| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

14 "anne" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"anne" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

YA ANNESİZLER GÜNÜ:=(

Yedisinde Annesiz Ceylan'a,


Cellatların kolları arasında giyotine, ölüme götürülen annem döndü, bana baktı. Son anlarında, son bir söz söylemek için değildi bu bakış. Uzun uzun süzdü beni. Ölümünden önce ağzından dökülen son kelimeleri şu sözlerdi:

Oğlum, hırkanı giymemişsin… Üşüteceksin!



Sanmayın ki yaşamaktan çok hatıralarımla kavgalıyım. Çingenelerin her köşeye tezgâh açtığı bir anneler gününden artakalmış kederimin cilveleşmesi bu satırlar. Para için yatağa girmiş beden tacirlerinin, koynunda sinek olsa ona bile koca sıfatını yakıştıranların gösterdiği bir cilve bu. Birkaç dakika sonra kimsenin kimseyi tanımayacağı, ama nikotinden sararmış dişlerden dökülen pörsümüş sırnaşmalara benziyor cilveleşmem…

Babamı, birini ölüme uğurlayışı oyuncağını kaybetmek sanan bir yaşta kaybettim ben. Yani kimseye, küçük bir sandalın omuzlarına muazzam yükler yüklemeyi anımsatan nasihat imkânı veremediğim bir yaşta. Çünkü ölüm, küçük cüssemin içinde ancak uzak kentlere arada bir gelmek üzere yola çıkanların serüvenini çağrıştırıyordu. Gidecek ve bir zaman sonra kocaman özlemlerle geri dönecekti. Elinde türlü oyuncaklar… Bilmem, belki de babamın bir oyuncakçı dükkanına dönüşeceğini düşünerek çok da sendelemedim. Ama bu serüvenin gerçek olmadığını, yıllar içinde kafama vurulan yokluk balyozuyla hayat bana hep anlattı. Başıma vurulan bu her darbe, artık geride yetimini korumaktan başka vazifelerini ve umutlarını bağrına gömen annemin dizinin dibinden ayrılmamama neden oluyordu. Bayatlamış ekmek kokusuna hasret duyar gibi onu kaybetmekten çok korkar olmuştum. Öyle korkularım oluşmaya başlamıştı ki, başı ağrısa öleceğini sandığım anneme ecza dolabında ne kadar ilaç varsa, annem kaşlarını azarıyla birlikte çatsa da ona bu ilaçları içmeyi ikna etmeye çalışacak kadar. Yeter ki ecza dolabında bir ecza göreyim. Aspirin, penisilin, öksürük şurubu, antibiyotik…

Büyümek çoğu zaman ayrılmayı ifade ediyordu bulunduğumuz yerde. Hayat temaşasının size verdiği vazifeleri yerine getirmek için ya sanayide araba tamircisi, marangoz kalfası, terzi yamağı olacaktınız, ya da bir fakülteye büyük adam edasıyla adımınızı atacaktınız. İçimde aşk çocuklarının hüznü vardı, gidiyordum. Uzaklara gidiyordum. Uzak ve bilinmedik yerlere. Peşine düşeceğim zenginliği bulmak, hatırı sayılır bir insana dönüşmek, camekânda sergilenmek için. Ergenliğimle beraber annemin yıllarca boynuma özenle yerleştirdiği kravatları artık kendi ellerimle bağlayacak yahut bu zanaatı bir hayat arkadaşına teslim edecektim. Teslim etmek sorun değildi de annemden ayrılırken kazanacaklarımdan çok kaybettiklerim yüzüme çarpılınca, bana miras kalan onu her hatırladığımda bundan böyle uyuşacak kollarım olacaktı. Henüz kapımı dönme vakti çalmadan haysiyetli yaralarıyla ve sancılarıyla dimdik ayakta duran annemin hasta olduğu haberi gelmişti. Hastaneye kaldırılmış.

Zelzele sonrasında yerle bir olmuş korunağın molozları altında bizden olanı buluruz diye kimseye söylemeye cesaret edemeden içinde yaşattığımız beklentiyi bulma karmaşası kaplamıştı tüm benliğimi. Bir kunduz gibi toprağı eşelercesine hastane koridorlarında koşuyordum. Hangi oda numarasının hangi rakamla yazıldığını fark edemeyecek bir şaşkınlık, dünyayı ben ve başkaları diye ikiye ayıran bir bencillikle. Nefes nefese kalmamı bile gizleyerek koştum yatağında bir çocuk masumiyetiyle uzanmış yatan annemin kollarına. Ne güzel kucağı olur annelerin. Cehennem ateşi kadar büyük, cennetin nuru kadar parlak. Odada bulunan refakatçilere “ benim oğlum” derken duyduğu gururu anlatamam. Hangimiz layığız ki bu koca merhamete?

Kaç saat onu dinlemeden oturduğumu bilmiyorum. Annemi dinleyemiyordum çünkü, başı ağrısa ecza dolabını bile yutmasına çalıştığım annem kendi anlamasa da, ya da biz üzülmeyelim diye hislerini belirtmese de amansız bir çaresizliğin içinde gibiydi. Sebebi bilinmeyen uzun uzun öksürükleri, hızla verdiği kiloları, içine çökmüş yanağı ele veriyordu bu yaman hali. Okuduğum tüm kitaplar, dinlediğim tüm ölümcül hastalıklar hastalığın ne olduğunu az çok tahmin etmeme iltimas etse de doktoru ilk gördüğümde çaresizce “ince hastalık” mı? Demekten alıkoyamıyordum kendimi. İnsan nasıl da yakıştıramıyor kanseri annesine. Doktor da yakıştıramamış olacak ki tam tekmil başka bir hastaneye yolluyordu bizi ertesi sabah… Bir de onlar baksın.

Ertesi gün, hiç uyumadığım gecenin sabahında sanki hiçbir şey yokmuş gibi annemi alıp tam donanımlı hastaneye götürmek için yola koyulduk. Yol boyunca yapmadığım şaklabanlık kalmamıştı. Epeydir duymadığım azarını uzun süre bana sabrettikten sonra yapsa da artık bunun son azarlamaları olacağını hissediyordum. Gün olur ki arsızlığın için de umutsuzluk da yer bulur. Azarlarını özleyeceğim annem hastaneye de gidiyordu, annem elden de gidiyordu. Avuçlarımdan damlayan tedirgin terler akıtamadığım göz yaşlarımdı. Demek avuç içleri de ağlarmış. Annem ise büyük bir tevekkülle arabanın içinde öylece oturuyordu. Çaresiz kalınca mı büyür tevekkül yoksa? Yoksa nedir bu annemdeki sükûnet?

Hastane kocaman, yaralarım kocaman, fütur kocaman. Bizi bekleyen doktoru bir müddet bekledikten sonra odasında bulmaca çözerken bulduk. İşte o zaman hayatın bulmaca çözmekle, ölümü beklemek arasındaki çığlıkların ortasında olduğunu biraz daha anladım. Kalbim sıkışıyor, yüzüm gülüyor, az sonra dile getirilerek resmiyete kavuşacak hastalığın adını öğrenmeye yaklaşıyorduk. Bulmacayı ve kahvede bulmaca çözenlerin kaleminden daha pahalı olan kalemini kenara bırakan hekim bey yüzümüze, röntgen filmine, anneme, bana, boşluğa sırayla bakıyordu. Doktorun hastam dediği, benim annem olanın dışarı çıkması gerektiğini söylüyordu. Sonra da üç beş günlük ömrü kaldığını söylediği annemin hastalığını. Akciğer CA.

Tam on dört gün sürdü bu inançsızlık, inanç, kalabalık, bekleyiş. On dört gün boyunca her an ölümün beklediğim annemi her gün biraz daha yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek, yitirmek. Koridora çıkınca her defasında hıçkırıklara boğulmakla odasına girince aptal aptal gülümseyerek geçti bu on dört gün. On dört gün, on dört zaman, sene, yıl, ay, saniye, dakika, hafta.

Babamın ölümünü siyah beyaz hatırlıyorum. Annemin ölümü ise tören eşliğinde oldu. Kollarımın yarısını bu on dört gün içinde yitirdim. Kalanıysa zaten kötürüm.

Çingenelerin her köşeye tezgah kurduğu bir anneler gününden artakalmış kederimle yazmıyorum aslında. Zaten bu keder böğrümde halayını eksik etmiyor.

Kutlamayın artık şu anneler gününü. Annesizler her sene bir gün daha az yaşıyor.


Bülent Parlak

Kaynak: Sevdimseni.net'ten alıntıdır..

Annesizlere:=(

Yarın için şimdiden şiir yayımladım ne güzel:=)Güzel şiir şairi tebrik ederim güzel anlatmış annesizliği.. 

Bu gün armağan olsun!
tüm annesizlere;
en vefasızlarına bile,
bırakıp da gittiği için;
dünyanın tüm güzelliklerine.
Bu gün Anneler Günü:
Karşıma alıp konuştum,
anlattım dertlerimi
siyah beyaz resimlerine...
Karşılık verdin,
tüm öpüşlerime...
Beyaz kağıtlara sarıp
tek tek dağıttım;
Ne güzel yakıştı gülücüklerin
akide şekerlerine...
Anam!
Ağladım sana
resmini ters çevirip.
Gerçi yine anlardın,
içlenirdin üzüldüğüme...
Büyüdü torunların:
Hiç sormuyorlar!
Neden gelmediğini...
Çok emek vermiştin oğluma;
Paylaşırdın,
kuru yavan ekmeşini bile..
Sana çekmiş Anam,
duy da rahat uyu!
Emeklerinin ve dualarının
boşa gitmediğine...
Parmaklarımı dolaştırdım,
nem vardı;
avucuma dökülmüş gözlerinde.
Sen bana bakma Anam!
Gülümse yine..!
Aldırma! benim,
bu,sulu gözlerime...

 

Ahmet Özsoy

 
 

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Kaynak:http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=30447&siir=694687

Anne,işin bitince beni sever misin?

Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
"Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"

"Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."

Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.

Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?

Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.

"Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.

"Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."

Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır

"Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

"Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor."

"Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."
Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken...

"Anneciğim sen yorulma diye..."

"Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."
"Hani siz yoruluyorsunuz ya..."
"Eeee...."

"Ben de oynamaktan yoruluyorum."
"Ne yapayım?"
"Bilmem..."

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.

Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

"Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

"bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı.
Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden.
Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
"Işin bitince beni sever misin anne?" dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

Annem aLdı BüyüTTüü Beni:=(

annem aldı büyüttü beni

sonradan çıktım sokaklara

evim sokaklar oldu

gözlerimle göremediklerimi

kalbimle gördüm

kulaklarımla işitemediklerimi

ruhumda işittim

annem aldı büyüttü beni

korkular diyarına gönderdi

bır çocuktum büyüdüm

erkek oldum, özgür oldum

sonradan gürdüm korktum

annem aldı büyüttü beni

karanlıklar ülkesine gönderdi

karanlıkta kaldım

korktum, korkutuldum

sonradan görmeye başladım

ve sonradan duymaya basladım

duygularımı anlatamadım

korktuklarımdan kaçamadım

annem aldı büyüttü beni

sonradan öldürdü

ruhumda canbuldum ve

ruhumu sattım şeytana

sonradan oldum böle

sonradan olanlardanım ben

sonradan ölenlerden

ve sonradan dirilenlerden

alıntı.yada diğer isimle çalıntı:=)

Maske

Anne!Hani nerede mutlu kız maskem?Bulamıyorum...Oysa dün gece masamın üzerinde duruyordu ben hıçkırıklara boğulurken.Onu bulamazsam nasıl çıkarım insan içine kızarmış gözlerim ve ıslak yüzümle?Takmam lazım onu, çabuk bulalım gelmek üzere okul servisim...Sendemi bulamadın?Ne yapalım, böyle gitmek zorundayım okula maskemi bulana kadar...Zaten yıllardır taktığım için alıştım artık polyannacılık oynamaya.Fark etmez her şekilde memnunum hayatımdan.Memnun olmaya mecburum...Ve zaten ben hayatımı mecburluklar yüzünden yaşıyorum...

Anne bu gece yüreğine sığınabilirmiyim?


Ellerime baktım
Hala yumuşak ve kar beyazı.
Ne değişmişti?
Annem derdi ellerime dokunup; ‘yumuşak bir kalp, her sabah beyaz yağmurlarda yıkanan bir masumluk…

Söylesene annem ne değişti.
Sen diyordun yüreği güzel olanlar mutlu yaşarlar diye.
Yoksa kötü müydüm ben annem.
Mutlu değilim be annem.

Her gece yıldızları yorgan gibi üstüme örtüp gecenin soğuk sularında boğuluyorum. Haberin var mı annem? Alfabemi değiştirdim ben bütün tapularımı yıkıp. Artık sesli, gökyüzünü delen kelimelerim yok benim. Anlamsız, nedensiz, öksüz kendi kendilerine küsmüş harflerim var…

Annem bir avuç sevgiye ihtiyacım var
Mevsimlerimi yakıyorum her gece ruhumun ağlayışına. Ne kış var hayatımda ne yaz…
Öyle soluk, öyle boğuk…
Gülüşlerimi anlamlı cümlelerimle yolcu ettim. Sevinçlerim arkalarından ağıt yaktılar. Ağlama ne olur anne yakma canımı. Gözyaşlarımı yalnızlığıma bağışladım ağlayamam da seninle.

Yarım kalmış öykülerden geldim
Kapısı kapalı masallarda yaşadım
Bu gece ellerini saçlarımda gezdirir misin?
Bu gece kollarında uyuyabilir miyim?
Anne bu gece yüreğine sığınabilir miyim?..

Minik ßebiş Ve Annesi!!!

Sana!!!!

Göremedim sevginin sıcak yüzünü

Sevinçli günlerin yabancısıyım ben

Gülsede gözlerim anneler gününde

Gülen gözlerin yalancısıyım ben

Neler sevdiğini hiç bilemeden

Topladım dağlardan kır çiçeğini

Eğilip toprağa kabrini öptüm

Dualar yolladım duydunmu beni!!

 

Not:Bu şiirin geri kalanını hatılayamadım.Ama orta okuldayken okuduğumbir dergiden almıştım sözlerini.Mutlaka devamını yazıcağım Şimdilik aklıma gelen bu dizelerdi.Şiir muhteşem eminimki herkes sevicek.Bulimde hayırlısıyla!!!

 

Bütün Anneler'e!!!!

Burdan bütün annelerin,anne adaylarının hepsinin ANNELER GÜNÜNÜ bütün içtenliğimle kutlarım..
Annesi olmayıpta duygu seline kapılanlar için hayat birgün bitecek ve kutsal kişiyi göreceksiniz!!!Kokusu yetecek size..
Sevgiyle Kalın!!!!!!!!!!

Sİze Bİr Şİİr Annesİ Olmayan Bİrİnİn KapildiĞi Duygular !!!:=(

 
BugÜn Anneler GÜnÜ
Herkesİn Dİlİnde Ayni Şarki
Herkes EĞlenİyor
Ben HİÇ Ben HİÇ SÖyleyemeceĞİm DeĞİl Mİ Anne


BugÜn Okulda GÖmleĞİmİn DÜĞmelerİ Koptu
Babam GÜzel Dİkemİyor Olsun
Ama Okula DÜĞmelerİ Olmayan GÖmlekle Gİttİm
Sen HİÇbİr Sen HİÇbİr Zaman Dİkemeyeceksİn DeĞİl Mİ Anne


ÖĞretmenİm Dedİkİ
Velİ Toplantisina Annen Veya Baban Gelsİn Dedİ
Ben Babamin İŞİ ÇikmiŞ Dedİm
Oda Annen Gelsİn Dedİ
SÖyleyemedİm Anne ÖldÜĞÜnÜ SÖyleyemeyeceĞİm DeĞİl Mİ Anne


Yİne Gece Batiyor GÖzlerİme
Yİne GeÇ Vakİt Çarpiyor GÖzlerİme
Ben Yİne Pencerenİn BaŞindayim
Senİ Beklİyorum Anne
Ama Kİmse Gelmİyor Gelmeyecek DeĞİl Mİ Anne

Evde Tek Bİr Şemsİyem Var
Üstelİkte HİÇ Montum Yok
OgÜn Bastir YaĞmur Ve RÜzgar
Yirtildi Şemsİyem ÜstÜme DÜŞtÜ Kara KiŞ
Sen HİÇ Korumayacaksin DeĞİl Mİ Anne


Okul Çikisi Gİderken Eve
GÖrdÜm Annesİ GelmİŞ Herkesİn
Sen HİÇ Gelmeyecekmİsİn Dİye Merak Ederİm
Cevabimi Aldim Gelmeyeceksİn DeĞİlmİ Anne

Okuldakİ ArkdaŞlarimin Hepsİnİn SaÇi DÜzgÜn
Taraklarla TaranmiŞ Tokalarla ToplanmiŞ
Benİm SaÇim DarmadaĞin ÜstÜm BaŞim Yirtik
Sen HİÇ Yapmayacaksin DeĞİl Mİ Anne
ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page