Hayatta en çok "Hayir" demekte zorlandim. Evde, okulda, kislada itaati ögretmislerdi.
Iyi evlat, iyi ögrenci, iyi asker, iyi yurttas kosulsuz "Evet" derdi.
Itiraz ihanetti.
Lüzumsuz "Evet"lere bir ömür verdigimden midir nedir, Milli Egitim Bakanligi'nin yeni müfredat tasarim kitaplarinda en sevindigim sey, ilkokul çocuklarina "Hayir deme becerisi" kazandirma çabasi oldu.
Bir Hayat Bilgisi dersi düsünün ki, 2. siniftan baslayarak "Evet/ Hayir" oyunuyla çocuga istemedigini yapmama özgürlügünü ögretiyor.
Ilk asamada "suçluluk duymaksizin hayir diyebilme"yi...
"Hayir, çünkü..." diye itirazinin nedenini dillendirebilmeyi...
"Hayir, ama..." diye reddettiginin alternatifini sunabilmeyi...
* * *
Bitmedi.
Sonraki etkinligin adi "Kizma birader"...
Farkli görüse tahammül egitimi...
Kitapta örnek bir aile var: "Hosgör ailesi..."
3. sinif Hayat Bilgisi, "Ortak ve farkli yanlarimiz"i ögreterek basliyor.
"Benzemez kimse sana" sarkisini dillerde gezdiren ülke, "Herkes birbirine benzeyecek" komutuyla yillar harcadiktan sonra simdi çocuklarini "Kimse benzemez bana" ünitesiyle egitiyor.
Bu altyapi, 4. sinifta Sosyal Bilgiler'le destekleniyor.
Ilk derste "Farkliliklarimiz bizi essiz ve özel yapar" fikri isleniyor.
"Ben 73 milletle beraberim" diyen Mevlana'dan hosgörü hikayeleri anlatiliyor.
6., 7. ve 8. siniflarda Felsefe dersiyle bu birikim pekistiriliyor.
* * *
Müfredati hazirlayanlar ögrencilerde 7 becerinin eksikligini saptamis. "Elestirel ve yaratici düsünme ve sorgulama eksikligi" ön siradaymis. O yüzden kitaplarda birey olmayi, risk almayi, meydan okumayi, sorgulamayi, kendine güveni, açik fikirliligi, tartisma ve hosgörüyü destekleyen dersler var.
Ayrica bir arada yasama kültürünü gelistirecek dersler de planlanmis.
"Kendimi kutluyorum" gibi üniteler çocukta özgüveni artirmayi amaçlarken, "Birlikte basarabiliriz" basligi altinda dayanisma hazzi da ögretiliyor.
* * *
Eski kitapta (askerlikteki gibi) "Atatürk'ün büyük bir kahraman oldugunu söyleme - yazma ünitesi" vardi.
Çocuklar bunu ezbere söyleyip yazdi, ama görünen o ki içsellestirip bu bilgiyi davranisa dönüstüremedi.
Her seyi "Hep - hiç", "ak - kara", "evet - hayir" karsitliginda ezberleten yaklasim, "kahrolsun - yasasin" zitlasmasinda "ölürüm -öldürürüm" diyen siyasi kutuplasmalarin tohumlarini atti ve bizi derin uzlasmazliklara sürükledi.
Her sabah "Türküm, dogruyum, çaliskanim" diyerek yetisenlerin çogu ne dogru dürüst "Türk", ne "dogru", ne "çaliskan" olabildi ve üniversite sinavinda "100 bin sifir" çekti.
Simdi anliyoruz ki, bizim Hititlerinkinden önce kendi ailemizin tarihini ögrenmeye, itaatten önce sorgulamaya, ezberlemeden önce anlamaya, farkliliklari kabullenmeye, bir arada yasamayi içsellestirmeye ihtiyacimiz var.
Bilgi, ancak böyle kültüre dönüsebiliyor.
Talim Terbiye Kurulu Baskani Ziya Selçuk ve arkadaslarinin çabalari bu açidan önemli...
Tek sorun su:
Acaba Türkiye'de itiraz eden çocugu hos görecek ögretmenler, müdürler, veliler, valiler, komutanlar, bakanlar var mi?
Yoksa ise, onlarin egitimiyle mi baslamali?