Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image and video hosting by TinyPic _Kayan Başlık Çubuğu

 

SoNsUzLuk ÖnÜmDeYdİ HeP AmA GiDeMeDiM SeNDeN UzaĞa

..::·±‡İçİmİzDeKi KaRaNlIk!‡±::..

·±‡ÖlÜmSüZlÜğÜn En KöTü YaNı SoNsUzA KaDaR SüRmEsİdİr!!‡±

Blogguma hoşgeldiniz..Sayın ziyareyçilerim..Bu blog bir hobi sitesidir.Satanistlikle uzaktan yakından alakası yoktur.Lütfen bunun bilincine varıpta yorum atınız.Küfürlü yorumları yayımlamamaktayım bilginize!!Herkese kolay gelsin!!!!
10 tane "yaşamak" etiketli yazı bulundu "yaşamak" tagli diger ogeler resimler , videolar

Yaşayabilme İhtimali

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!
 
Yılmaz Erdoğan
 

Bir hayat dersi...

 İNSANLARI KUSURLARIYLA SEVMEK
Vietnam'da savaştan sonra sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır.

San Francisco’dan ailesini aradı :

'anne baba eve dönüyorum ama sizden bir şey rica ediyorum yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum' 'memnuniyetle onunla tanışmak isteriz diye cevapladılar' oğulları:

"Bilmeniz gereken bir şey var" diye devam etti. Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve bir kolunu ve bir bacağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok, onunda gelip bizimle kalmasını istiyorum. Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz. Hayır anne baba onun bizimle yaşamasını istiyorum. Oğlum dedi babası bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur, bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır. Oğlu o anda telefonu kapattı.Ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama bir kaç gün sonra San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne baba hemen San Francisco’ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler. Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı. Bu hikayedeki aile de bir çoğumuz gibi.

Güzel olan yada birlikte olmaktan zevk aldığımız insanları sevmek bizim için çok kolay ama bize rahatsızlık veren ya da yanlarında kendimizi rahatsız hissettiğimiz insanları sevmiyoruz. Bizim kadar sağlıklı güzel ya da akıllı olmayan insanların yanından uzak durmayı tercih ediyoruz. Neyse ki bize bu şekilde davranmayan biri var.Biz ne kadar bozulmuş olursak olalım bizi sonsuz ailesinin yanına çağıran şartsız sevgiyle seven biri. Bu gece uyumadan önce insanları olduğu gibi kabul edebilmemiz ve bizden farklı olanlara karşı daha anlayışlı olabilmemiz için gereken gücü vermesi için Allah’a dua edelim. Kalbimizde dostluk adında bir mucize var. Nasıl olduğunu veya nasıl başladığını anlamazsınız. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve dostluğun Allahın en büyük armağanı olduğunu anlarsınız. Gerçekten de dostlar çok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak isterler. Bugün dostlariniza onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin. Unutmayin Allah var, problem yok!

İki çizgi arasında yaşamakk

Hayatının bir yerinde öylece kalırsın bazen , ne geri gidebilirsin nede ilerisi vardır gideceğin.Öyle durup seyredersin sanki bir yönetmenin çektiği filmi izler gibi..Oyuncular sürekli değişir senaristi meçhul..bir cambaz gibi yürümüşsündür ,hayatının kısalı ,uzunlu yollarında.bir yerde küçücük bir yerinde parmak şıklatması gibi bir zaman da düşünürsün sadece sen durmuşsundur, herşey devam eder ve hayat pencerelere bölünmüştür o an pencerelerde başlar senaryolar ,her oyuncun rolu bellidir...kavgalar,sevişmeler,doğumlar,ihanetler, yalnızlıklar,cinayetler,uyuşturucular,intiharlar, eğlenceler,daha niceleri yaşanır ve sen, senn seyredersin , ağlayarak,tiksinerek,acıyarak,kızarak,korkarak şaşkınlık içinde olanları izlersin bitsin artıkk!..! bitsin desende bitmez hiçbiri,ne sen değiştirebilrsin hayat denen senaryoyu , ne senarist senaryonun akışını değiştirir senin için.
Bir cambaz gibi yürürsün korkuyla tetikte, çünkü gelecek yoktur oan ,, geriye dönüş yoktur!!.. uzun bir ip ve sen ortadasın elinde değneğin dengeyi sağlamaya çalışırsın, ama denge işte dengeyi sağlamak bütün mesele,,yönetmen kamera stop!!... der, ve sen durursun ''meçhul'' senarist hangi rolü yazmıştır kimbilir senin için ..dengen bozulur ve o an ayakta kalmaya çalışırsın yalpalarsın dalgalar gibi, dibede vurabilirsin alaborada olabilirsin çaresizz ,oynayacaksın rolünü ve uyacaksın senaryoya ve kamera der yönetmen yeniden başlarsın kaldığın yerden rolüne alışırsın artık ,gördüklerine de şaşırmazsın, bir adam bıçaklanıyorken kaçarsın, bir kadın dayak yerken yürür gidersin bir çocuk ekmek çaldığı için tutuklanırken, umursamazsın sende tükürürsün yazık sana dersin ekmek çalmaya utanmıyorsun, sonrada dansözlü içki masalarında hayat pazarlığı yapanlara kölelik edersin , pardon ''itlik'' ama rol gereğidir itlik bile...
Susarsın hep susmaktır artık senaryodaki senin yeni rolün...Aşklar kiralanır tek gecelik, sevgileri beş kuruşa harcarsın, umutlar şans oyunlarına katlanır, hayaller alkole değiş tokuş yapılır ve çocuklar sokaklara atılır... Sonra hergün tekrarlanır aynı senaryo değişik biçimlerde .. etin acır kanın donar damarlarında, kamera stop!! ..zamanı geldiğinde durursun yine, öylece çaresiz..sıranı beklersin birdahaki rolüne kadar bilmeden hangi rolü oynayacağını..

Hayatı Tersten Yaşamak

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir...

Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.

Nasıl mı?

Cami'de uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua
ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz,
yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.

Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatl ar, çocuklar torunlar hepsi
hazır.

Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz.

Ne güzel, hazır maaş, hazır ev...

Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin
hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..

Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan
olarak ise başlıyorsunuz.

Herkes karsınızda el pençe divan...

Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.
Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.

Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade.....aman ne güzel günler
başlıyor...

Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi
olur diyor.

Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, işi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..."

Keyfe bakar mısınız?

Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem
başlıyor.
Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlı yor, araba kullanma
derdi de yok artık....

Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak,
oyuncaklarınla oyna" diyorlar.

Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta
bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli
dönem başlıyor.

Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.

Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için
ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık,
yumuşacık, gürültüsüz ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.

Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.

Veeeeee...

Günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatiniz bitiyor...

Can YÜCEL

İnadına Yaşamak!!!

Yabancı:=(

Yabancı:=(img172/8008/1406ma6.jpg

Küçük bir çocuktum sadece.. her gece başka bir dünyanın sabahına uyanacağını sanarak gözlerini kapayan..
Minik bir soluktum öylece.. her sabah aynı evin aynı duvarına bakarak gözlerini açan..
Tuhaf bir umuttum sadece.. her gece yastık altı ağlayan..
Masum bir buluttum öylece.. şehrin pisliğinde maviliğini beyazlığını unutan..
Suskun bir sorundum sadece.. beyazın her tonunu siyahlara boyayan..
Silik bir ümittim öylece.. acılara boğulursam nefesim kesilir ölürüm sanan..
küçüktüm çocuktum miniktim soluktum tuhaftım umuttum masumdum buluttum suskundum sorundum siliktim ümittim..
büyüdüm büyütüldüm mecbur bırakıldım koştum koştum koştum soluksuz kaldım sıradanlaştım umutsuzlaştım kirlendim yağdım yağdım yağdım konuştum çözüldüm kesinleştim ümitsizdim..
anladım..
büyümek koşmaktı
mecburen koşmaktı
koşmak nefessiz kalmaktı
nefessiz kalmak sıradanlara özgüydü
sıradanlar umutsuzdu
umutsuzlar kirlenmişti
kirlenenler dolup taşıp yağmıştı
yağdıkça konuştular
konuştukça çözüldüler
kelimeleri gittikçe kesinleşti
keskin kelimeler ümitlerini yıktı
yok oldular hepsi
ve adına "HAYAT" dediler bunun..

Korkarak yaşıyorsan:=(

Öyle bir hayat yaşadım ki;
Cenneti de gördüm cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki;
Okudum, okudum anlamadım.

Öyle bir hayat yaşadım ki;
Son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan anladım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım, hem güldüm halime.

Sonra dedim ki,
Söz ver kendine!

Denizleri seviyorsan,
Dalgaları da seveceksin.

Sevilmek istiyorsan,
Önce sevmeyi bileceksin.

Uçmayı seviyorsan,
düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan,
Yalnızca; hayatı seyredersin...


Şebnem Ferah

HAYAT NEDİR???

Hayat çetele tutmak değildir.
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, kiminle evli olduğun demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın veya kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi, nerede yasadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat, notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da, çalıştığın isler de değildir. Hayat çok arkadaş sahibi olmak ya da yalnız olmak, kabul görmek yada görmemek de değildir. Hayat bunlar değildir.
Hayat kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir. Güven, mutluluk ve şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Neler söylediğin ve ne demek istediğindir, söylediklerinin arkasında durmandır. İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi, hayatını başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat, bu seçimlerden ibarettir.

TIKANIP KALDIĞINDA HAYAT

Bir yerlerde tikanip kaldiginda hayat, soluk almak güçlestiginde,

Yüregin susup, mantigin sürüklemeye basladiginda ayaklarini,

Daglara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüregini ferahlatacak;

Yeni insanlarla 'tanismali, yeni kesifler yapacak....

Hep isteyip de, bir gün yaparim diye erteledigi ne varsa, Gerçeklestirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklastigini; zamanin bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculugun devam ettigini anlamali.

Bas döndürücü bir hizla geçiyorsa birbirinin ayni günler,

Her aksam ayni can sikintisiyla eve giriliyorsa,
Degistirmeye çalismali bir seyleri;

Küçük seylerle baslamali belki; örnegin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüregine takmali günes gözlüklerini;

Gördügünü hissedebilmeli!

Sagligini kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Degerli olabilmeli hayat!

Illa büyük acilar çekmemeli, küçük mutluluklari fark etmek için!

Baskasinin yerine koyabilmeli kendini;

Aglayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!

Aglayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Su adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamali; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alip, hapsetmeli kokusunu içine...

Günesin dogusunu seyretmeli arada bir, seher yeli oksamali saçlarini...

Karda, yagmurda; sevincine, coskusuna; firtinada boranda; Öfkesine, isyanina ortak olabilmeli doganin!

Bir çocugun ilk adimlarinda umudu; bir gencin düslerinde gelecegi;

Bir yaslinin hatiralarinda geçmisi görebilmeli! Çalismadan basarmayi, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayi beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kirikligi, her aci; Bir firsat yasamdan yeni bir seyler ögrenebilmek için; kaçirmamali!

Çünkü; hiç düsmemissen, el vermezsin kimseye kalkmasi için, hiç Çaresiz kalmamissan, dermani olamazsin dertlerin; aglamayi bilmiyorsan, Nesesizdir kahkahalarin;

Merhaba dememissen, anlamsizdir elvedalarin...

Ne, herkesi düsünmekten kendini, ne; kendini düsünmekten herkesi unutmamali!

Bilmeli; çok kisa oldugunu hayatin; hep vermek ya da hep almak için...

Sadece, anlatacak bir seyleri oldugunda degil,
Söyleyecek bir sey bulamadiginda da dinleyebilmeli!

Akli ve kalbiyle katilabilmeli sohbetlere...
Hafizasi olmali insanin; hiç degilse, ayni hatalari, ayni bahanelerle tekrarlamamasi için!

Sorulari olmali, yanitlari bulmak için bir ömür harcayacak! Dostlari olmali, ruhunun ve zihninin sinirlarini zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmali sevgisi;
Ama, kapasitesi sinirli olmali yüreginin ki, hakkini verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir tesekkür, bir elveda için...

Yasam dedikleri bir sinavsa eger; Asla vazgeçmemeli sevmek ve ögrenmekten;

Ama, herkesi sevemeyecegini de her seyi bilemeyecegini de fark edebilmeli insan!

Tipki, her seye sahip olamayacagi gibi...

Zamanin ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayati...!

Gerektiği Kadar İyi Yaşayamıyorum...:=(

gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum
- işin komiği 'gerektiği kadar iyi' nasıl yaşanır, onu da pek bilmiyorum
- devamsızlığım çok hayatta
- bir yıl düş'e dokunur gibi hiçbir şey yaşamıyorum, sonra, ertesi yıl bir gömülüyorum hayata ve aşk'a, kaldırabilene aşkolsun
- nerede, nasıl, ne zaman, kiminle, ne kadar daha fazla mutlu olunur, bilmiyorum
- olmadığım yerleri, yapmadığım şeyleri düşlüyorum bazen
- bazen diyorum: 'cinsim başka olsaydı daha mı mutlu olurdum acaba'- dallıyorum günleri, bugünün ne içerdigine bakmadan, ertesi gün'e geçiyorum hemen
- yaşayacaklarımı hep son ana bırakıyorum
- kendimi çogunlukla yaşamayacak kadar yorgun hissediyorum
- ne yasarsam yasayayım, gözüm hep öteki hayatlar'da kalıyor bazen
- yaşamaya iyi konsantre olamıyorum
- bence hayat, cinselliğin önemli bir parçası- bazılari çalıp-çırpıyor her şeyi, öteki hayatlar'dan otluyor hep bazıları
- sevişince acıkıyorum
- her sabah bir gün eksik uyanıyorum ömrümden
- kafamdaki insan, olamıyorum- kendi ömrümdeymiş gibi rahat yaşayamıyorum
- herkes ağzına kadar başkası dolu
- içimde hiç kötülük yok.. bu çok kötü
- depremle yaşamaya da alışabilirim.. tamam.. olur.. fakat bir şartla: beni öldürmeyeceğine söz verirse
- ömrüm bir dönem çok açık kaldı, hayatıma kaç insan girdi hatırlamıyorum
- aslında ileride çok mutlu olunacak sota yerler biliyorum
- bazı sabahları dünya, çok zor alışıyor bana
- orjinal bir kaç insan arıyorum
- atsan atılmaz, satsan satılmaz bir yük gibi geliyor bazılarına hayat
- tez'siz, antitez'siz, gel bana hipotez, hipotez
- hayatta bir ağırlığım olsun diye, şişmanlıyorum
- üçün biri'ni seçerken bile ikilem'e düşüyorum
- yaşamak için sonsuz ideal bir yer var mı? ben bulamıyorum..
- yaşamam gereken bir çok şey ve yaş, başka bir çok şey ve yaşları düşünürken geçip gidiyor
- bazen çok geriden yaşıyorum
- ömrüm son bulduğunda neleri yaşamış olayım.. neleri yaşamış olmalıyım.. bilmiyorum
- bu benim ilk tecrübem dünyada
- bütün güzel kızları, iyi oğlanları kapmışlar
- bütün şahane mevzuları çok önceden konuşmuşlar
- bütün güzel pozisyonları biz yokken sevişmişler
- iyi bir ömür, hangi iyi bir ömürle kıyaslanabilir ki
- kim olarak öleceğimi, ne olarak kalacağımı bilmiyorum
- hayat, benden, zevk alıyor mu acaba bilmiyorum
- tanrı veya doğa, beni böyle kullanarak ne yapmak istiyorlar, pek anlamıyorum
- ancak yine de ömrümden geleni yapıyorum..
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
·±‡İçİmİzDeKi KaRaNlIk!‡±
Bloggum'u nasıl buldunuz????

Güzel!!!
Güzel Değil!!!
Bence Süper!!
Daha İyisini Yapabilirsin!!
Şahane!!
Tam Gohic Blog'u!!
Çok Korkunç Yaaa.=)
Benim Bloggumdan güzel!!
Tek Kelime İle Mükemmel:=)


Şu Andaki Durum
http://wampirsifen.bloggum.com TopOfBlogs
.
Image Hosted by ImageShack.us
Toplist Gothic Toplist by nachtwelten
Locations of visitors to this page