Ayrılık Acısı Nasıl Geçer?
|
|

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa
±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±
|
|
annem aldı büyüttü beni
sonradan çıktım sokaklara
evim sokaklar oldu
gözlerimle göremediklerimi
kalbimle gördüm
kulaklarımla işitemediklerimi
ruhumda işittim
annem aldı büyüttü beni
korkular diyarına gönderdi
bır çocuktum büyüdüm
erkek oldum, özgür oldum
sonradan gürdüm korktum
annem aldı büyüttü beni
karanlıklar ülkesine gönderdi
karanlıkta kaldım
korktum, korkutuldum
sonradan görmeye başladım
ve sonradan duymaya basladım
duygularımı anlatamadım
korktuklarımdan kaçamadım
annem aldı büyüttü beni
sonradan öldürdü
ruhumda canbuldum ve
ruhumu sattım şeytana
sonradan oldum böle
sonradan olanlardanım ben
sonradan ölenlerden
ve sonradan dirilenlerden
alıntı.yada diğer isimle çalıntı:=)
Aşk acısı çekiyorsanız yada karşılıksız bir sevdaya düşmüş iseniz kurtulmanız imkansız değildir. Sadece biraz çaba sarfetmeniz gerekir. Yapmanız gerekenlerden bazılarını aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz.
“Çoktan unuturdum seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun”
“bir rüyadır gelir geçer
her aşk bir gün hayal olur
unutulmaz denen günler
unutulur unutulur..”
Not:hertürlü.org'dan alıntıdır..
Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, `artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim` diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...
|
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
Hindistan`da Ganj Nehri`nin kıyısında yakılan yoksul adamın
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
Aşk çok eski bir şeydir sevgili.
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda
Birazdan sabah olacak...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... not:Bu güzel şiir için sevgili arkadaşım boracem'e teşekkürleri bir borç bilirim.. |
Ne günler görüyor insan,nelere dayanıyor gönül...Demek ki gücümüz var dayanacak ve demek ki hak ediyoruz bütün bu olanları...Bir el en büyük darbeyi en sevdiklerimiz aracılığıyla vuruyorsa bize,bin nasihatten öte bir musibet buluyoruz.Sevdiğimizi sandıkça yanıldık...Aldık payımızı düşeni,uslandık...Ve içimizdeki acıyı temizlemek için su değil gözyaşı kullandık!!!
Zamanın birinde kız varmış. Sürekli ağlayan. Gözünden gözyaşı hiç eksik olmazmış. Ne derdi ne sıkıntısı varmış ama ağlarmış işte. Kimse nedendir bilmezmiş.
Bir gün kapı çalmış. Ama kapıda kimsecikler yokmuş. Kapının önünde yalnızca bir kavanoz. Etrafa bakınmış kimseyi görememiş. Almış içeri kavanozu. Gözleri yaşlı açmış kapağını. İçinde turuncu bir balık görmüş. Tam o sırada gözlerinden bir damla gözyaşı damlamış kavanoza. Balık birden kıpırdanmaya başlamış. Daracık kavanozun içinde oradan oraya dönmüş durmuş. Kız anlam vermemiş neler olduğuna. Daha çok ağlamaya başlamış. Üzülmüş balığın haline. Ağladıkça damlalar kavanoza dökülmüş. Balığın rengi morarmaya başlamış. Sonra anlamış gözyaşlarının küçük balığı zehirlediğini. Hemen gidip suyu değiştirmiş. Balık tekrar canlanmış eski haline geri dönmüş.
Aradan günler geçmiş. Kız balığına şarkılar söylemiş durmadan. Dertleşmiş derdini anlatmış. Balık dinlemiş. Ama ağlamamış hiç. Balığım ölmesin diye. İçine akıtmış gözyaşlarını. O kadar çok sevmiş ki küçük balığı hiç ağlayamamış, hiç belli edememiş.
Ama günler geçtikçe kız hastalanmaya başlamış. Rengi solmuş. Halsiz kalmış. Kimse ne olduğunu anlayamamış.
Ama kimse bilememiş, içine akıttığı gözyaşlarının kendisini zehirlediğini. Asıl ağlarken daha mutlu olduğunu, zehrini böyle dışarı akıttığını kimse öğrenememiş. Ondan geriye kalan yalnızca turuncu bir balık kalmış....
Daha mı değerliydi uğruna gözyaşlarımızı sakladığımız, kendimizi zehirlemek daha mı kolay, saklanmak, kaçmak çözüm mü? Daha mı değerli turuncu balıklar? Daha mı değerli kendi hayatımızdan?
Durma ağla. Durma akıt gözyaşlarını. Dök içindekileri, bırak gitsin gidenler. Bırak ölsün balıklar, bırak kırılsın kavanoz. Elbet bir balık var gözyaşlarında canlanacak, elbet bir kavanoz var gözyaşlarından kırılmayacak. Elbet bir balık var seni ağlatmayacak, gözyaşlarını dindirecek, senin sesinle konuşacak.
Gözyaşlarında bir sorun yok. Kapında bile olsa, tek mesele yanlış balık, yanlış kavanoz. Ya da yanlış zaman yanlış insan...
Hatıralar hiç silinmiyor.. Hiç silemediğim gözlerin gibi..Yaşadıklarımız an be an aklımda, ne de güzel anlaşıyorduk, ne de çok uyumluyduk..
Bir saray kurmuştuk düşten, masallarda bile olmayan, kurulmuştuk tahtına..
Gözlerin yakıyor, ellerin eritiyordu ellerimi.. Fizik kurallarına isyan ediyordum seninle..
Seni sevdiğimi söylüyordum sen uyurken bile..
Güne seninle başlamak, varolduğunu bilmek ne kadar güzeldi..
Ve birgün bana; 'Bundan sonraki hayatında yokum' dedin..
Gitmiştin.. Ruh yoktu.. Sensizlik bile yoktu.. Bir beden kaldı.. Bomboş oldum.. Yığıldım öyle hacimsizliğine..
Unutursun dedin, böylesi daha iyi dedin.. Üzülme dedin
Ben sahilde bastığımız kumlar gibiydim, sen benim denizimdin, aşkımız bir kumdan kale
Bir dalga oldun vurdun.. Her yana dağıldım.. Denizime karıştım.. Nefessiz kaldım..
Şimdi ise boşluğundayım, senli sensizliklerindeyim..
Uyumaya korkuyorum, rüyalarımda hep gidişin..
Uyanmaya korkuyorum, boşluğuna uyandırılıyorum hep..
Saatim yokluğunu özlemin geceye ayarlı..
Canım yanıyor, içim acıyor, gözlerim kanıyor..
Nereye baksam seni görüyorum, hiçbir şey bana tat vermiyor..
Böylesi daha iyi olmuyor..
Sen gittin; kalbimi, umutlarımı, mutluluklarımı da götürdün beraberinde..
Ama kilitli kaldın bende..
Sen gittin; gözlerin kaldı bende..
Umutsuz yaşar mı insan!?
Ben hala yaşıyorum..
Kan dolaşıyor hala damarlarımda..
Dönmeyeceğini bile bile, seni içimde yaşatarak, gözyaşlarıma sığınarak, sana uyuyarak, sana uyanarak, sana dokunamasam da hissederek, sevgimi kararmış ruhumda bir meşale gibi tutarak yaşıyorum..
her şeyi mi dönmeyişine adayarak, parçalara bölünerek, günde bin defa ölerek, ölüp ölüp dirilerek yaşıyorum..
Adın dilimdeki tek zikir, gözlerin sürüldüğüm tek şehir, sevgin içimde akan tek nehir..
Bu gece de canımdan bir parça koparıp bağlıyorum yokluğunun ağacına..
YETİŞEMEDİM
Uzanamayacağım bir yükseklikteydi umutlarım ..
Bunu, elim umutlarıma dokunduğunda anladım,
Parmak uçlarımla değdiğimde..
Ayaklarımın ucuna basarak,
Sadece yardım etsinler diye...
Üzüldüm...
Biraz ağladım
veya ağladığımı sandım o boşlukta ...
Hiçbir şey olmamış gibi davrandım.
Benim boyuma göre, fazla yüksekteydi hayallerim..
İlk önce yetişmeye çalıştım tüm gücümle,
Sonra her şeyi birden bıraktım...
Hayatın kendisi bu
İçinde herşey varmış
Yollar ayrılıyormuş
Deli gibi sevsende
İçimden bir ses diyorki;
sabret
Sonu gelecek bu
yalnızlığın
Bütün aynalar gülecek
elbet...
