| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Icimizdeki KaranLIK
Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamıyorum.ßilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!
_Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::..

±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

8 "mektup" etiketi kullanan gönderi "mektup" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gothic bi kızın ölmeden önceki mektubu..! )':

Affedin beni hepiniz,..
Özür dilerim yapmamalıydım..
Merak ediyorum kaç kişi üzülüyor arkamdan?
Arkamdan konuşanların hepsi ağlıyor mu ardımdan?
Bileğimi kesen jiletten daha keskin sözleriniz ve siz,
Damarlarımdan çıkan ve artık özgürlüğün tadını çıkaran kanımdan daha da iğrençsiniz!..
Bilir misiniz o duyguyu?
Yalnızlığın çaresizliğin zirveye ulaştığı o an!?
Düşünmezsin başka bir şey, çekip gitmekten başka..
Ağlarlar belki 2 belki de 3 gün..
Karanlık odana yayılmış kan kokusu çeker sadece onlrı sana..
Ve o gece odanda öyle bulunduğunda...Ağlarlar mı?
Ya sen anne?
Öper miydin uzun zamandır öpmediğin kızının ölüsünü, sarılır mıydın kanlar içinnde kalacağını bile bile?!
Özür dilerim anne..
Üzerine bir şey döktüğümde kızdığın halı şimdi kanlar içinde..
Çıkmayacak lekeler bunlar..
Çaresizliğimin lekeleri..Özür dilerim..
Peki baba,ya sen?
Ne düşünüyorsun,yoksa beni mi,neden yaptım diye mi?
Bırak açıklayayım..
Hayat baba...Ve bu acımasız şeyi her daim güzel ya da kötü yaşayan insanlar...
Ağlıyor musun baba??
Yapma lütfen artık bi kişi daha çıktı hayatından sevmek zorunda olmadığın..
Karanlığıma kızardın baba..Kötü değildim ben, karanlık kötülük değildir.. Umutsuzluktur, renklerin boşluğa düştüğü andır..
Bırakın karanlığınız olayım ebediyen..
Senden bir isteğim var anne..
Gir odama,evet şimdi..Orda beni bulacaksın..
Gördün mü bak internetteyim gene..
Kızma anne nolur kızma..
Ve geliyorum sana, sarılmaya.. Kaçma nolur kaçma..
Ölü bedenim zarar vermez sana....
Ya da çık odadan korkuyorsun benden,ruhumdan..
Ben hep burda olacağım,
Cehennem azabını her zaman çektiğim yerde..
Bırak kanlarım dursun yerde güç alıyorum
Not:http://icimizdekikaranlik.ace.st/'den alıntıdır..

Son Mektup:=(

Hayata gözlerini yummadan önce son bi kez baktığında ne göreceksin. İçine kapanıp yaşadığın bu hayatın sana bi anlam ifade etmesi bence çok saçma. Sen hiç korkudan tir tir titrerken öldün mü? Yada bi yolun ortasında sızarken istediğin sadece sıcak bi omuz muydu? Hayatın seni nereye götürdüğüne baktın mı hic? Bir karıncayı öldürürken çıkan sesleri duyduğunu da sanmıyorum. Gecenin karanlığında kan kokan bi yolda ilerlerken gözüne çarpan o kör dilenciye selam da mı vermedin yoksa? Paketindeki son sigaranı isteyen tinercinin de boğazını kesip kaçmadın tabiki. Evdeki bütün ici dolu bira şişelerini kırıp üstüne yattığını öğrendim. Ama ben senden duymak isterdim. Neden bana hiçbişey anlatmadın? Sebebi sadece seni ziyarete geldiğimde annenin kafasını kesip getirmemem mi? Yok bu olamaz. Ama gittiğimiz o bijuteride beğendiğin küpeyi çalmadığım için bana kızgın oldugunu biliyorum. Hatırladın mı hiç bi önemi olmayan sıradan bi günde sana aldığım sevimli ayıcığın karnını açıp neden kanımdan bi kaç damla koymadığım için ne kadar çok sinirlenmiştin. Beraber yaptığımız bilinçaltı yolculuklarında sandaldan düşerken elini tutmadığım için bile o kadar sinirlenmemiştin sen. Evimin bi köşesinde duran resmini daha güzel gözüksün diye küp şeklinde parçalara ayırmıştım ya bi gün o zaman bana “bitanesin” demistin. İlk ve son kez. Hala aklımda o an. Hala tekrar yaşıyorum bazen. Farkında mısın bilmiyorum ama ben hala yaşıyorum. Pek sanmıyorum desem yalan sayılmaz ama. Hatırlamazsın ki. Sen neyi hatırladın ki bunu hatırlayacaksın. Sen korkuyordun ya bazen. Hani beyninin en uç noktasındaki girdaplara yalnız başına daldığında. Beni bile istemezken yanında. Sonra birden kendine gelip “Neden benimle gelmedin?” diye bağırıyordun bana. Ben aslında seninle geliyordum ki. Sadece varlığım seninle değildi. Ama sen bilmiyordun. Sen neyi bildin ki. Ama seni suçlamıyorum sadece. Aslında suçlu benim galiba. Şimdi tekrar burada olmanı ve beni suçlamanı çok isterdim. Ama gittin. Bebeğim sen gittin. Bensiz gittin. Hani her şeyi beraber yapacağımıza söz vermiştik. Ben sana yine de kızmıyorum. Dün seni son gördüğüm yere gittim. Yani evindeki banyoya. Bir kenarında kırmızı bi leke olan o güzel metal parçası hala orda yerde duruyordu. Ve bıraktığın son kelimeler: “Üzgünüm, sözümü tutamadım ama sen benim bu halime inat yaşamak zorundasın. Seni her zaman bekleyeceğim.” Ve şuan elimde sımsıkı kavradığım senin sonun olan metal parçası benimde sonumu getirecek. Korkuyorum biraz. Ama sonunda senin olduğunu bildiğim için de mutluyum. Birazdan seni alan melekler benim için gelecekler. Kızgınım onlara. Ama yapabileceğim de başka bişey yok. Aklım durdu artık. Sıra bileklerimde. Kanımın o muhteşem kokusunu duymaya başladım. Ve ellerim artık yazamayacak duruma geldi sanırım. Artık gelmek üzereyim bebeğim

Son mektup

Hayata gözlerini yummadan önce son bi kez baktığında ne göreceksin. İçine kapanıp yaşadığın bu hayatın sana bi anlam ifade etmesi bence çok saçma. Sen hiç korkudan tir tir titrerken öldün mü? Yada bi yolun ortasında sızarken istediğin sadece sıcak bi omuz muydu? Hayatın seni nereye götürdüğüne baktın mı hic? Bir karıncayı öldürürken çıkan sesleri duyduğunu da sanmıyorum. Gecenin karanlığında kan kokan bi yolda ilerlerken gözüne çarpan o kör dilenciye selam da mı vermedin yoksa? Paketindeki son sigaranı isteyen tinercinin de boğazını kesip kaçmadın tabiki. Evdeki bütün ici dolu bira şişelerini kırıp üstüne yattığını öğrendim. Ama ben senden duymak isterdim. Neden bana hiçbişey anlatmadın? Sebebi sadece seni ziyarete geldiğimde annenin kafasını kesip getirmemem mi? Yok bu olamaz. Ama gittiğimiz o bijuteride beğendiğin küpeyi çalmadığım için bana kızgın oldugunu biliyorum. Hatırladın mı hiç bi önemi olmayan sıradan bi günde sana aldığım sevimli ayıcığın karnını açıp neden kanımdan bi kaç damla koymadığım için ne kadar çok sinirlenmiştin. Beraber yaptığımız bilinçaltı yolculuklarında sandaldan düşerken elini tutmadığım için bile o kadar sinirlenmemiştin sen. Evimin bi köşesinde duran resmini daha güzel gözüksün diye küp şeklinde parçalara ayırmıştım ya bi gün o zaman bana “bitanesin” demistin. İlk ve son kez. Hala aklımda o an. Hala tekrar yaşıyorum bazen. Farkında mısın bilmiyorum ama ben hala yaşıyorum. Pek sanmıyorum desem yalan sayılmaz ama. Hatırlamazsın ki. Sen neyi hatırladın ki bunu hatırlayacaksın. Sen korkuyordun ya bazen. Hani beyninin en uç noktasındaki girdaplara yalnız başına daldığında. Beni bile istemezken yanında. Sonra birden kendine gelip “Neden benimle gelmedin?” diye bağırıyordun bana. Ben aslında seninle geliyordum ki. Sadece varlığım seninle değildi. Ama sen bilmiyordun. Sen neyi bildin ki. Ama seni suçlamıyorum sadece. Aslında suçlu benim galiba. Şimdi tekrar burada olmanı ve beni suçlamanı çok isterdim. Ama gittin. Bebeğim sen gittin. Bensiz gittin. Hani her şeyi beraber yapacağımıza söz vermiştik. Ben sana yine de kızmıyorum. Dün seni son gördüğüm yere gittim. Yani evindeki banyoya. Bir kenarında kırmızı bi leke olan o güzel metal parçası hala orda yerde duruyordu. Ve bıraktığın son kelimeler: “Üzgünüm, sözümü tutamadım ama sen benim bu halime inat yaşamak zorundasın. Seni her zaman bekleyeceğim.” Ve şuan elimde sımsıkı kavradığım senin sonun olan metal parçası benimde sonumu getirecek. Korkuyorum biraz. Ama sonunda senin olduğunu bildiğim için de mutluyum. Birazdan seni alan melekler benim için gelecekler. Kızgınım onlara. Ama yapabileceğim de başka bişey yok. Aklım durdu artık. Sıra bileklerimde. Kanımın o muhteşem kokusunu duymaya başladım. Ve ellerim artık yazamayacak duruma geldi sanırım. Artık gelmek üzereyim bebeğim

Bir kızın intihar etmeden önce babasına yazdığı mektup

Öylesine Bir Mektup


Büyük ihtimalle bu da beğenmeyip yırtığım kağıtlardan biri olacak.benim boş kağıtlarm doldurduklarımdan daha dolu oluyorlar çünkü.ne yazmam gerektiğini bilmeden yazıyorum.hep yaptığım gibi gözlerimi beyaz tavana dikip düşünüyorum,ama karanlık..küçükken çok korkardım ben de karanlıktan,sizinle yatmak isterdim de koca kız oldun derdin hatırlıyor musun?.şimdi garip bir şekilde huzurla doluyor içim karanlığın içinde olduğum için.belli olmuyor kusurlarım,ne kırık tırnaklarımı saklamak zorunda hissediyorum kendimi ne de sürekli saçlarımı düzeltmeye çalışıyorum.belki daha da güzel olurdu her şey,karanlıkta yaşasaydık sadece..bunları da yazmıyor olurdum o sayede.izlemek,karanlığı izlemek..bir zamanlar midemizi bulandıran birçok şeye sonradan alışmazdık aydınlıkta olduğu gibi.belki de daha kolay olurdu öyle yaşamak.yok yanlış anlama sakın zor değil bu şekilde yaşamak ama her nankör insan gibi kolayın kolayını istiyorum.
anladım ki nankör olmayan insanlar masum bebeklermiş sadece.ellerine verilen küçücük bişeyle yetinmesini bilip mutlu olurlarmış.bir bakış yetermiş olmayan dişlerini göstermelerine.dişleri çıktıkça geçmişlerini unuturlarmış.dünyadaki ilk anlarını üç yaşından sonrası olarak görürlermiş.sonra da kendilerini leyleklerin getirdiği ya da pazardan lahana aldık içinden sen çıktın yalanına inanırlarmış.büyürlermiş..gerçekler açığa çıkarmış.her gerçek beraberinde hayal kırıklıklarını getirirmiş.istekler artmaya başlarmış bu arada.küçükken küçük bir oyuncağın yaptığı görevi dünyalar bir araya gelse yapamazmış..büyürlermiş…büyümek acıları tatmakmış,hatalar yapmakmış,büyümek küçük olmak istemekmiş.büyüdüm...belediye otobüslerinde ayakta kalmak korkulu rüyamdı dengemi sağlayamadığım için.annemin kucağıydı en güvenli yer.şimdi annelere yer veriyorumJ.
bir zamanlar içinde kaybolup ağladığım memleketime de sığamaz oldum.bir elimizi soğuk suya batırdıktan sonra ılık suya batırınca sıcak,diğer elimizi sıcak suya batırdıktan sonra ılığına batırınca soğuk hissetmek gibi bişeydi bu.malatya büyüktü,çok büyük..bilmediğim sokakların sayısını da bilmiyordum.istanbulu gördüm yine kandırmışlar beni dedim kendi kendime.annem bi koltuk değneğim sen de ötekiydin baba..bana malatyayı tercih ettiniz.biliyor musun?


düşüyorum arada bir,canım çok yanıyor..ne işin var senin burada diyorum..söylediklerin geliyor aklıma hemen;okuyacaksan git istanbulda oku görmediğin şeylerin yanında gördüklerinin hiç olduğunu gör,sevginin yerini nelerin aldığını gör.kapatma gözlerini,utanmayanlara utanarak bakma,tiksinerek bak..okuyacaksan git bir özel üniversitede oku..o sınavı kazanmak için kitap alamayan çocukların hak ettiği yerde önünde piyasadaki tüm kaynaklar bulunduğu halde çalışma nezaketi göstermeyip parasına güvenen o çocukları gör…bu vatanın kimlere kalacağını gör,hayatın sadece eğlenmekten ve süslenmekten ibaret sanıldığını gör..ve tiksin bir kez daha..tiksin ki benim kızım olduğunu bileyim.tiksin ki Malatyalı olduğunu bileyim..eğer sana öğrettiklerimi unutursan,eğer onlara benzersen dönemezsin bir daha..zaten dönmek de istemezsin...


babacım bana öğrettiklerini yanlış bilenlere bildiklerinin yanlış olduğunu söyledim.güldüler..konuşmak istedim elimizde olanları biliriz biz dediler,her şey elimizde olduğuna göre de problem yok dediler..sorduğum sorular hakkında yaptıkları yorumlar gerçekten komikti.herşeyi bildiğini sanıp konuşmak insanı ne gülünç yapıyormuş..ardından satılık kalplerini ve parayla alabilecekleri her şeyi anlattılar.markalar söylediler bilmediğim..aynı anda birkaç kişiye aşık olabileceklerini iddia ettiler.hiçbiri neden yaşadığını bilmiyordu.alyazmalımı izlememişti birçoğu,izleyenler de komedi filmi değil mi o dediler…tiksindim baba,çok tiksindim..


senin hala çocuksun sen dediğin kızın sanırım hepsinden daha olgun.canımı en çok yakan beni soğukkanlı olarak nitelemeleri.bilmiyorlar ki içimi..dinlemiyorlar ki beni…şimdi kızıyorsundur sen bana bak hala çocukluk yapıyorsun da bana şikayet ediyorsun onları diyeJ..özür dilerim…derdi olmayan mutluluğunu dert sanar diyosun şimdi de biliyorum..herşeyin bir tamamlayıcısı var bu dünyada.en basiti kadın-erkek ya da insan yapımı fiş-priz..belki de zıtlıklar.mesela mutsuzluklar olduğu için mutluluklar var..ama mutlu da değilim dertli de…güçsüzüm sadece..


anlatmak istediğin her şeyi anladığımı anladım..iğrenmem gerektiğini söylemesen de iğrenirdim emin ol.tahammülüm kalmadı...neye tahammülüm kalmadığını bilmiyorum..düşünemem tahammülüm kalmadı..aklına geleni yap ama yanlış bişeyse hatanı temizle hemen demiştin bi de..farkettim de ben hiç karar vermemişim ki.aldığım giysiler bile sizin izninizle benim olmuş..söylediklerinin toplamından karar verme sırasının artık bende olduğu anlaşılıyor.aylardır değneksiz yürüdüm ama değneklerden öğrendiklerimle..öyle bir şey yapacağım ki hatalarımı temizlemem mümkün olmayacak.kocaman bir hata…aklınızda soru işareti kalmasın diye söylüyorum bunu aklımda soru işaretleri olduğu için yapacağım..anlayamıyorum artık neyin ne olduğunu.ayırt etmek zorlamaya başladı doğrularla yanlışları..acaba babamsın diye sana torpil mi geçiyorum?yoksa hakikaten haklı mısın?onlar mı mutlu olması gerekn ben miyim?


boğuluyorum..ben ortalarda yaşayamıyorum.herşeyin içinde doğrusu ve yanlışı var ama iki uç nokta yok.yaptığım her iş yanlış.konuştuklarım saçma ve mantıklı.tamamen zıt düşünen iki insanı yan yana getirip konuşsam ikisi de sevmez beni kendilerine uymayan fikirlere sahip olduğum için..farklı bir yerde farklı şartlar altında yaşamış olsaydım farklı mı düşünürdüm acaba?o izlediğimiz komik sihirli dizilerden birindeki kızların yetenekleri bende olsa çözebilirdim belki de…eminim hiçbir zaman açıklığa kavuşmayacak bunlar.her gün biraz daha karışmaktansa bu halimle bırakırım yaşamayı..azraille ben tanışırım bu kez de..şimdi tam zamanı…her ne kadar karanlık olsa da ben düzelteyim bi saçımı başımı...mektubu yazıp yırttığım diğer mektupların yanına koyuyorum,umarım eline geçer..hoşçakal beni getiren leyleği reddetmeyen insan,hoşçakal koltuk değneğim...

DOSTA MEKTUP

İçim acıyor insan ilişkilerine baktıkça son zamanlarda. Kendimi dipsiz kuyularda hissediyorum.Uçurumlardan atıyorlar beni, lime lime oluyor her bir uzvum. En önemlisi içim acıyor dostum, inan içim acıyor.

       Biz çocukken büyüklerimizi dinlerdik sohbetlerinde. O zamandan aklımızda kalıp içimize yer etmiş birçok değerin içinde dostluk kavramının derin bir izi kalmış. Öyle özlemiş, öyle yaşamak istemişiz hep. Sonra dost kazığı, dost vefasızlığı, aman sırrını dostuna söyleme tedirginliği  çıktıkça karşımıza şaşırmışız. Acaba  eskiler yanlış şeyler mi anlatmış bize, yoksa biz mi eksik anlamışız bilemiyorum.

       Bir zamanlar erkeklerin kapatmalarına dost dendiğini öğrendiğimizde şok yaşamıştım. Bu nemene dostluktu? Sonra dilde pelesenk oldu dostum hitabı.

     Ben dostu iyi günde de, kötü günde de yanımda olan, benimle gülüp benimle ağlayabilen kişi olarak düşündüm hep. Dost senin acılarınla acı  çekebilen, senin mutluluğunla mutlu olandı oysa. Dost tereddütsüz teslim olabileceğin, içini açabileceğin insandı.

       Bir dosta yazdığım şu satırları hatırlıyorum da nasıl farklı yorumlardayız toplumda hepimiz, bir daha  anlıyorum.

       “Günümüzde gerçek bir dost bulmanın zor olduğunu biliyorum. Gerçek dost ki: satılmayacağına inanarak sırrını, derdini, sevincini bölüşebilirsin. Başını göğsünde dinlendirebilir, omuzunda utanmadan ağlayabilirsin. Hiçbir art niyet beslemeden ellerini tutup pozitif enerjisini alabilirsin. Belki çok zor şimdilerde ama eğer hislerim beni yanıltmıyorsa sen omzunda ağlanabilecek bir dostsun, bu da benim için bir kazançtır ve iyi ki varsın sevgili dostum.”

       Böyle yazmıştım o dosta, böyle düşündüğüm, böyle inandığım için. Ona gönlümün tüm açık gizli yanlarını açtım. Onunla bölüştüm sıkıntılarımı, sevinçlerimi. Onu yanınmda, kendimi onun yanında bulmaktan hep mutluluk duydum.

       Kim söylemişse “çok muhabbet tez ayrılık getirir” diye söylemez olaymış. Sanki bu deyişi ispatlar gibi yitirdim onu aniden. Öyle anlamsız, öyle alelacele ve öyle anlayıp dinlemeden sonucunu beklemeden yitirdim onu. Dostu bulmak zor ama dostluğu korumanın da  ondan daha zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum. İçimin kanaması bundan. Bundan günlerdir gülmek gelmiyor içimden. Bir yanım eksik gibi. Bir şeyler kırılıp döküldü toplayamıyorum.

       Böyle olmamalıydı güzel dostum böyle olmamalıydı. Büyük sevgiler, köklü dostluklar basit duygusal kararlara bir anda kurban edilmemeliydi aslında.

       Para-pul, şöhret, unvan, geçmiş hiçbir şey bir dostun üç dakikalık sohbetinden daha önemli değil aslında. Günümüzde sabır yok insanlarda, hoşgörü yok, bağışlama yok. Ufak tefek  noksanları görmezden gelme alışkanlığı yok. Meziyetleri abarttığımız gibi hataları da abartmakta aşırıya kaçmışız. Geri dönüş yollarını en başından tahrip etmeyi marifet saymışız. Oysa hayat öylesine kısa, zaman öylesine değerli ki kaybetmek  akıl kârı değil.

      İşte böyle zamanlarda tutunacak tek dalım sen gelirsin aklıma. Sana dökerim dertlerimi biraz rahatlarım. Aniden güneş doğar, sen de birlikte doğarsın kararan hayatıma. Ay ışır, sen ışırsın. Gönlüm ateş böceği misali pervane olur sana. Sevgiler büyür içimde sen büyürsün. Özlemler büyür, acılar büyür, umutlar, korkular büyür. Seni solurum her nefeste kanımı yıkayıp kalbime dolarsın yeniden dostluk adına güzellikler adına, sevgi adına.

      Böyle kırılgan günlerimde varlığınla bana ışık tutman ne güzel.

      Sen sevgilere, dostluklara, insanca birlikteliklere örnek olursun adeta.         

    

      Hep öyle kal, aziz dostum hep dost kal.

Mektup

Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! “Tak tak “ , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? “geldim geldim” ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?
Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.
“Sen benim kadar sevebilir misin? “ hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.
Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

“ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..
Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .
Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.
Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?”
Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.
Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.
Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!

Seni seviyorum, seni seviyorum
Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!
Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!
Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?
Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.
Sen beni böyle sevebilir misin?
Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?
Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!”

“ Vakit geldi Eski Toprak!”

Not:http://www.yolcu.org/ alıntıdır

 

Son Mektup

Hayata gözlerini yummadan önce son bi kez baktığında ne göreceksin. İçine kapanıp yaşadığın bu hayatın sana bi anlam ifade etmesi bence çok saçma. Sen hiç korkudan tir tir titrerken öldün mü? Yada bi yolun ortasında sızarken istediğin sadece sıcak bi omuz muydu? Hayatın seni nereye götürdüğüne baktın mı hic? Bir karıncayı öldürürken çıkan sesleri duyduğunu da sanmıyorum. Gecenin karanlığında kan kokan bi yolda ilerlerken gözüne çarpan o kör dilenciye selam da mı vermedin yoksa? Paketindeki son sigaranı isteyen tinercinin de boğazını kesip kaçmadın tabiki. Evdeki bütün ici dolu bira şişelerini kırıp üstüne yattığını öğrendim. Ama ben senden duymak isterdim. Neden bana hiçbişey anlatmadın? Sebebi sadece seni ziyarete geldiğimde annenin kafasını kesip getirmemem mi? Yok bu olamaz. Ama gittiğimiz o bijuteride beğendiğin küpeyi çalmadığım için bana kızgın oldugunu biliyorum. Hatırladın mı hiç bi önemi olmayan sıradan bi günde sana aldığım sevimli ayıcığın karnını açıp neden kanımdan bi kaç damla koymadığım için ne kadar çok sinirlenmiştin. Beraber yaptığımız bilinçaltı yolculuklarında sandaldan düşerken elini tutmadığım için bile o kadar sinirlenmemiştin sen. Evimin bi köşesinde duran resmini daha güzel gözüksün diye küp şeklinde parçalara ayırmıştım ya bi gün o zaman bana "bitanesin" demistin. İlk ve son kez. Hala aklımda o an. Hala tekrar yaşıyorum bazen. Farkında mısın bilmiyorum ama ben hala yaşıyorum. Pek sanmıyorum desem yalan sayılmaz ama. Hatırlamazsın ki. Sen neyi hatırladın ki bunu hatırlayacaksın. Sen korkuyordun ya bazen. Hani beyninin en uç noktasındaki girdaplara yalnız başına daldığında. Beni bile istemezken yanında. Sonra birden kendine gelip "Neden benimle gelmedin?" diye bağırıyordun bana. Ben aslında seninle geliyordum ki. Sadece varlığım seninle değildi. Ama sen bilmiyordun. Sen neyi bildin ki. Ama seni suçlamıyorum sadece. Aslında suçlu benim galiba. Şimdi tekrar burada olmanı ve beni suçlamanı çok isterdim. Ama gittin. Bebeğim sen gittin. Bensiz gittin. Hani her şeyi beraber yapacağımıza söz vermiştik. Ben sana yine de kızmıyorum. Dün seni son gördüğüm yere gittim. Yani evindeki banyoya. Bir kenarında kırmızı bi leke olan o güzel metal parçası hala orda yerde duruyordu. Ve bıraktığın son kelimeler: "Üzgünüm, sözümü tutamadım ama sen benim bu halime inat yaşamak zorundasın. Seni her zaman bekleyeceğim." Ve şuan elimde sımsıkı kavradığım senin sonun olan metal parçası benimde sonumu getirecek. Korkuyorum biraz. Ama sonunda senin olduğunu bildiğim için de mutluyum. Birazdan seni alan melekler benim için gelecekler. Kızgınım onlara. Ama yapabileceğim de başka bişey yok. Aklım durdu artık. Sıra bileklerimde. Kanımın o muhteşem kokusunu duymaya başladım. Ve ellerim artık yazamayacak duruma geldi sanırım. Artık gelmek üzereyim bebeğim..

SizforeN aska MEKTUP:=)

Gittin...

Dudagima, çocuksu susuzlugumla asla doyamadigim öpücüklerinden birini kondurup gittin. "N'olur öyle bakma bana" dedin en son... Daha birkaç dakika önce, gözlerimde varliginla alevlenen yasam sevincinin yerine, boyun egmis, donuk ve daha simdiden hasretinle kavrulmus bir karanligi birakip gittin...

Dolmustu zamanin...

Yüregimdeki kum saatini, o göz açip kapayincaya kadar geçen "sen"den, sanki asirlarca tükenmek bilmeyen "sensizlige" tersyüz ederek gittin.

Içimde, günlerdir yoklugunla zayiflamis, kalbi kupkuru kalmis ask çocugunu sevginle emzirme sarhosluguyla delirdigim su "üç saatin" içindeki yüzlerce "an"i "ani"ya dönüstürerek...

Önce gözlerim öksüz kaldi yoklugunda. Sonra, nefesinin o bugulu sicakligindan mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarlari...

Gittin...

Iki askin arasinda saskin, ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi evin,. "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin...

O eski ev... Oturup, zamanin o yagmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, günesin bütün gün sadece yalayip geçtigi los pencerelerinde dalginligimizi biriktirdigimiz o ev...

Susardik bazen... Ansizin, hesapsizca, belki de yorgun düserek... Akildisi bir hizla devinen imgelerin ortasinda, bir çig gibi ömrümüze yigilan anilardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ritüel gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafimizda, umurumuzda olmadan...

Elin çaya uzanirdi...

Tenim dudaklarini özlerdi...

Bir sözüm siirin olurdu... Demlenirdik.

Gömüldükçe düslerin o büyülü uykusuna, askimin kalbimdeki ilahi melodisi çalinirdi kulaklarina birden. Nasil da ürkerdin... Karanliktan korkan bir çocugun teselli isligi gibi bölerdi sesin suskunlugumuzu...

Ruhlarimizin biryerlerde bulustuguna, düslerimizin biryerde kesistigine inanmak istedigim bu hayattan çalinti anlari, beni bunun aksine inandirmaya çalisan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.

Iste böyle anlarda yüzü daha da netlesirdi dünyaya gözlerinden bakan o yarali çocuklugunun...

Iste ben en çok seni içimden dogru sevdigim böyle anlari severdim...

Hayatin içinde seni barindirdigi her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o siradan ayrintilarini alabildigince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanin içinde, varligina yillardir asina oldugun bir esya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve basinin üzerinden sonsuzluga akip giden düs bulutlarinda sekillenen her sözü, yüregimde senin için büyüttügüm siire misra yapip eklemekti seni sevmek...

Sevmek hayatina taniklik etmekti benim için...

Sabahlari evden çikmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere bogarken "gitme" diye sayiklayan sesine kiyamayip, patrona binbir yalanlar uydurarak sik sik ise gitmemekti seni sevmek...

Sana kahvalti hazirlamakti. Özenle hazirlidigim sofraya istahla oturup, "Sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben... Senden daha iyisini mi bulacagim" diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmakti... Ince ince kiyilmis, tabaga motif gibi islenerek dizilmis ve hep sevdigin gibi üzerinde zeytinyagi ve limon gezdirilmis domateslere, yaptigim mezelere duydugun minnete sasirmakti...

Hayatina eklemekten çilginca zevk aldigim o sefkatli inceliklere duydugun minnete...

Seni sevmek, bundan yillar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranligimin yavas yavas aska dönüsünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldigim mektuplarima, ayni incelikle, ayni özlemle, ayni hayranlikla verdigin cevaplarina inanmamakti... Tüm israrlarina ragmen, bu essiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamakti. Sonra ansizin yollara düsüp, çocuklugumda kalbimde filizlenen sevdasi senin askinla yeseren bu kentin sokaklarinda izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceligin ve bu derin anlayisin yüzünü", yani o merak ettigin yüzümü, gözlerine tasimakti... Bulustugumuz cafede, aylarin günlerin telasi ve susuzluguyla, anlattigin seylerin hiçbirini algilamadan, sadece hayranlikla seni, o hepimiz gibiligini seyrederken, masanin altindan bir türlü çikartamadigin o telasli, o çocuk ellerinde kendini eleveren heyecanina inanamamakti...

Seni sevmek, o gece raki içtigimiz köhne meyhaneden çikip yürüdügümüz sokaklarda, Nisan ayinda bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanri'nin bu ask için gönderdigi bir isaret olduguna inanmakti...

Seni sevmek kadinligimi, bedenimi ve hazzi ilk defa seninle kesfetmekti. 17 yildir sanki sadece senin için sakladigim bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoslukla sana sunmakti... Her dokunusunda kutsal bir ayinin o sicak ve tatli sarabini yudum yudum içer gibi...

Seni sevmek, askin ugruna, ama senden izinsiz, baska bir kentteki hayatimi sifirlayip, yasadigin kente, yasadigin gögün altina, islandigin yagmurlarin altina gelip yerlesmekti. Senden baska, bu koca kentte bir basinalik ve kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanidik simaya rastlamamaya alismakti güçlükle... Hücrelerimle beraber çogalan askini özgürce ve sinirsizca yasamak için ailemin sefkatli ve anlayisli kollarindan siyrilip kanatlanmak, yillanmis can dostlarin sevgisini çok uzaklarda birakmakti...

Seni sevmek, yalnizligin soguk kollarindan biraz olsun siyrilip, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek basima Beyoglu'nun karanlik sokaklarinda kalabaligin soluguyla isinmaya çalismakti. Hiç tanimadigim insanlarin yüzünde senin yüzünü aramak, onlarin kaybetmis, umutsuz hayatlarinda yarali geçmisinin ve çocuksu düslerinin izlerini sürmekti...

Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk isiklari ruhumu isirirken, ayni gecenin yildizlari altinda seni deliler gibi özlemekti... O geceyi de kollarinda geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolasip, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüsünü beklemekti... Bazen bu bekleyislerin sonu, yorgun düsmüs bedenimi sürükledigim evimde, o gece bir baska kadinin yaninda uyumana aglamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir sizofren gibi, hiçbir sey olmamis gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum...sasirirdin.

Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olani acimasizca yokeden bu kentin hoyratligina ve senin için artik inanmaktan çoktan vazgeçtigin, yasadigin hayalkirikliklariyla çok uzun zamandir kaybettigin o ask duygusunun gerçekliginin canli ispati olmaya direnmekti... Kalbine inançla ask tohumlari ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdigin ask sarkisi adina sana umut vermekti...

Seni sevmek, ait oldugun gökyüzünde seni özgür birakmakti... Koparmamakti kanatlarini... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynagindan, baska sevgilerin siirine ekledigi misralardan kiskançlikla seni mahrum etmeye yeltenmemekti...

Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razi olmakti... Çocuksu bir saflikla tek vazgeçemeyeceginin ben olduguma kendimi inandirarak, hayatina boyun egmekti...

Seni sevmek, bir babayi, bir canyoldasini hayatinin sonuna kadar yaninda oldugunu bildigin güvenilir bir dostu, ilgiye ve sefkate doymayan çaresiz bir küçük çocugu, ama en çok da tutkulu, kiskanç ve yüregi sonsuz maviliklere akan bir deli asigi sevmek gibiydi... Birgün ansizin, telefonda duydugun bir sese, ya da yeni tanistigin bir kadina asik oldugunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasil kiskandigimi görmek isteyen abartili bir heyecanla söylediginde, telasa kapilmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduguna ve asla benden vazgeçemeyecegine inanmakti... Yine de içimdeki o kaçinilmaz endise ister istemez sarardi yüzümü... Sesim solugum kesilirdi birden... Iste, öyle anlarda beni simsiki sarip, tutkulu bir sevismenin ilk öpücüklerini dudagima kondururken, "Sen küçücük bir kizsin, biliyor musun" diyen sefkatli sesini severdim en çok... Ve aslinda ben dahil, hiç kimseye asik olamayacagini düsünür, hüzünlenirdim...

Rüyalarimin gül kokusu...

Sonra birgün aska açildi yüreginin sürgüleri...

Sonra birgün siirlerin baska bir askin kokusuna büründü...

Yikildi tabularin... Kirildi zincirlerin... Uzagima düstün..

Bu defa farkliydi, hissetmistim. Yalniz bedenini degil, ruhunu da paylasmaya baslamistin bir baska kadinla...

Sonra sevmek yavas yavas kayisini izlemek oldu avuçlarimdan... Seni sevmek, sen sabaha karsi uyudugumu sanarak yanimdan kalkip bir baska yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan firtinalari susturmaya çalismak oldu sessizce...

Habersizce kapini çaldigim o gün, kapinda kalip, içeri girememek oldu...

O güne kadar hiç olmazsa bana karsi dürüst olmanla, yasadiklarini benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir baskasini incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizledigini, yalanlarla da olsa onu korudugunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarini bile kiskanir oldum.

Neden dürüst olmak için beni seçmistin sanki... Gerçegin acimasiz zindanlarinda neden beni kilitli birakmistin...

Ne çok düsündüm bu sorularin cevaplarini... Ne çok sorguladim kendimi, nerde hata yaptigimi, neyi eksik biraktigimi...

Kadinca oyunlardan haberim olmadi hiçbir zaman. Seçtigin yasam biçiminden koparmak, seni soluksuz birakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istedigin bu muydu? Seni yanlis mi tanimistim?.. Bana hep, ne kadar asil bir yüregim oldugunu söyler dururdun... Isyanim, kalbimin ezilmis parçalarinin üstünü örtüp, sessizce çekip kapini çikmak olurdu en fazla...

Yalniz kalmak istedigini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çikip giderdim... Özür diler gibi bir sesle, onun gelecegini söylediginde, sessizce çikip giderdim... Karsinda ben otururken, onunla saatlerce telefonda konustugunda çikip giderdim... Hep giderdim...

Bu onurlu tavrimdi belki de ezen yüregini... Vazgeçemedigin tek yanim buydu belki...

Sonra, sevmek yarali kadinligimi baska yüreklerle avutma yanilgisina kapilmak oldu... Buna hakkim oldugunu söyleyip dursan da, biliyorum, aslinda içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmistin zaten... Benim de yüregimi böldügümü düsünmek sana bile agir geldi... Oysa ben, seni degil, kendimi cezalandiriyordum baska bedenlerde... Ruhumu kemiren bu deli aski cezalandiriyordum... Bunu anlamadin mi sevgili?

Sevmek seni degil çocuklugumu, düslerimi, kendimi aldatmak olmustu artik... Bana baglanan masum asklari seninle aldatmak olmustu... Kimseye veremedim yüregimi. Ne zaman baksalar içime, yüregimin kirik aynasinda kendilerinin degil, senin yüzünün aksini gördüler hep. Sessizce çekip gittiler. Farketmedim bile gittiklerini...

Gittin...

Seni sevmek, bensiz akip giden hayatina bir yabanci gibi uzaktan bakmak oldu çoktandir... O çocuk ellerinin, bir baskasinin saçlarinda gezindigini, aniden özlemle sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina "gitme" diye sayikladigini düsünmek oldu, seni sevmek... Geceleri, kokuna hasret yatagimda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemedigi bir bencillikle, kalbindeki tek askin benimki olmasi için gözyaslari içinde Tanri'ya yalvarmak oldu..

Seni yasak bir ask gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasinda yasamak oldu, sevmek... Beni hayatindan disladigin için öfke nöbetlerine kapilip, bana bile yabanci gelen, hiç tanimadigim bir sesle sana bagirmak, haykirmak, aglamak, sonra pismanlikla affedip tutkuyla sana tekrar sarilmak oldu...

Yabani bir ot gibi ruhumu sarip sarmalayan öfke ve kiskançlik duygulariyla benligimden uzaklasmayi kendime yakistirmamak, sikisip kaldigim bu karanlik dehlizde, kendi kalbimde, yalnizligimda, sensizligimde, kendi askimla delirmek oldu artik seni sevmek...

Simdi, bu aciya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluga birakip gitmesi için birbirine yalvaran iki yüregiz artik... "Ayazda Iki Yürek" gibiyiz...

Sen benim sizofren askimsin... Bense senin kanayan vicdaninim...

Affet beni sevgilim... Verdigim sözleri tutamadim...


Cezmi ERSÖZ

ßu Site Gothic Tarzını ßelirleyen Ya Da Kendini Burda Bulmak İsteyenler İçin Kurulmuştur. Her Hakkı Saklıdır.Site Yazıları Blog Sahibine Ait Değildir.Alıntı Ya Da Çalıntı Yaparken Yazının Altındaki Kaynak Linkini Veya Yazılmış Olan Telif Sahibinin Adını Vermeyi Unutmayınız.Emeğe Saygı Lütfen.
Copyright © 2007 - 2009
Designed by ±†WamqireS†±
İçimizdeki Karanlık
http://wampirsifen.bloggum.com
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page