| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

10 "beden" etiketi kullanan gönderi "beden" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

eLveda ruhum eLveda ..

Kimsesizliğin ortasında yıkık bir harabeyim aslında
Herkesin bir kenara ittiği kalmak istemediği bir enkaz yüreğim
Sevgi kırıntılarıyla yaşama tutunuyorum
Aşk kalıntılarını kaldırıyorlar enkaz olan yüreğimden
Yaralarımı sarmaya çalışıyorum fakat bu deprem bende öyle bir hasar yarattıki hiç bir ilaç çare olamaz yarama..
Kimse kurtarmak istemiyor beni..Haykırışlarıma karşılık gelmiyor
Hayatta kalmam için kimse elini uzatıp çıkarmıyor enkazın altından sanki herkes ölmemi beklermiş gibi..
ve Sonunda istedikleri oluyor cesedim çıkıyor enkazın altından..
ve Sonra sahte göz yaşları..
ve ßende Huzura kavuşmanın mutluluğu..

Kısa ve zor bir yolculuktu benimkisi
Kimsesiz ve yalnızdı
19 yıl beklemişti son bulmak için


Ruhum bedenimi terk ediyor
Tıpki yaşarken de terkedildiğim gibi..
Terkedilişlere alışk bu beden
eLveda Ruhum..
Alıntı....

eLveda ruhum eLveda ..

Kimsesizliğin ortasında yıkık bir harabeyim aslında
Herkesin bir kenara ittiği kalmak istemediği bir enkaz yüreğim
Sevgi kırıntılarıyla yaşama tutunuyorum
Aşk kalıntılarını kaldırıyorlar enkaz olan yüreğimden
Yaralarımı sarmaya çalışıyorum fakat bu deprem bende öyle bir hasar yarattıki
h bir ilaç çare olamaz yarama
Kimse kurtarmak istemiyor beniHaykırışlarıma karşılık gelmiyor
Hayatta kalmam için kimse elini uzatıp çıkarmıyor enkazın altından sanki herkes ölmemi beklermiş gibi
ve Sonunda istedikleri oluyor cesedim çıkıyor enkazın altından
ve Sonra sahte göz yaşları
ve ßende Huzura kavuşmanın mutluluğu

Kısa ve zor bir yolculuktu benimkisi
Kimsesiz ve yalnızdı
19 yıl beklemişti son bulmak için


Ruhum bedenimi terk ediyor
Tıpki yaşarken de terkedildiğim gibi
Terkedilişlere alışk bu beden
eLveda Ruhum

Lambalar Sönsün

Cehennemin ateşi yakar bedenimi, yok eder sevgimi
İlk günden beri haykırırım gerçeği, her yeri kaplayan nefreti
Her gün sessiz çığlıklarım inletir hücremin duvarlarını
Anılar silmeye yetmez, akan gözyaşlarımı
Ne ölüm ne de yaşam kurtuluşum olamaz
Karanlık sadece avutur, yalanları unutturmaz
Işık doğuverir gözlerime, bitkin bedenim ellerinde
Zincirlerim bana izin vermez, uzanamam sevgine
Işığın çıkartır beni kara huzurdan, bunu benden isteme
Lambalar sönsün, bırak, ruhumu karanlık kaplasın gene

Manyah.com...

 

eLveda Ruhum..

Kimsesizliğin ortasında yıkık bir harabeyim aslında
Herkesin bir kenara ittiği kalmak istemediği bir enkaz yüreğim
Sevgi kırıntılarıyla yaşama tutunuyorum
Aşk kalıntılarını kaldırıyorlar enkaz olan yüreğimden
Yaralarımı sarmaya çalışıyorum fakat bu deprem bende öyle bir hasar yarattıki hiç bir ilaç çare olamaz yarama..
Kimse kurtarmak istemiyor beni..Haykırışlarıma karşılık gelmiyor
Hayatta kalmam için kimse elini uzatıp çıkarmıyor enkazın altından sanki herkes ölmemi beklermiş gibi..
ve Sonunda istedikleri oluyor cesedim çıkıyor enkazın altından..
ve Sonra sahte göz yaşları..
ve ßende Huzura kavuşmanın mutluluğu..

Kısa ve zor bir yolculuktu benimkisi
Kimsesiz ve yalnızdı
19 yıl beklemişti son bulmak için


Ruhum bedenimi terk ediyor
Tıpki yaşarken de terkedildiğim gibi..
Terkedilişlere alışk bu beden
eLveda Ruhum..
Buda aynen:=)

Kaç ruhumuz var???

İtirazlar faydasız. Kimi zaman iftiralar, itirazlardan daha büyük kazanç getirir. İtiraflar ise boynundaki halatı bile bile kendi altındaki tabureyi kendin devirmektir.. Faydasız olduğunu bilerek itiraz ediyorum, kimse dilediğimce şarkı söyleme hakkımı elimden alamaz! Kazancına aldanarak iftira ediyorum, seni ben sevmedim, martılar sevdi! Son nefesim olacağını bilerek itiraf ediyorum, hiç bir şarkı beni kirpiklerin kadar etkileyemedi!

Hala insanlar birbirini sevebiliyorlarsa bu dünyada, ve hala çocuk kahkahaları geliyorsa kulağımıza az da olsa, bunu yıldızlara borçluyuz. Burçlardan söz etmiyorum. Işık. İnsana insanlığını hatırlatan, insana bir tutam insanlık uzatan ışık. Hala gözlerim aydınlığa bu kadar açsa, ve karanlığı kazımaya çalışıyorsam odamın duvarlarından, yıldızlara borçluyum bunu. Onlar gökyüzünde değil. Onlar gözlerde.. Bir çift yıldız göstereceğim sana, kaldır göz kapaklarını artık! Bak bana!!

Şimdilerde insanlar kendilerine yakışan renklere sığınıyor. Şimdilerde insanlar kendilerine yakışan şarkılarda barınıyor. Şimdilerde insanlar nefes almayı, özgürlükten üstün sayıyor! Şimdilerde bazı insanlar bazı insanların tırnaklarından kendilerine taht yapıyor! Şimdilerde simsiyah bir odada, bağımsızlık fikrinden uzak nefes alıyorum, tırnaklarımı tribal diyarların kralı olduğunu iddia eden bir delikanlıya verdim, arka fonda Anathema çalıyor, 'One Last Goodbye' eşliğinde ağlıyorum!

Başlangıçta insanlara olmak istediğimiz 'şey' gibi davranırız. Zamanla olduğumuz 'şey' e döneriz ister istemez. Sonunda arkalarını dönüp gitmeye niyetlendikleri an onların istedikleri 'şey' olmak gelir aklımıza.. Tanıştığımız zamanlar femme fatale tripleri giyinmiştim galiba, zamanla sahip olduğu tek şey yara kabukları olan bir genç kız olduğumu görebildin.. Sonra ardını dönüp giderken sen, arkandan seslendim, "Hey, sahip olmak isteyip de sahip olamadığın herşeye sahip olan bir 'şey'im ben..Gel!!".. Duymamıştın değil mi? Birilerine kendimi kabullendirmek için bir 'şey' olmak zorundaysam, 'hiçbirşey' olmayı tercih ederim!


Bazı kadınlar hükmetmeye bayılırlar. Bazıları hükmedilmeye. Boynuma bir tasma geçir lütfen, ve emrettiğim yere g*tür beni. Bazı kadınlar sevilmeyi severler. Bazıları sevmeyi. Ben seni seveyim, sen benim sevişimi sev, e mi? Bazı kadınlar ihanete uğrarlar. Bazıları aldatırlar. Sen yabancı bir dudakla dans et, ben bugün uzun saçlı delikanlılarla flört edeceğim. Bazı kadınlar terk edilmekten korkarlar. Bazıları terk etmeyi başaramazlar. Sen beni öylece bırakıp gittiğinde, arkandan "Sen beni bırakıp gittiğini sanıyorsun değil mi?! Aslında sen gidiyorsun, ama ben seninle gelmiyorum!" diye bağıran olacağım. Bazı kadınlar bütün kadınları içlerinde taşır. Sanırım bu yükü daha fazla kaldıramayacağım.

Gülmek ağlamaktan daha zordur bazı anlar. Bazı anlar göz kapakları bile ağır gelir insana. Zaman zaman nefes almayı kendine hatırlatması gerekir insanın. Kimi saniyeler asırlardan uzun sürer. Kimi saatler bir nefes kadar hızlı geçip giderler. Bazı gecelerde insan karanlığı göremez ama, bazı günler ışık hiç mi hiç çıkmaz ortaya. Bazen zaman kavramı kalmazı insanın, anlar birbirine karışır, zaman geçmez bir yandan, bir yandan geçmiş geleceğe dönüşür, gözlerini açmak bir işkenceyken, gülümsemeye çalıştığın anlarda gözyaşları doldurur yapay gamzeleri, ve tekrarlarsın ard arda, "Nefes al, nefes al, nefes al.."...

Verdiğim sözleri benden önce unutmaları yüzünden kendimi silik bulmam. Onca ihanetten sonra, aşağılık komplexinin başımın üstünde yeri var. Annesinden başka seveni olmayan adama nasıl yakışmasın oedipus komplexi? Ya annesine sarılıp uyurken göğüs uçları dikleşen lezbiyen kız çocuklarına, komplexsiz demek, adaletli bir yargı olabilir mi? Şehir çöplüğünde yakılen komplexlerin, küçük renkli haplarla tedavi edilebilen her türlü ruhsal felaketin, kırmızı alevler arasından yükselip simsiyah gökyüzünü kapladığını körler bile görebilir.. Duman kokusu sindi üstüme biraz, derini ödünç alabilir miyim?

Kaç ruhumuz var, kaç kimliğimiz? Kaçı ölümsüz kaçı fani? Kaçı pembe kaçı mavi? Cevaplayamadığın sorulardan utanma. Cevabı olmayan sorular üretmek de bir nevi dahiliktir. Herhangi bir yarışmada başına taç takılması güzel yapmaz seni, her halinle parlayabilmen asıl güzeldir.. Ruhumu ödünç verdim bir adama, getirmiyor geri.. Nüfus cüzdanım pembeydi, şimdi belli değil yeri. Ne tac takıldı başıma, ne parlayabildim bir hayalde. Yine de.. Dahi olmak umurmda olmadan soruyorum, kaç seviş kaldı ölümüme?

ÇALINTI:Cafe_Rock'den..

Şafak!!!

Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum wakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin wakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın...
Şafak pek uğramaz buralara...unutma!

Ruh ve ßeden

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.
Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi..
Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını fısıldıyordu kulağıma..
Korkmadım onsuz olmaktan ve belki de kavuşma ümidiydi benim ki..
Dön deme çabası..
Kırgın değilim ruhumu bedenimden ayırmayı başarana..
Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda..
İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden, ruhuna eşdeğer saydığı da olsa…
Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep..
Derin bir acı hissetmez mi insan..
Çözümü zor olan sisli sokaklarda çaresizce dolaşmaz mı?
Mecbur hisseder kendini başını alır gider, geride sadece loş hüzünler, iç sızlatan anılar, kalır..
Ne yapmalı sorusunu defalarca kendine sorar, o kadar sorar ki tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..
Sahneye çıkmak zorundadır ama..



Perde açılır... Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa, biraz aralar kendini.. Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir. Yalnızlığı önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur.. Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhun bedene savaşıdır..



Ruh söze başlar: ‘ Yıprandım ey beden.. Sevdim riyakarlık gördüm, sevdim sevdiğimden emin, ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi.. Yıkıntı yürekler, kayıp düşler,kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler.. Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?’



Ardından Beden söze girer : ‘ Biz bir insanı insan yapanız. Bunun farkında mısın? Sen ve Ben birlikte olamazsak nasıl ayakta durur insanoğlu..’



Ruh sinirlenerek: ‘İnsanoğlunun ayakta durup durmaması umurum da değil artık..Ne gördüysem gene onlardan gördüm..


Varlığımı bertaraf ettiler..Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında. Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına. Sonra deniz.. Denizle dertleştim biraz.. Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken.. Sonra rüzgar.. Bana dokunamazsın derken tam.. Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti. Ben sensiz bir hiçmişim..Tüm varlığı idare eden ben. Koca bir Hiç! Ben olmasam sen yoksun. Soyut ve her şeyi çeken niye ben..?’



Beden geri çekilir gibi olur ve : ‘ Evet, haklısın galiba, bu kadar çabuk pes etmek.. ama haklısın… Ne zaman sen benden gitsen artık tutmayacağım seni! Bu sefer kazandın Ruh..


Bu sefer sen Kazandın…! Özgür olmayı hak ediyorsun sen. Benden ayrı olmayı.. Ben insanı yürütürüm.. en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın. Bu sefer sen kazandın Ruh.. Özgürsün.. 
     

KAÇ RUHUMUZ VA?

İtirazlar faydasız. Kimi zaman iftiralar, itirazlardan daha büyük kazanç getirir. İtiraflar ise boynundaki halatı bile bile kendi altındaki tabureyi kendin devirmektir.. Faydasız olduğunu bilerek itiraz ediyorum, kimse dilediğimce şarkı söyleme hakkımı elimden alamaz! Kazancına aldanarak iftira ediyorum, seni ben sevmedim, martılar sevdi! Son nefesim olacağını bilerek itiraf ediyorum, hiç bir şarkı beni kirpiklerin kadar etkileyemedi!

Hala insanlar birbirini sevebiliyorlarsa bu dünyada, ve hala çocuk kahkahaları geliyorsa kulağımıza az da olsa, bunu yıldızlara borçluyuz. Burçlardan söz etmiyorum. Işık. İnsana insanlığını hatırlatan, insana bir tutam insanlık uzatan ışık. Hala gözlerim aydınlığa bu kadar açsa, ve karanlığı kazımaya çalışıyorsam odamın duvarlarından, yıldızlara borçluyum bunu. Onlar gökyüzünde değil. Onlar gözlerde.. Bir çift yıldız göstereceğim sana, kaldır göz kapaklarını artık! Bak bana!!

Şimdilerde insanlar kendilerine yakışan renklere sığınıyor. Şimdilerde insanlar kendilerine yakışan şarkılarda barınıyor. Şimdilerde insanlar nefes almayı, özgürlükten üstün sayıyor! Şimdilerde bazı insanlar bazı insanların tırnaklarından kendilerine taht yapıyor! Şimdilerde simsiyah bir odada, bağımsızlık fikrinden uzak nefes alıyorum, tırnaklarımı tribal diyarların kralı olduğunu iddia eden bir delikanlıya verdim, arka fonda Anathema çalıyor, 'One Last Goodbye' eşliğinde ağlıyorum!

Başlangıçta insanlara olmak istediğimiz 'şey' gibi davranırız. Zamanla olduğumuz 'şey' e döneriz ister istemez. Sonunda arkalarını dönüp gitmeye niyetlendikleri an onların istedikleri 'şey' olmak gelir aklımıza.. Tanıştığımız zamanlar femme fatale tripleri giyinmiştim galiba, zamanla sahip olduğu tek şey yara kabukları olan bir genç kız olduğumu görebildin.. Sonra ardını dönüp giderken sen, arkandan seslendim, "Hey, sahip olmak isteyip de sahip olamadığın herşeye sahip olan bir 'şey'im ben..Gel!!".. Duymamıştın değil mi? Birilerine kendimi kabullendirmek için bir 'şey' olmak zorundaysam, 'hiçbirşey' olmayı tercih ederim!


Bazı kadınlar hükmetmeye bayılırlar. Bazıları hükmedilmeye. Boynuma bir tasma geçir lütfen, ve emrettiğim yere g*tür beni. Bazı kadınlar sevilmeyi severler. Bazıları sevmeyi. Ben seni seveyim, sen benim sevişimi sev, e mi? Bazı kadınlar ihanete uğrarlar. Bazıları aldatırlar. Sen yabancı bir dudakla dans et, ben bugün uzun saçlı delikanlılarla flört edeceğim. Bazı kadınlar terk edilmekten korkarlar. Bazıları terk etmeyi başaramazlar. Sen beni öylece bırakıp gittiğinde, arkandan "Sen beni bırakıp gittiğini sanıyorsun değil mi?! Aslında sen gidiyorsun, ama ben seninle gelmiyorum!" diye bağıran olacağım. Bazı kadınlar bütün kadınları içlerinde taşır. Sanırım bu yükü daha fazla kaldıramayacağım.

Gülmek ağlamaktan daha zordur bazı anlar. Bazı anlar göz kapakları bile ağır gelir insana. Zaman zaman nefes almayı kendine hatırlatması gerekir insanın. Kimi saniyeler asırlardan uzun sürer. Kimi saatler bir nefes kadar hızlı geçip giderler. Bazı gecelerde insan karanlığı göremez ama, bazı günler ışık hiç mi hiç çıkmaz ortaya. Bazen zaman kavramı kalmazı insanın, anlar birbirine karışır, zaman geçmez bir yandan, bir yandan geçmiş geleceğe dönüşür, gözlerini açmak bir işkenceyken, gülümsemeye çalıştığın anlarda gözyaşları doldurur yapay gamzeleri, ve tekrarlarsın ard arda, "Nefes al, nefes al, nefes al.."...

Verdiğim sözleri benden önce unutmaları yüzünden kendimi silik bulmam. Onca ihanetten sonra, aşağılık komplexinin başımın üstünde yeri var. Annesinden başka seveni olmayan adama nasıl yakışmasın oedipus komplexi? Ya annesine sarılıp uyurken göğüs uçları dikleşen lezbiyen kız çocuklarına, komplexsiz demek, adaletli bir yargı olabilir mi? Şehir çöplüğünde yakılen komplexlerin, küçük renkli haplarla tedavi edilebilen her türlü ruhsal felaketin, kırmızı alevler arasından yükselip simsiyah gökyüzünü kapladığını körler bile görebilir.. Duman kokusu sindi üstüme biraz, derini ödünç alabilir miyim?

Kaç ruhumuz var, kaç kimliğimiz? Kaçı ölümsüz kaçı fani? Kaçı pembe kaçı mavi? Cevaplayamadığın sorulardan utanma. Cevabı olmayan sorular üretmek de bir nevi dahiliktir. Herhangi bir yarışmada başına taç takılması güzel yapmaz seni, her halinle parlayabilmen asıl güzeldir.. Ruhumu ödünç verdim bir adama, getirmiyor geri.. Nüfus cüzdanım pembeydi, şimdi belli değil yeri. Ne tac takıldı başıma, ne parlayabildim bir hayalde. Yine de.. Dahi olmak umurmda olmadan soruyorum, kaç seviş kaldı ölümüme?

Çok Az!!!

Ölümü kokluyorum
Işığı farkedebilen çok az insan var
Karanlıkların içinde kalmaktan korkan
Gerçeklikler peşinde kaybolmaktan korkan
Bildiklerim göstermek istediklerimden çok farklı
Ruhumun içinde birikiyor
Hissettiklerimi kaybetmek canımı acıtıyor
Sadece ufak bir hayalde ve ufak bir zaman diliminde
Önemli gelebilecek herşey istemsiz varoluyor
Bu her insanın tek başına yaşayabilecegi
Kendini mutlulukla kandırabilecegi bir kaç güzel an
Uyandıgında içinde sadece acı bırakan
Bitimsiz duyguların cenneti
ama görebildigim tek şey neden cehennem?
Ölümü kokluyorum
Işığı farkedebilen çok az insan var

İnsan Ruhu !!!!

İnsanın, ölüm ötesi yaşamda devamını sağlayan yapısı, bilindiği gibi «RUHU»dur.
«RUH» nedir?.. Elbette ki, burada sorulan ve açıklanmak istenen,
«RUH», bireysel ruh yani-«insan ruhu»dur.
Peki, «İnsan Ruhu» nasıl meydana gelmektedir ve özellikleri nelerdir:
Ana rahmindeki 120. günde cenine «ruh üflenmesi» diye anlatılan olay tamamıyla mecazî bir anlatımdır. Elbette ki Allah, «üflemekten», hele hele, «kendi ruhunu üflemekten» tamamıyla münezzehtir!.."
Nitekim bu durumu yaklaşık 1000 sene evvel yaşamış olan büyük tasavvuf ehli Gavsı âzam Abdülkâdir GEYLANİ, Kaside-i Ayniyye isimli eserinde açıklamış ve özetle şöyle demiştir:
«- Bu bir kinâyedir!.. RUH, Onun kendisi değil midir ki?..»
Evet, burası SON DERECE ÖNEMLİ, üzerinde son derece geniş ve peşin hükümsüz tefekkür edilmesi zorunlu bir husustur.
İmam GAZALİ'nin de işaret ettiği gibi, «İNSAN RUHU» dışarıdan gelip insan bedenine giren bir şey değildir? [1]
[1] Bu konuda geniş bilgi RUH-İNSAN-CİN isimli genişletilmiş 13. baskı kitabımızda mevcuttur.
Cenin 120. günde, beyin çekirdeğiyle ilk kozmik ışınları değerlendirecek düzeye ulaşır.
Ulaşmış olduğu bu kapasitede, «bir melek gelir ve ruhu üfler». Yani, gelen kozmik ışınlar bu beyinde «kişilik ruhu» veya «insan ruhu» denilen dalga üretimini başlatan ilk hareketi meydana getirir.
Beynin 120. günde ulaştığı bu kapasite ile, kozmik ışınların etkisi sonucu ölüm ötesi yaşamda devamını sağlayacak olan dalga bedeni üretmeye başlaması olayına din terminolojisinde «bedene ruh üflenmesi» tanımı getirilmiştir!..
Beynin ürettiği bu «RUH» adı verilen dalga beden dört veya üç katlı olarak incelenebilir.
Bizim araştırma ve tetkiklerimize göre, kısaca «RUH» denilen «insan ruhu» üç veya dört bölümde meydana gelmektedir.
1.-Taşıyıcı dalgalar (ruh). Hologramik görüntülü dalga beden.
2.-«Antiçekim» özellikli dalgalardan oluşan yük.
3.-Pozitif enerji yükü. (enerji dalgası - Nur)
4.-BELLEK dalgaları.
&
1-Taşıyıcı dalgalar. (RUH)
Taşıyıcı ruh, insanın sonsuza dek yaşamını, varlığını sürdürmesine sebeb olan esas dalga hammaddeli yapıdır. Görüntüsü «hologramik» bir şekildir. Çeşitli sebeplerle ve şekillerde deforme olsa dahi, daha sonraki aşamada tekrar eski haline dönebilme özelliklerine sahiptir.
Esas itibariyle, fizik bedenin karşılığıdır. Şekli, görünüşü, ayrıldığı andaki fizik bedenin aynıdır. Ancak, fizik bedende bir kaza ile meselâ bir kol veya bacak kesilmiş ise, o kol veya bacak daha önceden var olduğu ve bu durum da ruha yansıdığı için, bu kesilmeden dolayı ruh bedende böyle bir eksiklik görülmez.
Günümüz modasıyla «uzaylı» varlıklar denilen «cin»lerin bedeniyle insanın bu taşıyıcı ruhu aynı yapısal özelliklere sahiptir.
&
2-«Antiçekim» dalgaları
Bugüne kadar genelde hep kapalı geçilen bir husustur bu anlatacağımız. Bu hususla ilgili Hz. Rasûlullah Aleyhis-selâm’ın açıklamalarını ileride «KADER» bölümünde okuyabilirsiniz.
Cenindeki beyin çekirdeği 120. günde çok çok önemli bir tesir ile karşı karşıyadır. Hatta bir insan için varlığın en önemli olayı bu anda cereyan etmektedir, cümlesini çok rahatlıkla söyleyebilirim.
Zira...
O anda, beyin çekirdeğine isabet eden kozmik ışınlar, şayet beyinde bir devreyi faaliyete geçirirse, bu takdirde beyin «ANTİÇEKİM» dalgaları üretmeğe başlayacaktır.
Beynin ürettiği bu «antiçekim» dalgaları, «taşıyıcı ruh» dediğimiz dalga yapı üzerine yüklenmiş olarak üretilir.
Bir diğer ifade şekliyle.
Şayet, beyinde 120. günde «antiçekim» dalgaları üretim devresi açılmış ise, bu kişinin ruhu dediğimiz taşıyıcı dalgalar, «antiçekim» dalgaları ile yüklenmiş olarak beden örgüsünü oluşturur. Yok, eğer «antiçekim» dalgaları devresi açılmaz ise, bu defa «ruh» dediğimiz «taşıyıcı dalgalar» sadece kendi başlarına meydana gelirler.
«Antiçekim» dalgalarının özelliği, yüklenmiş olduğu dalga bedeni, yüklenmiş olduğu ruhu, dünyanın ve güneşin çekim alanında bağımsız hale kavuşturmaktır.
Aynı zamanda «Antiçekim» dalgalarının ikinci bir özelliği de, ruha «pozitif enerji» sağlayan dalgaları yüklenmektir. Yani, 3. tür dalgalar, bu 2. tür dalgalara yüklenmektedir. Şayet, beyin, ikinci tür dalgaları üretmiyorsa, bu takdirde, üçüncü tür dalgalar yüklenecek mahal bulamayacakları için, üreten birime hiç bir fayda sağlamayacaktır, ölümötesi yaşantısında!..
«Antiçekim» dalgalarının üretilmesi konusunda insanın kesinlikle hiç bir dahli yoktur!..
Nasıl, 120. günde beyin çekirdeği, ulaştığı kapasite sonucu, aldığı kozmik ışınım ile otomatik olarak ruhu üretmeye başlıyorsa; insan bilincinin bunda hiç bir katkısı yok ise; aynı şekilde, «antiçekim» dalgalarının üretilmesini sağlayan devrenin açılıp açılmaması konusunda da kişinin hiç bir dahli mevcut değildir!.. Bu açılımı sağlayacak kozmik ışınım ya o anda, o birimin beynine ulaşır ve o devre açılarak, «antiçekim» dalgası yüklenmiş «ruh» üretilmeye başlanır; ya da o açılımı sağlayacak ışınımdan mahrum kalan beyin, «antiçekim» dalgalarını üretmeksizin, «ruhunu» üretir!
Bu durumda da, «antiçekim» dalgasından mahrum olarak «varolan» ruhun, kesin olarak âkıbeti, ebedî bir şekilde «cehennem» diye tasvir edilen Güneş'in içinde kayıtlı yaşamdır.
İşte İslâm Dininde bu olaydan Hz. Rasûlullah Aleyhis-selâm, «KADER» ile ilgili hadislerinde özetle ve meâlen şöyle bahseder:
«-Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediği zaman Melek:
-Ey Rabbim, erkek midir, dişi midir; SAİD midir, ŞAKİ midir; rızkı nedir, eceli nedir. diye sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR."
İşte bu ve «KADER» bölümünde naklettiğimiz diğer hadislerde bahsedilen «SAÎD»lik ve «ŞAKλlik kelimeleriyle anlatılan olay budur!..
Bahsettiğimiz «antiçekim» dalgalarını üreten beyinler «SAİD» kelimesiyle, yani «saadete ermiş» anlamında anlatılmaktadır!.. Buna karşılık «antiçekim» dalgalarından mahrum olarak meydana gelen insan ruhlarına ise «ŞAKİ» denilmektedir!.. Yani, şekâvet halinde olan!..
Ne «SAİD», ameliyle «saîd» olmuştur; ne de «ŞAKİ», amelsizliğiyle «şakî» olmuştur!.. Hiç biri yaptıklarıyla veya yapacaklarıyla diğer bir hale dönüşmez!..
Bu olay 120. günde bir anda olup biten bir iştir!..
«Antiçekim» dalgalarıyla güçlendirilmiş ruh, anlamına «SAİD» kelimesiyle işaret edilir ki; bu kişinin ruhu, neticede kesinlikle «cennet» ortamına ulaşacaktır!.
«Antiçekim» dalgalarından mahrum ruh, anlamına «ŞAKİ» kelimesiyle işaret edilir ki, bu kişinin ruhu ebedî olarak «cehennem» diye tavsif edilen Güneş içinde mahsur kalacaktır!..
Bu durumun, kişinin ameline bağlı olarak meydana gelmediğine Hz. Rasûlullah Aleyhis-selâm şu kelâmıyla işaret eder:
«-Muhakkak ki hiç biriniz amelinizle cennete giremezsiniz!..
- Sen de mi Yâ Rasûlullah?..
- Evet, ben de!.. Ne var ki Allah'ın rahmeti beni kuşatmıştır!»..
Evet, burada da işaret edildiği gibi, kişinin cennete girmesi, görüldüğü gibi ameline değil, Allah'ın rahmetine bağlanmıştır; ki, bu tariften murad da, «takdir gereği olarak», kişinin beyninin «antiçekim» dalgaları üretmesine bağlanmıştır!..
Şayet izah edebildiysek, şimdi geçelim «ruh»a yüklenen 3. kat dalgalara.
&
3-Pozitif enerji yükü
Pozitif enerji adını verdiğimiz bu dalgalar beynin «verici» mahiyetteki düşünce ve fiillerinden oluşan bir enerji türüdür!.. Dindeki adı «sevab»tır!..
Pozitif enerjinin karşıtı olan «negatif enerji» adını verdiğimiz dalgalar ise beynin «alıcı», «birimsel menfaate dönük» davranışlarından oluşur. Dindeki adı «günâh»tır!..
Pozitif enerji dalgalarının yükleneceği dalga türü «antiçekim» dalgalarıdır. Şayet, «antiçekim» dalgaları üretilmiyorsa, pozitif enerji dalgaları üretilse bile yüklenecek mahal olmadığı için, ölüm ötesi yaşamda kişiye bir yarar sağlamaz. Ancak bu dünyada yaşanırken, kazanılan bu dalgaların getireceği olumlu sonuçlar söz konusudur!..
Negatif enerji dalgaları ise yüklenmek için «antiçekim» dalgalarına ihtiyaç duymaz!.. Direkt olarak taşıyıcı ruh dediğimiz ana bedeni oluşturan dalga bedene yüklenir.
Pozitif enerji dalgaları (sevap) kişinin ilk şuur hallerinden itibaren üretilir. Bu sebepten 5-6 yaşından itibaren çocuğa müsbet çalışmalar tavsiye edilir ve bu istikâmete yönlendirilir.
Negatif enerji dalgalarını (günah) ise beyin «büluğa ermek» diye tanımlanan cinsiyet hormonlarının salgılanmasından sonra üretmeye başlar! Zira bu dalgalar, beynin biokimyasının seks hormonlarıyla etkilenmesinden sonra beyin tarafından üretilebilmektedir. Bunun için de, büluğdan evvel kişinin günâhları yazılmaz, diye mecazi bir şekilde anlatılır bu durum.
« EĞER ŞİRK KOŞARSAN AMELLERİN BOŞA GİDER.» (39-65)
Âyetinde işaret edilen şirk koşularak ölme hali, «şakî» olma sonucu beyinde «antiçekim» dalgası üretilmeme halidir ki, bu yüzden pozitif enerji dalgaları ruha yüklenemez ve bunun da sonucu olarak kişinin amelleri boşa gitmiş olur!..
&
4-Bellek dalgaları
Bellek dalgaları kişinin tüm düşüncelerini, duygularını, arzu ve isteklerini; kısacası kişiyi başkalarından ayıran tüm zihinsel verilerini ihtiva eder!.. Bunlar, aynen televizyon dalgaları misâli, ses-görüntü yüklenmiş bir biçimde hologramik bedene eklenir.
Ölüm ötesi kişilik, bu bellek dalgalarının muhtevası olarak sonsuza dek devam eder.
Beyindeki tüm zihinsel faaliyet, hiç biri kaybolmaksızın, her an ruha yüklenir. Yüklendiği dalgalar dediğimiz hologramik dalga bedendir ki; ikinci ve üçüncü sırada saydığımız dalgalarla bir bağlantısı yoktur. Yani, ikinci ve üçüncü sırada anlattığımız dalgalar olmasa dahi direkt olarak sürekli bir biçimde, 1. anlattığımız bedene yüklenmektedir.
Bilinç (şuur) dediğimiz şey, bu bellek dalgaları şeklinde -ruh’ta yerini alır. Bir diğer ifade ile, bilincin bedenidir bellek dalgaları!..
Evet, İNSAN denildiği zaman, ölümötesi yapısı itibariyle bu dört ayrı dalga boyundan oluşan hologramik dalga bedenli varlık anlaşılır!

Yazar: Ahmed Hulûsi 

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page