Gothic bi kızın ölmeden önceki mektubu..! )':
Özür dilerim yapmamalıydım..
Merak ediyorum kaç kişi üzülüyor arkamdan?
Arkamdan konuşanların hepsi ağlıyor mu ardımdan?
Bileğimi kesen jiletten daha keskin sözleriniz ve siz,
Damarlarımdan çıkan ve artık özgürlüğün tadını çıkaran kanımdan daha da iğrençsiniz!..
Bilir misiniz o duyguyu?
Yalnızlığın çaresizliğin zirveye ulaştığı o an!?
Düşünmezsin başka bir şey, çekip gitmekten başka..
Ağlarlar belki 2 belki de 3 gün..
Karanlık odana yayılmış kan kokusu çeker sadece onlrı sana..
Ve o gece odanda öyle bulunduğunda...Ağlarlar mı?
Ya sen anne?
Öper miydin uzun zamandır öpmediğin kızının ölüsünü, sarılır mıydın kanlar içinnde kalacağını bile bile?!
Özür dilerim anne..
Üzerine bir şey döktüğümde kızdığın halı şimdi kanlar içinde..
Çıkmayacak lekeler bunlar..
Çaresizliğimin lekeleri..Özür dilerim..
Peki baba,ya sen?
Ne düşünüyorsun,yoksa beni mi,neden yaptım diye mi?
Bırak açıklayayım..
Hayat baba...Ve bu acımasız şeyi her daim güzel ya da kötü yaşayan insanlar...
Ağlıyor musun baba??
Yapma lütfen artık bi kişi daha çıktı hayatından sevmek zorunda olmadığın..
Karanlığıma kızardın baba..Kötü değildim ben, karanlık kötülük değildir.. Umutsuzluktur, renklerin boşluğa düştüğü andır..
Bırakın karanlığınız olayım ebediyen..
Senden bir isteğim var anne..
Gir odama,evet şimdi..Orda beni bulacaksın..
Gördün mü bak internetteyim gene..
Kızma anne nolur kızma..
Ve geliyorum sana, sarılmaya.. Kaçma nolur kaçma..
Ölü bedenim zarar vermez sana....
Ya da çık odadan korkuyorsun benden,ruhumdan..
Ben hep burda olacağım,
Cehennem azabını her zaman çektiğim yerde..
Bırak kanlarım dursun yerde güç alıyorum
Küçük kız
Her gün ki gibi kalkıyorum yatağımdan
Kırık,dökük aynamın karşısına geçiyorum
Ama aynadaki ben , ben değilim
Arkaya dönüp baktığımda yıkılan hayallerimle bitip giden küçük bir kız var.
Terk ediyor işte.
Hiç arkasına bakmadan.
Ruhuma bir şeyler dokunuyor.
Can çekişiyorum.
Sanki ölüyorum.
Nefesim kesiliyor.
O giden küçük kıza gel diyorum.
Sesim çıkmıyor
Bir karabasan çökmüş hayallerime…
Küçük kız geri gelmiyor.
Seslendim duymadı …
Ağladım görmedi…
Gitti…
Ardına bir kez bile bakmadan …
alıntı:http://violinista.blogcu.com/
Bir kızın intihar etmeden önce babasına yazdığı mektup
Öylesine Bir Mektup
Büyük ihtimalle bu da beğenmeyip yırtığım kağıtlardan biri olacak.benim boş kağıtlarm doldurduklarımdan daha dolu oluyorlar çünkü.ne yazmam gerektiğini bilmeden yazıyorum.hep yaptığım gibi gözlerimi beyaz tavana dikip düşünüyorum,ama karanlık..küçükken çok korkardım ben de karanlıktan,sizinle yatmak isterdim de koca kız oldun derdin hatırlıyor musun?.şimdi garip bir şekilde huzurla doluyor içim karanlığın içinde olduğum için.belli olmuyor kusurlarım,ne kırık tırnaklarımı saklamak zorunda hissediyorum kendimi ne de sürekli saçlarımı düzeltmeye çalışıyorum.belki daha da güzel olurdu her şey,karanlıkta yaşasaydık sadece..bunları da yazmıyor olurdum o sayede.izlemek,karanlığı izlemek..bir zamanlar midemizi bulandıran birçok şeye sonradan alışmazdık aydınlıkta olduğu gibi.belki de daha kolay olurdu öyle yaşamak.yok yanlış anlama sakın zor değil bu şekilde yaşamak ama her nankör insan gibi kolayın kolayını istiyorum.
anladım ki nankör olmayan insanlar masum bebeklermiş sadece.ellerine verilen küçücük bişeyle yetinmesini bilip mutlu olurlarmış.bir bakış yetermiş olmayan dişlerini göstermelerine.dişleri çıktıkça geçmişlerini unuturlarmış.dünyadaki ilk anlarını üç yaşından sonrası olarak görürlermiş.sonra da kendilerini leyleklerin getirdiği ya da pazardan lahana aldık içinden sen çıktın yalanına inanırlarmış.büyürlermiş..gerçekler açığa çıkarmış.her gerçek beraberinde hayal kırıklıklarını getirirmiş.istekler artmaya başlarmış bu arada.küçükken küçük bir oyuncağın yaptığı görevi dünyalar bir araya gelse yapamazmış..büyürlermiş…büyümek acıları tatmakmış,hatalar yapmakmış,büyümek küçük olmak istemekmiş.büyüdüm...belediye otobüslerinde ayakta kalmak korkulu rüyamdı dengemi sağlayamadığım için.annemin kucağıydı en güvenli yer.şimdi annelere yer veriyorumJ.
bir zamanlar içinde kaybolup ağladığım memleketime de sığamaz oldum.bir elimizi soğuk suya batırdıktan sonra ılık suya batırınca sıcak,diğer elimizi sıcak suya batırdıktan sonra ılığına batırınca soğuk hissetmek gibi bişeydi bu.malatya büyüktü,çok büyük..bilmediğim sokakların sayısını da bilmiyordum.istanbulu gördüm yine kandırmışlar beni dedim kendi kendime.annem bi koltuk değneğim sen de ötekiydin baba..bana malatyayı tercih ettiniz.biliyor musun?
düşüyorum arada bir,canım çok yanıyor..ne işin var senin burada diyorum..söylediklerin geliyor aklıma hemen;okuyacaksan git istanbulda oku görmediğin şeylerin yanında gördüklerinin hiç olduğunu gör,sevginin yerini nelerin aldığını gör.kapatma gözlerini,utanmayanlara utanarak bakma,tiksinerek bak..okuyacaksan git bir özel üniversitede oku..o sınavı kazanmak için kitap alamayan çocukların hak ettiği yerde önünde piyasadaki tüm kaynaklar bulunduğu halde çalışma nezaketi göstermeyip parasına güvenen o çocukları gör…bu vatanın kimlere kalacağını gör,hayatın sadece eğlenmekten ve süslenmekten ibaret sanıldığını gör..ve tiksin bir kez daha..tiksin ki benim kızım olduğunu bileyim.tiksin ki Malatyalı olduğunu bileyim..eğer sana öğrettiklerimi unutursan,eğer onlara benzersen dönemezsin bir daha..zaten dönmek de istemezsin...
babacım bana öğrettiklerini yanlış bilenlere bildiklerinin yanlış olduğunu söyledim.güldüler..konuşmak istedim elimizde olanları biliriz biz dediler,her şey elimizde olduğuna göre de problem yok dediler..sorduğum sorular hakkında yaptıkları yorumlar gerçekten komikti.herşeyi bildiğini sanıp konuşmak insanı ne gülünç yapıyormuş..ardından satılık kalplerini ve parayla alabilecekleri her şeyi anlattılar.markalar söylediler bilmediğim..aynı anda birkaç kişiye aşık olabileceklerini iddia ettiler.hiçbiri neden yaşadığını bilmiyordu.alyazmalımı izlememişti birçoğu,izleyenler de komedi filmi değil mi o dediler…tiksindim baba,çok tiksindim..
senin hala çocuksun sen dediğin kızın sanırım hepsinden daha olgun.canımı en çok yakan beni soğukkanlı olarak nitelemeleri.bilmiyorlar ki içimi..dinlemiyorlar ki beni…şimdi kızıyorsundur sen bana bak hala çocukluk yapıyorsun da bana şikayet ediyorsun onları diyeJ..özür dilerim…derdi olmayan mutluluğunu dert sanar diyosun şimdi de biliyorum..herşeyin bir tamamlayıcısı var bu dünyada.en basiti kadın-erkek ya da insan yapımı fiş-priz..belki de zıtlıklar.mesela mutsuzluklar olduğu için mutluluklar var..ama mutlu da değilim dertli de…güçsüzüm sadece..
anlatmak istediğin her şeyi anladığımı anladım..iğrenmem gerektiğini söylemesen de iğrenirdim emin ol.tahammülüm kalmadı...neye tahammülüm kalmadığını bilmiyorum..düşünemem tahammülüm kalmadı..aklına geleni yap ama yanlış bişeyse hatanı temizle hemen demiştin bi de..farkettim de ben hiç karar vermemişim ki.aldığım giysiler bile sizin izninizle benim olmuş..söylediklerinin toplamından karar verme sırasının artık bende olduğu anlaşılıyor.aylardır değneksiz yürüdüm ama değneklerden öğrendiklerimle..öyle bir şey yapacağım ki hatalarımı temizlemem mümkün olmayacak.kocaman bir hata…aklınızda soru işareti kalmasın diye söylüyorum bunu aklımda soru işaretleri olduğu için yapacağım..anlayamıyorum artık neyin ne olduğunu.ayırt etmek zorlamaya başladı doğrularla yanlışları..acaba babamsın diye sana torpil mi geçiyorum?yoksa hakikaten haklı mısın?onlar mı mutlu olması gerekn ben miyim?
boğuluyorum..ben ortalarda yaşayamıyorum.herşeyin içinde doğrusu ve yanlışı var ama iki uç nokta yok.yaptığım her iş yanlış.konuştuklarım saçma ve mantıklı.tamamen zıt düşünen iki insanı yan yana getirip konuşsam ikisi de sevmez beni kendilerine uymayan fikirlere sahip olduğum için..farklı bir yerde farklı şartlar altında yaşamış olsaydım farklı mı düşünürdüm acaba?o izlediğimiz komik sihirli dizilerden birindeki kızların yetenekleri bende olsa çözebilirdim belki de…eminim hiçbir zaman açıklığa kavuşmayacak bunlar.her gün biraz daha karışmaktansa bu halimle bırakırım yaşamayı..azraille ben tanışırım bu kez de..şimdi tam zamanı…her ne kadar karanlık olsa da ben düzelteyim bi saçımı başımı...mektubu yazıp yırttığım diğer mektupların yanına koyuyorum,umarım eline geçer..hoşçakal beni getiren leyleği reddetmeyen insan,hoşçakal koltuk değneğim...
Deli Kızın Türküsü:=(
Ve aşk tadını dilime bıraktı dersem? İnanmayın bana. Kim olmuşumda dilime dolamışım yanık kokusunun sahibini. Kim olmuşum? Destursuz çalmadım hiçbir kapıyı. Kapı önünde kalmayı hazmetmezken benliğim, uzun gölgelerin ardından ayakuçlarımı kanatarak erişmeye çalıştım göreceklerime. Olmadı. Sonra sıyrıldım telaşsız meydanlardan. Bilmediğim yolları kimseye soramayacak kadar başım önümde eğik, konuşamayacak kadar yorgun kaçtım. Biri gelip durduracak gibi geldi hep. Artık mola yeri bitti deyiverecek. Her gözde aradım o sahiplikleri. Deliye vururken adım her gözde aradım?
İsmime eklenenleri yastık altı ederek, kendi kendimi çarmıha geriyorum artık. Bırakın acıyı, ninni iniltilerde uyumaya duruyorum.
Göremediğim ne çok şey var biliyorum. Ağır gelen korkularından kaçarken, her bir deliliği yüreğime yük bırakarak kapanıyor gözlerim. Oysa bakacaktım daha. Sağ elim sol yanıma semah durmuşken, selamımı salacaktım. Kahır yok diyecektim, acı kaçak diyecektim. Al fistanlara sar bedenini ve kalk ayağa diyecektim?
Geceyle gündüzün adı aynı oldu. Birinde ışığa kaçtım, birinde karanlığa. Hepsinde bir eşkıyalık ardına saklanmak yani. Güçsüzlüğü bağırarak kovalamak. Sus payı düşürdüğüm dilim, hücrelerime doldurdu seyre dalmayı. Bakarak öğrenilmeyen hayatı sindiremedim içime. Güzeldi adım bilirdim. Hangi zamana saklanıyordu dengesini çoktan yitirmiş yalnızlıklarım? ...Hangi zamanda gölgesini uzatmak için sinmişti yürek dalıma aman vermez aldanışlarım? ...
Solgun papatyaları avuçluyor şimdi ellerim. İç kanamalı bir hikâye bu, biter bir gün bilirim. Koluma takacak bir şeyim yoksa giderken, geldiğim gibi derim aynalardaki boş bakışlara. Gelmek yazılan yazgımı, gitmelerle dinlendirirken sulanan ağzım nelerin yamacında. Oy bu gece karanlıkları! Avutun içimdeki bilmeceleri. Geriye gider gibi yaparken yaşam beni tutun yaralı yanlarımdan. Yakışmaz uçurum taşları, yorgunluğa çalmayan bu taze ayaklara. Ezme papatyaları gönlüm? Şimdi, Bir kavganın bitişinde barışa kanmak gibi, kuytu bir yere asıyorum doğrularımı. Yanlışlar doğruları bir kez daha götürürken türkülerimden, ellerimi kanatan bütün telleri söküyorum sazımdan. Her tınısını meçhule salan dizginsiz yollara asıp unutulan notaları, içimi dönüyorum gizli sığınaklarıma. Susun kuşlar uçmayın bu ıssız göklerde. Susun kuşlar?Deli kız türkü söylüyor.
SATANİST Kız İtiraf Etti..!
Her gencin düşebileceği bir tuzağa düşürüldüm. Bir tabak kırmıyor, birçatal kaybetmiyorsunuz ki. Kıydığınız bir hayat, bir can. Ben bununbedelini bir şekilde mutlaka ödemeliyim.’
Bundan 6 yıl önce iki satanist arkadaşıyla birlikte ŞehribanCoşkunfırat’ı öldürüp 36 yıla mahkum olan Gülşah Dinçer, cezaevindeyaşadığı değişimi Uğur Dündar’a anlattı. Dinçer, ‘Kıydığınız bir hayat,bir can. Ben bunun bedelini mutlaka ödemeliyim. Ama eski Gülşah şok,hayata yeniden başladım’ dedi.
Bütün insanlar hayata çok masum bir çizgiden başlıyor. Ama bazen ‘bir şeyler’ hayatlarımızı etkileyebiliyor...
Hayata yeniden başlayan bir Gülşah’ım ben... Eski Gülşah yok artık. Ogörüntüde, o zihniyette biri hiç olmayacak. Unuttum, defterden sildimonu. Benim artık tertemiz bir sayfam var, iyi şeylerle dolacak o sayfa.Yaptığım kötü şeylerin telafisinin mümkün olmadığını biliyorum. Zamanıgeri getiremem; ama bundan sonrası için iyi şeyler yapabilirim. Hayatbana bu fırsatı veriyor.
KİŞİLİK ARAYIŞI
Ergenliğinizi yaşarken bulamadığınız sevgi ve şefkat eksikliği miydi sizi kötülüklere, o korkunç cinayete sürükleyen?
Bulamadığınız şeyi aramaya başlarsınız. Arayış her ergenlik çağıgencinin sorunudur. Ne olduğunuzu keşfetme, kişiliğinizi oturtmadöneminizdir ergenlik çağı. Bulunduğunuz konum, içine girdiğiniz çevre,yaşadığınız hayat biçimi, bir şekilde sizi bir yerlere getiriyor. Amasiz o sırada bunun farkında olamıyorsunuz. Ve iş işten geçtikten sonra‘Ben bu duruma nasıl geldim?’ diyorsunuz.
TUZAKLAR BEKLİYOR
Yanlış seçimler, yanlış arkadaşlıklar. Sevgi ararken düşülen bazı tuzaklar. Onları mı kastediyor sunuz?
Kesinlikle onları. Sonuçta bulunduğumuz ülke şartları içindemilyonlarca Gülşah var. Ben bunlardan sadece biriyim. Dışarıda butuzaklardan kurtulmayı bekleyen milyonlarca genç var. Dışarıdauyuşturucu var, kötü amaçlar var, gençleri bunlara tutsak etmekisteyenler var... Hepsi birer tuzak tabii ki. Sonuçta bu saçma sapanşeyi (Satanizmi kastediyor) gençlerin zihinlerine kimler sokuyor?İnternet sitelerine kolayca giriliyor, boy boy kitaplar satılıyor...Dolayısıyla, hayatı tanımaya çalışan gençlerin bu tür şeylerdenetkilenmeleri de kaçınılmaz oluyor...
CESARET EDEMEDİM
Maktule Şehriban Coşkunfırat’ın ailesiyle yazışmayı, onlardan özürdilemeyi, pişmanlığınızı ve acınızı anlatmayı düşünmediniz mi?..
Deneyemedim. Çok düşündüm ama denemeye cesaret edemedim... Çünkü haklıolduğum hiçbir şey yok. Kendimi onlara ifade edebilmem mümkün değil.Onların yürekleri yanmış bir kere. Bunu hiçbir şeyle telafiedemezsiniz... Utanırsınız özür dilemeye. Bir tabak kırmıyor, bir çatalkaybetmiyorsunuz ki! Kıydığınız bir hayat, bir insan, bir can. Birhayvan için bile yeri geldiğinde ayaklanılıyor. Ben bunun bedelini birşekilde mutlaka ödemeliyim.
Başka anneler ağlamasın
GEREDE-Karabük-Kastamonu üzerinden dağları tepeleri aşıp denize inenyol, İnebolu’da biter. İnebolu kıyısından tepelere tırmanan yol da,cezaevinde sonlanır. M Tipi Cezaevi’ndeki mahkûmlardan 36 yıla hükümlüZinnur Gülşah Dinçer, bundan 6 yıl önce, henüz 19 yaşındayken, áşıkolduğu genç Engin Arslan ve onun arkadaşı Ömer Çelik’le birlikte,yaşıtları Şehriban Coşkunfırat’ı öldürdüler. Üçü birden boğarak,bıçakla*****, ölüsüne tecavüz ederek korkunç bir cinayetle katlettilergencecik kızı... Hem de durup dururken ve ‘satanizm’ gibi sapkın birdüşünce uğruna... Gülşah da bir zamanlar çocuktu, 36 yıla hüküm giyenEngin ve Ömer de. Peki ne oldu da canavarlaştı, bir zamanlar anne vebabalarının kötülüklerden koruması için Allah’a yalvardığı bu çocuklar?İşte bu söyleşi, bu sorulara cevap arayabilmek, yavruları içinkaygılanan anne ve babalara ‘bir şeyler’ anlatabilmek için yapıldı. O‘bir şeyler’ ki, eksikliği çocuklarımızı akıl almaz serüvenlere,trajedilere sürükleyebiliyor. Ya onun, ya da onunla birlikte yürüyenyol arkadaşlarının hayatını karartabiliyor...
Boşluğu sanat dolduruyor
Alıntı;GoTicca'dan
Bir Baba’nın duası…:=(
Zayıf olduğu zamanları bilecek kadar güçlü, korktuğunu kendisine itiraf edebilecek kadar cesur olsun; şerefli bir mağlubiyette mağrur ve dik kalabilsin; zaferde ise mütevazı ve şefkatli olabilsin.
Bana öyle bir evlat nasip etki Allah’ım,
Yapması gereken işler sadece birer arzu olarak kalmasın, seni tanıyan bir evlat olsun ve kendini tanımak bilginin temel taşı olduğunu bilsin .
Sana yalvarırım Allah’ım, onu kolay ve rahat yollarda değil, güçlüklerle savaşmanın zevkini duyacağı yollarda yürüt ki, fırtınalarda ayakta kalmayı, ayakta kalamayanlar için de sevgi ve şefkat duymayı öğrensin.
Bana öyle bir evlat nasip etki Allah’ım,
Kalbi temiz olsun, ümitleri yüksek… Öyle bir evlat olsun ki, başkalarına hükmetmeden önce kendine hükmetmesi gerektiğini bilsin, öyle bir evlat ki, geleceğe uzansın ama geçmişi unutmasın.
Ve bütün bunları ona verdikten sonra, yine yalvarırım Allah’ım, yine yalvarırım Allah’ım, ona gülebilme duygusunu ver ki, daima ciddi olduğu halde kendisini fazla ciddiye almasın, ona alçakgönüllülük ver ki daima gerçek büyüklüğün sadeliğini, gerçek zekanın açık sözlülüğünü, gerçek gücün şefkat ve yumuşaklılığını hatırlasın.
Ancak ondan sonra Allah’ım ben, babası “boşuna yaşamadım” diyebileyim.
Alıntıdır
YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ:=(
Bu olay Bursa’da olmuş.
17 yaşında bi genç kız aniden ölmüş. Aile perişan olmuş ama n’apsınlar,kızı defnetmişler taabi. Aradan bi’kaç gün geçmiş. Baba kızınırüyasında görmüş. Kız sürekli titriyomuş ve “Çok üşüyorum baba.Yalvarırım üstümü ört” diyomuş. Adam sabah kalktığında rüya aklınagelince hüngür hüngür ağlamış. “Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyamagiricek tabii” diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiçbişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hepaynı rüya: “Çok üşüyorum baba. N’olur üstümü ört!”
Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kanter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, “Nereye bey bu saatte?”demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızınınmezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığınıbilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o angördüğüne yürek dayanmaz… Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer buaşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunuyaparmış…
Hasta oldum bu hikaye'ye muhteşem birşey:=(
Zamanın birinde kız varmış. Sürekli ağlayan. Gözünden gözyaşı hiç eksik olmazmış. Ne derdi ne sıkıntısı varmış ama ağlarmış işte. Kimse nedendir bilmezmiş.
Bir gün kapı çalmış. Ama kapıda kimsecikler yokmuş. Kapının önünde yalnızca bir kavanoz. Etrafa bakınmış kimseyi görememiş. Almış içeri kavanozu. Gözleri yaşlı açmış kapağını. İçinde turuncu bir balık görmüş. Tam o sırada gözlerinden bir damla gözyaşı damlamış kavanoza. Balık birden kıpırdanmaya başlamış. Daracık kavanozun içinde oradan oraya dönmüş durmuş. Kız anlam vermemiş neler olduğuna. Daha çok ağlamaya başlamış. Üzülmüş balığın haline. Ağladıkça damlalar kavanoza dökülmüş. Balığın rengi morarmaya başlamış. Sonra anlamış gözyaşlarının küçük balığı zehirlediğini. Hemen gidip suyu değiştirmiş. Balık tekrar canlanmış eski haline geri dönmüş.
Aradan günler geçmiş. Kız balığına şarkılar söylemiş durmadan. Dertleşmiş derdini anlatmış. Balık dinlemiş. Ama ağlamamış hiç. Balığım ölmesin diye. İçine akıtmış gözyaşlarını. O kadar çok sevmiş ki küçük balığı hiç ağlayamamış, hiç belli edememiş.
Ama günler geçtikçe kız hastalanmaya başlamış. Rengi solmuş. Halsiz kalmış. Kimse ne olduğunu anlayamamış.
Ama kimse bilememiş, içine akıttığı gözyaşlarının kendisini zehirlediğini. Asıl ağlarken daha mutlu olduğunu, zehrini böyle dışarı akıttığını kimse öğrenememiş. Ondan geriye kalan yalnızca turuncu bir balık kalmış....
Daha mı değerliydi uğruna gözyaşlarımızı sakladığımız, kendimizi zehirlemek daha mı kolay, saklanmak, kaçmak çözüm mü? Daha mı değerli turuncu balıklar? Daha mı değerli kendi hayatımızdan?
Durma ağla. Durma akıt gözyaşlarını. Dök içindekileri, bırak gitsin gidenler. Bırak ölsün balıklar, bırak kırılsın kavanoz. Elbet bir balık var gözyaşlarında canlanacak, elbet bir kavanoz var gözyaşlarından kırılmayacak. Elbet bir balık var seni ağlatmayacak, gözyaşlarını dindirecek, senin sesinle konuşacak.
Gözyaşlarında bir sorun yok. Kapında bile olsa, tek mesele yanlış balık, yanlış kavanoz. Ya da yanlış zaman yanlış insan...
































