlığın
Bütün aynalar gülecek
elbet... 

Gülümse inat uğruna:=)

 

Aşk Acısı:=(

Aşk, insanoğlunun hissettiği en güzel duygu... Onunla beraberken çok mutlu ve huzurlusunuz... Ama ne yazık ki, aşkınız sonsuza kadar devam edemiyor...

FIRTINALI başlayan aşklar kasırgayla sona erebilir. Ama işler umduğunuz gibi gitmeyebilir. Onunla yaşadığınız unutulmaz anlar sizin için bir kabusa dönüşebilir. Bu durumda yaşanan güzelliklerin ardından her şeyin bittiğine inanmak elbette ki çok zor.

Fakat bu zor dönemi aşmanın da yolları var. Yeter ki kendinizi iyi hissetmekten alıkoymayın. Unutmayın kendinizi harap ederek hiçbir yere varamazsınız. Uzmanlar, bu zor dönemi en iyi şekilde atlatmanız için şunları öneriyor:

* Sosyal yaşamdan kopmayın. Bu dönemde yalnız kalmak isteyebilirsiniz, ancak yalnızlık, kendinizi iyi hissetmenizi sağlamayacak, sizi daha çok yıpratacaktır.

Aileniz ve arkadaşlarınızla daha çok zaman geçirin, belki de onları uzun zamandır ihmal ediyordunuz.

* Onunla beraberken yapmak isteyip de yapamadığınız şeyleri yapın. Size, onu hatırlatacak şeyleri ortadan kaldırın.

* İmkanınız varsa kendinize yakın hissettiğiniz biriyle küçük bir tatil yapın. Kafanızı toplamanız için faydalı olur.

* Küçük şeylerden zevk almaya çalışın, mutlu olmak sizin elinizde. Güçlü olun ve onun sizi hak etmediğini düşünün.

* Tüm bunların ardından, kendinizi asla yeniden aşık olmaya zorlamayın.

* Sizi en mutlu eden şeyleri yeniden düşünün, o olmadan önce neler yapardınız şöyle bir sayın.

* Tüm bunlara rağmen içinde bulunduğunuz zor durumdan kendinizi bir türlü kurtaramıyorsanız, mutlaka bir psikoloğa başvurmalısınız.

SON 50 YILIN YLIN FOTOĞRAFI SEÇİLMİŞ RESİMLER İBRET ALINACAK:=(

insanlık dramının fotoğraflardaki görüntüsü...
Milliyet'in yayımladığı son 50 yıl boyunca yılın fotoğrafı seçilen fotoğrafların listesi... 


1956 Helmuth Pirath, Almanya.
İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler Birliği'ne esir düşmüş bir Alman yıllar sonra kızıyla buluşuyor.

1957 Douglas Martin, ABD.
ABD'de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding Lisesi'ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts'ın okuldaki ilk günü. Tacizlere sadece 4 gün dayanabilmişti.
1958 Stanislav Tereba, Çekoslovakya
Sparta Prag ve Bratislava arasındaki şampiyonluk maçından bir kare. Fotoğrafçı bu kareyi çektiğinde henüz 20'sindeydi.

1960 Yasushi Nagao, Japonya
12 Ocak 1960. Sağcı öğrenci, Japon Sosyalist Parti lideri Asanuma'yı öldürmeden saliseler önce...
1962 Héctor Rondón Lovera, Venezuella
Sniper tarafından vurulan bir asker son anlarında papaza tutunuyor...

1963 Malcolm W. Browne, ABD
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı.


1964 Donald McCullin, İngiltere
Kıbrıs'ta bir Türk kadın Rumlar tarafından öldürülen kocasının yasını tutuyor. Olaydan çok etkilenen İngiliz McCullin, olaya fotoğrafçı gözüyle baktığı ve bir sosyal görevli gibi yardım edemediği için suçluluk duyduğunu itiraf ediyor.

1965 Kyoichi Sawada, Japonya
Güney Vietnam'da anne ve çocukları ABD bombalarından kaçmak için nehri geçmeye çalışıyor.



1966 Kyoichi Sawada, Japonya
ABD birlikleri Güney Vietnam'da Vietkong'lu ölü bir askeri sürüklerken... Ödülü 2 yıl üstüste kazanan Japon fotoğrafçı Swada'yı, tanık olduğu görüntüler onu o kadar yıprattı ki aldığı ödüllere hiç sevinemedi. Kamboçya'da bir görevdeyken 1970'de öldürüldü.



1967 Co Rentmeester, Hollanda
1967 Güney Vietnam. M48 tipi bir tankın komutanı objektiflere takıldı. Bu ödülü kazanan ilk Hollandalı olan Rentmeester, ödüllü fotoğrafı olağanüstü sıcak bir tankın üzerine uzanarak çekti.




1968 Eddie Adams, ABD
1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...

1969 Hanns-Jörg Anders, Almanya
Anders, Kuzey İrlanda'da bir Katolik genci, İngiliz güçleriyle çatışmanın sürdüğü sıcak anlarda fotoğrafladı. Fotoğrafçı gözyaşartıcı bombanın etkisine girmeden sadece 2 kez deklanşöre basabildi.

1971 Wolfgang Peter Geller, Almanya
Batı Almanya'da polis ve banka soyguncuları arasındaki çatışma.


1972 Ut Cong Huynh, Vietnam
Güney Vietnam uçakları yanlışlıkla napalm bombasını bir köyün ortasına düşürdü. Fotoğrafçı (şimdilerde herkesin tanıdığı) küçük kızın yanan kıyafetlerini "Çok sıcak" diye bağırarak üzerinden atmasını unutamadığını açıkladı.
 

1973 Fotoğrafı kimin çektiği bilinmiyor.
Şili'de demokratik seçimle gelen Başkan Salvador Allende'nin askeri darbe sırasında ölümünden birkaç saniye öncesi. Fotoğrafı çeken kişinin "kişisel güvenliği" için adının açıklanmasını istemediği sanılıyor.



1974 Ovie Carter, ABD
Nijerya'da kuraklık kurbanları...



1975 Stanley Forman, ABD
Boston'da bir kadın ve bir kız apartmanın yangın merdiveninin çökmesiyle düşmeye başlıyorlar. Bu fotoğraf yılarca güvenlik kampanyalarında kullanıldı.

1976 Françoise Demulder, Fransa
1976 Beyrutu'nda Filistinli mülteciler... Demulder ödülü kazanan ilk kadın fotoğrafçı oldu.



1977 Leslie Hammond, Güney Afrika
Güney Afrika'da evlerinin yıkılmasını protesto eden halka polis gözyaşartıcı bombayla yanıt veriyor. Gözyaşartıcı bomba etkisini yakından hisseden Hammond, sadece birkaç poz çekebiliyor.




1978 Sadayuki Mikami, Japonya
Ödüllü fotoğraf, Tokyo'da Narita havaalanının inşaasına karşı yapılan protestolar sırasında çekildi.




1979 David Burnett, ABD
Tayland'daki mülteci kampında yemek dağıtılmasını bekleyen Kamboçyalı anne, bebeğini korumaya çalışıyor.


1980 Michael Wells, İngiltere
Uganda'da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk ve bir misyoner.


1981 Manuel Pérez Barriopedro, İspanya
Ödüllü kare, Albay Molina ve askeri polisin İspanya Parlamentosu'nu rehin aldığı 23 Şubat 1981'de çekildi. Rutin bir parlamento günü yaşayacağını zanneden İspanyol fotoğrafçı filmleri ayakkabısında sakladı.

1982 Robin Moyer, ABD
Beyrut'taki kamplarda katledilen Filistinli mülteciler... ABD'li Moyer, dayanılmaz koku arasında fotoğrafları çekmeye çalışırken İsrailli askerlerin şakalaştığını duyuyordu. Katiller hiç bir zaman yargı karşısına çıkmadı.


1983 Mustafa Bozdemir, Türkiye
30 Ekim 1983'te Koyunören'de meydana gelen depremde, Türk annenin 5 çocuğunun ölüsünü gördüğün andaki tepkisi yürekleri parçaladı.



1984 Pablo Bartholomew, Hindistan
Hindistan'da Union Carbide adlı ABD şirketinin kimyasal madde fabrikasından sızan zehirli gazlar, binlerce kişinin ölmesine ve sakat kalmasına yol açtı.



1986 Alon Reininger, ABD
ABD'li Ken Meeks'in cildi AIDS'e bağlı bir hastalıktan ötürü yaralarla kaplandı.

1987 Anthony Suau, ABD
Güney Kore'de bir anne, Başkanlık seçiminde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla katıldığı gösteride tutuklanan oğlu için özür ve af diliyor.


1988 David Turnley, ABD
Boris Abgarzian, Ermenistan'daki depremde ölen 17 yaşındaki oğlu için ağlıyor.

1990 Georges Merillon, Fransa
Yugoslavya'nın Kosova'nın özerkliğini kaldırma kararının protesto edildiği gösteride ölen 27 yaşındaki Elshani Nashim'in evinde acı ve yas vardı... 


1991 David Turnley, ABD
ABD'li Çavuş Kozakiewicz, Körfez Savaşı'nda dost ateşi sonucu ölen en iyi arkadaşı Andy Alaniz'in ardından gözyaşlarını tutamıyor.



1992 James Nachtwey, ABD
Somali'de bir anne, kıtlık sonucu ölen çocuğunun cansız bedenini kaldırıyor



1993 Larry Towell, Kanada
Gazze Şeridi'ndeki Filistinli çocuklar oyuncak tabancalarıyla...




1994 James Nachtwey, ABD
Ruanda'da bu adam Tutsi isyancılarıyla konuştuğu gerekçesiyle askerler tarafından bu hale getirildi.



1995 Lucian Perkins, ABD
Çeçen savaşçılarla Rus ordusu arasında kalan Çeçen mülteciler otobüsle Grozni'ye yol alıyor. Otobüsün arka camından bakan çocuk ise tüm bu olanları sembolize etmek ister gibi...



1996 Francesco Zizola, İtalya
Angola'daki iç savaşta öldürülen ve şok içinde yaşayan küçük çocuklar...



1997 Hocine, Cezayir
Cezayir'de bir kadın ölü ve yaralıların getirildiği hastane kapısında ağlarken...



1998 Dayna Smith, ABD
Kosova'ya Özgürlük Ordusu savaşçısı olan kocasının öldürülmesinin ardından akraba ve dostları cenazede acılı kadını rahatlatmaya çalışıyor.



1999 Claus Bjørn Larsen, Danimarka
Yaralı Arnavut, mültecilerin yaşadığı sokaklarda bandajlar içinde yürüyor.



2000 Lara Jo Regan, ABD
ABD'deki kaçak yaşayan göçmen Meksikalıların bir günü...




2001 Erik Refner, Danimarka
Pakistan'daki kampa hayata veda eden bir Afgan mülteci çocuk cenazesi için hazırlanıyor.



2002 Eric Grigorian, ABD
İran'da asker ve köylüler, depremde ölen kurbanlar için mezar kazıyorlar. Bir çocuk ise ölen babasının pantolonuna sıkı sıkı sarılmış, yanıbaşındaki boşluğa babasının gömülmesini bekliyor.



2003 Jean-Marc Bouju, Fransa
Iraklı adam, savaş esirlerinin tutulduğu bölgede çocuğunu rahatlatmaya çalışıyor.



2004 Arko Datta, Hindistan
Hint kadın, tsunami faciasında ölen yakını için ağlıyor... 
NOT:Görüldüüğü gibi son elli yıl facialarla dolu:=(Allah sonumuzu hayra yorsun:=(

Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız
Image Hosted by ImageShack.us
TopOfBlogs
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
·±‡İçİmİzDeKi KaRaNlIk!‡±
Bloggum'u nasıl buldunuz????

Güzel!!!
Güzel Değil!!!
Bence Süper!!
Daha İyisini Yapabilirsin!!
Şahane!!
Tam Gohic Blog'u!!
Çok Korkunç Yaaa.=)
Benim Bloggumdan güzel!!
Tek Kelime İle Mükemmel:=)


Şu Andaki Durum
.
Image Hosted by ImageShack.us
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page